"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

12 kişinin seri katili bakın nasıl yakalandı

UZUNCA bir süredir Samsun Terme’deki o evi gözlüyordu. Evde 80 yaşındaki Sevim hanım... Engelli kardeşi Emine ve Havva ile birlikte yaşıyorlardı.

Tam ona göre bir durumdu. Birisi engelli, diğerleri de çok yaşlı üç kadın... Ve kararı verdi...

10 ŞUBAT: Yine kamuflaj kıyafetini giydi. El fenerini aldı.  Gece yarısından sonra eve yaklaştı. Herkes uyuyordu. 

Ertesi sabah itfaiye, yanıp kül olmuş evdeki kadınların cesetlerini buldu.

24 ŞUBAT: Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Yüceler Mahallesi’nde, Nuri-Lütfiye Usluoğlu çifti, gece yanarak can verdi. 

Jandarma bu şüpheli yangınlardan kuşkulanmaya başlamıştı. Genç jandarma yüzbaşısı A. itfaiyeden raporlar istemişti. 

3 MAYIS: Ordu’nun Akkuş ilçesine bağlı Dağyolu Mahallesi’nde Şeker Köseoğlu kayboldu. Köseoğlu’nun, olaydan 1 hafta sonra cansız bedeni ormandaki dere yatağında bulundu.

13 TEMMUZ: Bu defa Ordu Üçyol’da Hasan Bayram, gaz zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetti. 

22 TEMMUZ: Akkuş’a bağlı Ortabölme Mahallesi’nde, evde gece çıkan yangında Sabri Güneş, oğlu Hasan ve gelini Zahide Güneş hayatlarını kaybetti. 

Jandarma artık yangınlar arasında bağı kurmuştu. Ama kim? Niye?

Ölenler arasındaki ortak nokta neydi?

Bu soruların henüz cevabı yoktu.

31 TEMMUZ: Ordu’nun Akkuş ilçesine bağlı Karaçal Mahallesi’nde, