"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Kaybolan İstanbul'un yazarı: Hüseyin Rahmi Gürpınar

Her şeyden önce İstanbullu Türk yazar olarak kaldı. Kaybolan İstanbul’u onun eserlerinde, yine kaybolan folklor ve dili onun kişilerinde görüyoruz. Canlı karakterlerin yanında sayısız tipler onun sayesinde oradadır. Ve günün birinde inanıyoruz ki Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’u tamamıyla değilse de kısmen dirilecek.

17 Ağustos 1864’te İstanbul Ayaspaşa’da doğdu. Bir Osmanlı generalinin, Erzurum mevki komutanı Mehmed Said Paşa’nın oğludur. Annesi de 3 yaşında kaybettiği Ayşe Sıdıka Hanım. Bir müddet sonra hem öksüz hem de yetim kalan Hüseyin Rahmi’nin Aksaray’da anneannesi ve teyzesinin yanında büyüdüğü biliniyor.

Kaybolan İstanbulun yazarı: Hüseyin Rahmi Gürpınar

Bu semtte Yakup Ağa Mahalle Mektebi’nde ve Mahmudiye Rüşdiyesi’nde okudu. Memur olarak yetişmesi için Mahrec-i Aklâm’a (bir memur mektebi) verildi ve Abdurrahman Şeref Efendi’nin teşvikiyle de Mülkiye Mektebi’ne devam etti. Bu sonuncuyu hastalandığı için iki yılda bırakmış. O sırada başladığı Fransızcayı ise dönemin Osmanlı münevverlerinin çoğu gibi memlekette ve resmi daire yazışmalarında öğrendiği anlaşılıyor ki, yeterlidir. Bu gayret Fransa’yı görmeden mükemmel Fransızca öğrenen Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa gibilere bakacak olursak bugünün gençliğinde görülmüyor.

ÖMRÜNCE HALKI GÖZLEDİ

Hüseyin Rahmi Gürpınar hayatı boyunca İstanbul’u öğrendi. Onun tadını çıkardı. İstanbul dışındaki yaşamı çok sınırlıdır. Çocukken babasının yanında Girit’te bulundu. Avrupa tecrübesi yoktur. Ömrünce İstanbul mahallelerindeki halkın hayatını gözledi. Bugün İstanbul Türk’ünün kahvehanedeki, düğündeki ahvali, kadınların kaybolan zengin ifade ve deyimli folkloru, onun sayesinde yaşıyor. Bu dilin tadını, bir parça çağdaş yazarlarımızdan Şule Gürbüz’de bulmak mümkün.

YILDÖNÜMÜNÜ ISKALADIK

Gürpınar’ın 75. ölüm yıldönümünü millet olarak ıskaladık. Yüzüncü doğum yıldönümünde de büyük bir Hüseyin Rahmi anması tertiplendiğini hatırlamıyorum. Kitaplarını devletin basması pek söz konusu olmamıştır. Sayısı 40’ı geçen hikâye ve roman külliyatı, başta İbrahim Hilmi Kitabevi olmak üzere özel yayınevlerinde basıldı, okundu ve kendisine müreffeh değilse de rahat bir hayat sağladı. Zaten ömrünün büyük bir kısmını Heybeliada’daki evi ve Babıâli arasında geçirdiği bilinmektedir. Ali Çankaya’nın “Mülkiye Tarihi”ne başvuracak olursak okuduğu Mülkiye Mektebi’nde de İstanbul’da bir süre hocalık yapmış olmalı.

TÜRK DİLİNİN HAKİKİ USTASI

Onun romanlarını sadeleştirme gibi gülünç bir yayım tekniğinin dışında incelersek Osmanlıca dediğimiz jargonun (ortak dil) Babıâli ketebesinin ağdalı dili ve bugünkü Türk yazarlarının kullandıkları dil arasında bir yerde durduğunu ve pekâlâ geniş halk kitlelerince de benimsendiğini görürüz. Galiba Attilâ İlhan’dan beri modern Türk yazar ve şairleri bu orta yolu tercih etmeye başladı. Türk dili yeterince sadeleşti, daha doğrusu kendini muhafaza etmeye başladı ve eskiyi de kullanmaya meyletti. Hoş üslubu ve tasvirleri bir süre unutulmuş diyemeyiz ama yeniden ilgi çekmeye başladı. O kadar ki Azerbaycan Türkçesiyle yeniden basılıyor. “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç”ı ve diğer eserlerini Azerbaycan baskısıyla okumak da ayrı bir keyif. Demek ki Türk dilinin hakiki bir ustasıyla karşı karşıyayız.

O İSTANBUL YİNE DİRİLECEK

Türk romanının realist hatta Emile Zola etkisiyle natüralist safhalarına bile geçmiştir. Bugünkü roman tekniğine pek uymayan ama pekâlâ da hoş olan uzun tahlil ve tasvirleri kayda değer. Kuşkusuz ki Fransızcadan etkilenecek kadar bu dili iyi biliyordu ve Fransız edebiyatının belli başlı hemen her yazarını kendi tadıyla da onda bulmak mümkün. Ama her şeyden önce İstanbullu Türk yazar olarak kaldı. Kaybolan İstanbul’u onun eserlerinde, yine kaybolan folklor ve dili onun kişilerinde görüyoruz. Canlı karakterlerin yanında sayısız tipler onun sayesinde ordadır. Ve günün birinde inanıyoruz ki Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’u tamamıyla değilse de kısmen dirilecek. 20. yüzyıl başında ele aldığı bazı görünüm ve sorunlar halen devam ediyor. “Mürebbiye” Türk cemiyetinin eğitiminde ve terbiyesinde hâlâ bir çatışma noktası ve bir şey daha var: Batıl itikatlar ve folklor. Bir zaman için o mazide kaldı sayılıyordu veya Pertev Naili Boratav gibi ünlü folklor hocalarının araştırmasını celp ediyordu ama başka tonlarda, başka görünümlerde İstanbul yine Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’udur. Her sınıf insanın büyücülere ve falcılara müracaat ettiği malum. Arkasındaki saikler ise değişmiyor.

İKİ KERE MİLLETVEKİLİ

Hüseyin Rahmi Gürpınar sansürden canı yanan ama İkinci Meşrutiyet idaresine de memuriyetten ayrılarak katılmayan bir büyük yazar. Cumhuriyet kendisine iki kere milletvekilliği verdi. Bu hiç şüphesiz ki “yazarları koruma fonu”ndandır. Günlük siyaset ile uğraşmadı. Tıpkı Ahmet Haşim ve Yahya Kemal gibi... Ama her zaman onun yaşadığı devir doğduğu ve büyüdüğü İstanbul, o İstanbul yaşadığı kadar da bizim içimizdedir. Ümit ederiz ki kendisi gibi Türk cemiyetinin ve dilinin hicvini ve trajikomik yanlarını yakalayan Ahmet Rasim’le birlikte kurumsal bir biçimde anlaşılma, okunma ve titizce basılma safhasına gireriz.

Kaybolan İstanbulun yazarı: Hüseyin Rahmi Gürpınar

CENGİZ HAN’IN DA TEK AMACI YAŞAMAKTI

18 Ağustos 1227, Cengiz Han’ın ölüm tarihidir. Tahta çıktığı yer bugün bir abide, biraz ötesinde de Göktürk Devleti’nin bilge başvekili Tonyukuk’un yazıtları var, mezarı ise meçhul. Cengiz Han aynı coğrafyada iç içe yaşayan Türkler ve Moğolları birlikte kullanmayı ve başlarına geçmeyi becerdi. Bu sırf savaş alanında değil devlet idaresinin her alanında görülür. “Moğolların Gizli Tarihi” kitabı kadar Uygurların kançılaryası ve Uygur dilinin kayıtları bize bu imparatorluğun tarihini anlatır.

MAVERAÜNNEHİR’E kadar

Cengiz Han’ın doğum tarihi tartışmalı, 1165 veya 1167 olabilir. 60 yılı geçen ömrünün çoğunda Moğol coğrafyasında dağınık halde yaşayan, birbirlerine ihanet eden Çin’in karşında birleşemeyen kabilelileri bir araya getirmek için savaştı. Babası Yesügey, Cengiz Han 13 yaşındayken düşmanlar tarafından yenilip öldürülmüştü.

