"Hande Fırat" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hande Fırat" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hande Fırat

Deprem

HACI Bektaş Veli Şenlikleri’nden Ankara’ya yeni dönmüştüm.

16’sını 17 Ağustos’a bağlayan o gece sarsıntıyla uyandım. Ankara da sallanmıştı. Anneannemle kardeşimi kapının önüne indirdikten sonra hızla ofise geçtim. Kamuran Çörtük’ün o yıl kurduğu BRT kanalında muhabirdim. Her yer karanlıktı. İlk gelen bilgi “Ankara’dan sonrası yok oldu” şeklindeydi. O dönemki haber müdürü Gürkan Zengin’le konuşup ilk gelen kameraman arkadaşla yola çıktık. Ankara-Bolu yolunda sabahın ilk saatleriyle birlikte, o acı gerçekle yüzleştik. Deprem... 17 Ağustos 1999 depreminden bahsediyorum. O ilk saatlerde büyük bir şok ve sarsıntı yaşadığımı hatırlıyorum. Ömür Hastanesi, Gölyaka... Yıkıntılar içinden gelen sesler... Yardım istekleri, karanlıktan gelen çığlıklar... Yollarda kolumuzdan tutup “Çocuğum kayıp, yardım edin!” diyenler... “Kızım ben yaşıyorum, aileme ulaşamıyorum. Yaşadığımı aileme haber verin” isteğinde bulunanlar... Enkaz altındaki sesleri duymak, yardım etmeye çalışmak, haber vermek... Deprem bölgesinde diğer muhabir arkadaşlarla birlikte dönüşümlü olarak uzun bir süre kaldık. Çoğu zaman arabaların içinde uyuduk. Bölgedeki görev bitip dönünce, sarsıla sarsıla ağladığımı hatırlıyorum.

BÜYÜK DEPREM KAÇINILMAZ

17 Ağustos depremi 7.4 büyüklüğü ile Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak yaşattığı acıyla tarihe geçti. Ardından Düzce depremini yaşadık. İlk yıl hep depremi konuştuk. Alınmayan önlemleri, malzemeden çalan müteahhitleri, deprem kuşağında olduğumuzu bildiğimiz halde hiçbir şey yapmayan kurumları, sorumluları, vatandaşları konuştuk. Sonra yavaş yavaş unuttuk. Yavaş yavaş alıştık. Deprem vergisini bile konuşmaz olduk. Türkiye’nin herhangi bir yerinde deprem olduğunda “büyük İstanbul depremine hazırlanmayı” yeniden gündemimize aldık. Sadece bir süreliğine... 1999 yılının üzerinden tam 20 yıl geçti. Belki de o gün geldi, belki de yaklaştı, belki daha var. Bilmiyoruz....

Uzmanların açıklamaları ışığında tek bildiğim “büyük deprem kaçınılmaz”... 20 yıl geçti, biz tam anlamıyla hazırlanamadık. Şu an bir yıl mı, yirmi yıl mı yoksa bir gün mü var bilmiyoruz. Bilmemiz gereken tek gerçek hazır olmak için kaybedecek tek bir saniyemiz olmadığı gerçeği.

İstanbul dün 5.8 büyüklüğü ile sallanırken, ben de İstanbul’daydım. Evin sağlam görünen kirişinin altına geçtim. Sallantı sona erince sokağa çıktım. Sonra haberleri takip ettim. Panik görüntülerini izledim. Vatandaş olarak bizlere de düşen görevler var. Evlerimizi kontrol etmek, dayanıklı hale getirmek, deprem anında nasıl davranmamız gerektiğini bilmek gibi... Kısacası her an hazırlıklı olmak gerekiyor.

O GÖRÜŞME OLMADI

İstanbul depreminin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağının Türkiye hava sahasına girdiği sıralarda olduğunu Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarından öğrendik. Cumhurbaşkanı, BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta temaslarını bitirerek yurda döndü. Ziyareti öncesinde Trump ile olası görüşmesinin önemine dikkat çekmiştik. Erdoğan, Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin beklentilerini karşılayacak güvenli bölge oluşturulması için eylül ayının sonuna kadar süre tanımıştı. O tarihten sonra, Türkiye’nin kendi göbeğini kendi kendisinin keseceği mesajını vermişti. Hem bu kararlılığını hem de güvenli bölge müzakerelerini Başkan Trump’la konuşması bekleniyordu. Ama olmadı. ABD, deprem ile değil ancak Trump’ın azil sürecinin başlaması ile sarsılıyor. ABD Başkanı Trump yaptıkları telefon görüşmesinde “Yüz yüze görüşeceğiz” demişti. Ancak o sözleri söylediğinde azil süreci ortada yoktu. Şimdi kapsamlı bir telefon görüşmesi mi yapılacak yoksa Türkiye, ABD’deki sallantı sebebiyle “eylül sonu” tarihine mi erteleyecek, bekleyip göreceğiz.

 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI