"Hikmet Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hikmet Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hikmet Demirkol

Sensizlik Anlatılmaz

Genç Osman Yavaş’nın ikinci solo albümü ‘Sensizlik Anlatılmaz’ Arpej Müzik etiketiyle yayınlandı.

İlk albümü ‘Gökyüzü Masmavi’nin’ devamı olarak tanımladığı ikinci solo albümü üzerine nefis bir röportaj gerçekleştirdik. Umudu ve melankoliyi yeni şarkılarında anlatan Genç Osman Yavaş’a yeni albümünün detayları için kulak verelim:

İlk albümünüz ‘Gökyüzü Masmavi’ sonrası sizin için nasıl geçti?

Sensizlik Anlatılmaz

Albümden sonra uzun süre küçük küçük konserler verdik, sayıca çok olmasa da pek keyifli geçiyordu bunlar. 3-4 sene çaldıktan sonra da yeniden kendi kabuğuma çekilme kararı aldım. Böylece başladığım, yarım kalan şarkılara bakacak zamanım olacaktı. Bu sürecin uzamasında elbette ki o zaman zarfında yazdığım beş çocuk kitabının da etkisi var. Kitapları, özellikle de çocukluğumda sahip olamadığım çocuk kitaplarını pek severim, bu ve yeğenlerime olan sevgimin bir karışımı olarak da birden bir dönem kendimi hikâye yazarken buldum. Ama sonra hem ilham perilerim peş peşe uğramaya başladı, hem ben de yeni bir albüm hazırlayacak kıvamdaydım. Bu yüzden de ‘Gökyüzü Masmavi’den beri hem iyi, hem de yaratıcı bir süreç geçirdim diyebilirim ve tabi anılarımı ve izlenimleri toparlayacak bolca vaktim oldu.

Yeni albümünüz 'Sensizlik Anlatılmaz' stüdyo süreci nasıldı?

Albümü, tabi doğru hatırlıyorsam - iki günde kaydettik, en azından vokal hariç diğer her şeyi. Aynı ilkinde de olduğu gibi albümün tıpatıp aynısını evde demo olarak hazırlıyorum. Stüdyo sürecinde yapılan tek şey, müzisyen arkadaşlarımı çağırıyorum ve onlar bu kez kendi partisyonlarını profesyonel ve gerektiği şekilde çalıyor. Gitar dışındaki enstrümanları sadece ‘yeterli’ derecede çalabilsem de bu, şarkımı tüm ayrıntılarıyla kayıt etmem için yeterli. Yine de, ‘Sensizlik Anlatılmaz’ albümündeki tüm piyano ve klavyeleri - klavyeci hazırlanacak zaman bulamadığından - benim çaldığım haliyle devraldık. Bu benim için de bir ilk. Ama bütün bu sürecin sebebi, fikrin ortaya çıkmasından itibaren sihrin kaybolmamasını sağlıyor, bu telaş da bu yüzden. Bir şarkıyı yazıp bir kenara koymak, aylar sonra bir albüm dolduracak kadar şarkı bir araya geldiğinde gidip bir stüdyoda bunların üzerine çalışmak bana göre değil. O anki hissim neyse, bunu tümüyle bir yere kaydetmek zorunda hissediyorum. Aslında açıklaması da çok basit: Empresyonistler nasıl atölyelerinden çıkıp gittikleri yerde gördüklerini/ışığı ve üzerlerinde bıraktığı etkiyi o anda tuvale hapsetmeye çalıştılarsa, ben de aynı şekilde o tabloyu bitirmeden ‘eve’ dönmek istemiyorum. Galiba tam açıklaması bu...

Sensizlik Anlatılmaz

Albümdeki vokal kayıtları, demo kaydımdan alınmadır. Stüdyo aşamasında akciğerimin sönmesi yüzünden (pnömotoraks) o sıralar şarkı söylemeye nefesim yetmiyordu ama duygusu doğru olduğundan bu benim ve de miksleri yapan Alen Konakoğlu için sorun olmadı.

Şarkıları yazarken nasıl bir dönem geçirdiniz? Genel anlamda yeni bir şarkı yazma/üretme sürecinizle ilgili neler söylemek istersiniz?

‘Sensizlik Anlatılmaz’ daha çok bir ‘dönüp geriye bakma’ halidir. Artık değişmeyecek olanlarla ilgilidir. Şarkıların çoğu bu bir iki sene içerisinde yazdım. Biraz sakinleşmek, durup değerlendirmek insana iyi geliyor, huzur veriyor.

Kanlıca deniz kenarında çok güzel, çok sevdiğim bir kafe var. Sabahları pek sessiz, ıssız olur. Orası daha çok sözlerin üzerine ‘cila’ attığım yerdir. Yani ilk kaba hallerinden sonra son hallerine dönüştükleri yer. Orada bir kahve ya da çay eşliğinde, karşımdan devasa gemiler geçerken bunu yapmak aynı zamanda da çok ilham verici, ve haliyle kimi zaman orada bir şarkıya bir iki kıta daha eklediğim de oluyor. Şarkının ise her zaman gece vakti ortaya çıkıyor, neden anlamış değilim ama tabi ki gece iyidir, gece gizemlidir, yalnız ve sessizdir, kendinizle baş başa kalırsınız ve o zaman ya yüzleşmekten kaçmayı yeğler, ya da sorgularsınız.

Sensizlik Anlatılmaz

Yeni albümün ilk albümünüzün devamı niteliğinde olduğunu belirtmişsiniz. Bu hikâyenin bir devamı da gelecek mi 3. albüm olarak yoksa bu albüm ile anlattığınız iç hesaplaşmanız tamamlandı mı?

Hiç fikrim yok... Üçüncü albümün ilk iki şarkısı her şeyiyle hazır ama daha en az 7-8 şarkı ekleyeceğim için bütünün konusu ne olacak, emin değilim. İlk kez bir albüm biterken yenisine – en azından bir kısmına – başladım. Şimdilik, “her iki albümün bir karışımı” gibi duruyor. Büyük ihtimalle de öyle olacak, yani yine bir irdeleme ve de geriye dönüp bakma hali... İnsanın hayatını el verdiği şartlarda mutlu şekilde yaşaması çok önemli. Kendine acımak, hiçbir getirisi olmayan, sadece benliğine zarar vermekten ibaret bir davranış. Bu yüzden de şarkılarımda ne kadar melankoli varsa, bir yerinde hep umut da var.

Hesaplaşma, daimi bir süreçtir. Hayatta olduğumuz sürece kararlar vermek zorunda olduğumuzdan geriye dönüp bunların hesaplaşması her zaman olacaktır. Ben hayatla son derece barışık yaşıyorum ama bu, zor süreçlerden geçmediğim anlamına gelmiyor tabi ki.

Albümde Özdemir Erdoğan'ın ‘Gurbet’ şarkısını cover yapmışsınız, çok da güzel olmuş. Gurbet konusu sizin hayatınızda sanırım ayrıca bir önemi var. Hem bu konuyu hem de Özdemir Erdoğan şarkısını seçme hikâyenizi sizden duymak isteriz.

İsviçre’de doğup büyüdüm, on yedi yaşıma kadar. Nedense içimde geleceğe dair bir mutsuzluk vardı ve o sıralar makine mühendisliğine geçiş stajına başlamıştım. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordum ve bunu çözmek için de bir nevi ‘sil-baştan’ çaresi olarak Türkiye’ye gelme kararı aldım. Hayatımı baştan şekillendirmek için verdiğim bu kararla birlikte ‘özlem’ kelimesinin anlamı fazlasıyla derinleşti. Ailem, kardeşlerim, sevdiklerim, herkesi geride bırakmıştım ama bir şekilde bu benim yolumdu, biliyordum. Haliyle ‘Gurbet’ şarkısı beni her duyduğumda fena etkilemiştir.

İlk olarak bir gece vakti kendimi bunu söylerken buldum ve sonra şarkıyı ufak ufak, bir başıma konserlerde çalmaya başladım. Benim için oradaki ‘yardan ayrı’, sevdiğim herkesten ayrı olarak yer etmiştir. Haliyle de bu albümü hazırlarken bu kadar sevdiğim bir şarkının grup düzenlemesini yaptım. İçime sinince de Özdemir Erdoğan’ın kapısını çaldım. Fakat çocukluğumdan beri severek dinlediğim birinin karşısına çıkmak ne zormuş. Galiba ilk beş dakika boyunca sadece geveledim ve kendisi beni ‘tamam, sakin ol’ şeklinde beni telkin etti. Ancak sonra kendisine şarkının benim için ne kadar önemli olduğunu anlatmayı başardım.

'Nefes Al' şarkısında da Jehan Barbur ile düetiniz var. Jehan ile nasıl bir araya geldiniz? Birlikte çalışma sürecini sizden dinleyelim.

Bazen biriyle tartışırız ya da farkında olmadan karşımızdakine aynı şeyleri söyleriz ama onu dinlemediğimiz için sözlerimiz diğerini teğet geçer. ‘Nefes Al’ şarkısı bunu anlatır. Yazarken elbette ki aklımda bir düet yoktu, tıpkı Aylin Aslım’la yaptığımız ‘Dilek Tutmak’ şarkısındaki sözler gibi ‘Nefes Al’da da şarkının sözlerini yazdığımda bunun bir düet olduğunu sonradan gördüm.

Kısa kısa, aynı itirazları farklı sözlerle söyleyenin kendine has bir sesi olmasını istedim. Zaten Jehan’ı dinleyince, sesindeki, özellikle kimi aralıklarda o benzersiz tınıyı hemen duyarsınız, Jehan Barbur söylese ne güzel olur diye hayal kurarken de bu gerçek oldu. Bunlar hep hayatın birer hediyesi ve benim için unutulmaz birer anı.

‘Sensizlik Anlatılmaz’ı albümünüzü 3 kelimeyle anlatmak isteseniz?

Melankoli, Kır Düğünü ve Umut

'Kavuşamayanların Hikayesi' albümün çıkış şarkısı olmuş. Klibi de çok etkileyici, ilk olarak bu şarkıyla çıkmak istemenin özel bir sebebi var mıydı? Sonraki kliplerin hangi şarkılara çekileceği şimdiden belli mi?

‘Kavuşamayanların Hikâyesi’, içerik olarak biraz Yeşilçam filmleri gibi. Çevremizde her şeye söyleyecek bir sözü olan, her ilişkiye ‘o sana göre değil’ diyebilecek çok fazla insan var. Bana göre bir ilişki, sadece ve sadece iki kişinin arasındadır. Bu durumda bir üçüncüye, - siz onun fikrini sormadıkça tabi – fikrini söylemek düşmez. Ama bu bizde sıkça rastlanılan bir durumdur. Çoğu zaman da özünde kendisi de bunu yapacak cesareti olmadığı için bu türden bir tavsiyede bulunur. Neticede biri için savaşmayı göze almak, zor yolu seçmektir ama her iki kişi de birbirine inanıyorsa, o savaşı kaybetmeniz çok zor. Anlatmak istediğim bu olsa da, klipte bu konuyu mizah da katarak hafifleterek anlatmak istedim, bu yüzden de bu klip aslında Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit ve Müşvik Kenter’in oynadığı ‘Üç Arkadaş’ filmine göndermedir.  Hatta kızın gözlerini açtığı sahnede doktorun arkasında da kopya niteliğinde olarak seyirciler için o filmin afişini astım. Videoyu, neredeyse hep olduğu gibi, yönetmen Özgüç Yiğit çekti. Çok iyi anlaştığım, senaryoların üzerinde birlikte çalıştığımız ve bu işte çok çok yetenekli biri kendisi. Sıradaki iki videoyu aslında belirledik, tabi olursa...

Biri ‘Nefes Al’ şarkısına, diğeri ise ‘Gurbet’e.

'Sensizlik Anlatılmaz' bir şarkı seçseniz bu hangisi olurdu?

Bu soru ilk albüme gelseydi, tereddüt etmeden ‘Kayıp Yıldız’ derdim. Çok eskiden dinlediğim bir şarkı hakkındadır. Babası savaşa gidip dönmeyen bir çocuk hakkında... Yıllar sonra amcası çıkagelir ve çocuk baba sevgisini onda arar. Amcası ise her akşam trompetini alıp içmeye gider, sabaha karşı tepelerden aşağı inerken de hüzünlü melodilerini çalarmış. Savaşın açtığı yaralar ve yarattığı öfke yüzünden çocuğa verecek sevgisi kalmamış. İşte o ‘Kayıp Yıldız’ın trompetlerini yazarken bu şarkıyı düşünmüştüm, oradaki acıyı, umutsuzluğu.

‘Sensizlik Anlatılmaz’ albümünde Nefes Al’ın yeri çok başka da olsa, galiba ‘Yıllar Yıllar’ı tercih ederim. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki. Bazen hiç olmadık kararlar veriyoruz, sonra da kendimizi haklı çıkarmak için bunları bir takım gerekçelerle destekliyor, süslüyoruz. Ama günün birinde durup bir bakmak, bunlarla yüzleşmek ve özellikle de bunlarla yaşayabilmek zorundayız. Bu kimi için zor, kimi için kolay. Ben, iç huzuruma hep önem verdim ama benim de pişmanlıklarım illa ki var. Sonunda elimizde, tüm pişmanlıklarımızı düştükten sonra arta kalan mutluluktur ve esas önemli olan da budur

Albüme 'Sensizlik Anlatılmaz' adını vermenizin hikâyesi nedir?

Ne kadar yazıp çizseniz de, anlattıklarınız bazen kâfi değildir. Bunca şarkı, bunca kıta söz ama anlatacaklarım bitti mi, hayır. Birini sevmenin bir tarifi var mı? Var. Ama yeterli mi, sanmıyorum. Sevmek, cesaret ister ve bazen de sonrasında çok derin yaralar alırsınız. Bunların hepsi bir parçası ama ne kadar anlatsanız da, anlatamazsınız...

Bu yüzden bütün çabamı tek cümlede toparladım: Sensizlik, anlatılmaz...

3. senesinde MIX Festival

Sensizlik Anlatılmaz

Bu sene 16-17 Kasım tarihlerinde 3.sü gerçekleşen MIX Festival’da birbirinden özel isimler Zorlu PSM’de sahne aldı. 2 gün boyunca Zorlu PSM’de sahne alan isimler arasında Polo & Pan, Aurora, Sophie Hunger, Kazy Lambist, Otzeki, Tender, Losless gibi yurt dışından çok özel isimlerin yanı sıra yerli sahneden Mabbas, Hey! Douglas, BaBa Zula, Turkish Edits, Barış K, Monality, Sevil Soylu, Zeynep Erbay, Cava Grande ve Nova Persona müzikseverlere iki gün boyunca renkli bir festival deneyimi yaşattı. İlk gününe katılabildiğim festivalde Zorlu PSM’de öyle bir kalabalık vardı ki, özellikle genç kitlenin festivale bu denli önem vermesi çok sevindirici. Her ne kadar Aurora’yı İstanbul’da izleyemesem de, Otzeki’nin ve Polo & Pan’in muhteşem performansı hala aklımdan gitmiyor.

 

 

X