Moğollar ve Türklerin birçok yönü müşterektir. Aynı iklim ve tabiatı paylaşırlar. Bazı yönleri ise çok farklıdır. Cengiz Han aşağı yukarı 20 yıl içinde Doğu Asya’da başlayan siyasi ve askeri kariyerine kısa zamanda bugünkü Maveraünnehir’e ulaşacak bir imparatorluk bırakarak tamamladı. Yaşamak herkes gibi onun da tek amacıydı. Tanınan cihangirlerin Büyük İskender, Julius Caesar ve hatta Emir Timur gibileri çok uzun yaşamadılar. Galiba cihangirin içinde rekor yaş bir tek Muhteşem Süleyman’ındır.

Cengiz Han’ın ömrünü uzatmak için çeşitli büyülere, ilaçlara ve beslenme tekniklerine düşkün olduğu biliniyor. Mektup yazarak yardım istediği insanlardan birisi de Çinli Taoist simyacı olan, gezgin rahip Ch’ang Ch’un. Rahibin bıraktığı seyahatname Cengiz’in ömrünün sonlarındaki dört yılı içeriyor (1221-1224). Bu seyahatname (Cengiz Han’ın Ölümsüzlük Arayışı-Taoist Simyacı Bir Keşişin Türkistan Seyahatnamesi) 1795 yılında, Çin’deki bir manastırda keşfedilmiştir. Seyahatname bir liderin iç dünyasını ve arayışlarını gözler önüne sermesinin yanı sıra dönemin coğrafyasını teferruatıyla anlatması sebebiyle de çok özel bir kaynak eser.

Çince baskının çevirisi önce Rusçaya yapıldı (Misyoner Petr İvanoviç Kafarov nam-ı diğer Arhimandrit Palladius tarafından). İngiliz sinolog ve müsteşrik Arthur Waley 20. yüzyıl başlarındaki en güzel tercüme yayını yapmış. İngilizce metni Çince aslıyla karşılaştırarak Türkçeye çevirmek Gülşah Hasgüçmen’in işi. Hasgüçmen artık Türk tarihinin kaynaklarını komşu dillerden arayan neslin içinde.

SOYU ÇOK KALABALIKTI

Şüphesiz ki Cengiz Han çok uzun yaşamadı ama çok sayıda çocuk yaptı. Soyu çok kalabalık. En çok tutuğu halefi Cuci uzun yaşamadı ama arkadan gelenler ve torunları Rusya içlerine, ta Polonya ve Macaristan’a, İran’a ve Suriye’ye kadar gittiler. Hülâgû Han’ı ancak Memlûkler Filistin’de Ayn-ı Calut’ta durdurdular. Yeryüzünün en geniş fütuhatını çok çabuk gerçekleştiren devleti istediği kadar uzun yaşayamayan Cengiz’den sonra da fazla gitmedi. Moğolların hayatın her alanında tesirleri çok oldu. İlk banknotu onlar çıkardılar, kervan ticaretini düzenlediler. Türkçeden Rusçaya ve Farsçaya kadar birçok dile sayısız Moğolca kelime girdi ama galiba Moğolların tarihteki kalıntı devletleri bile iki yüzyıldan fazla yaşayamadı. Onu en çok tutan ve benimseyenler de Kıpçak kolundan gelen Türk kabileleri oldu. Bunlardan bir kısmı aslında anlaşılmayan sebeplerle Moğol kabilelerinden Tatarların adını taşıyor. Oysa Tatarlar önemli bir Moğol kabilesi, bu kadar geniş coğrafyayı ve nüfusu kısa zamanda çıkarmaları mümkün olamaz, bunlar daha çok Kıpçak kabileleridir.

Kaybolan İstanbulun yazarı: Hüseyin Rahmi Gürpınar

FAZIL SAY’DAN KAZDAĞLARI KONSERİ

BUGÜN Kazdağları’nda Fazıl Say’ın saat 11.00’de konseri var. Konserin çevreyi koruma duyarlılığıyla tertiplendiği açık. Medeniyet coğrafyasında yeri olan Kazdağları doğal çevre olarak da şüphesiz o derecede önemlidir. Uluslararası sanatçımızın bu hassasiyeti şükranla karşılanır. İmkânı olan herkesi konseri dinlemeye ve uygar bir huşu içerisinde çevreyi hatırladığını göstermeye davet ederim.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI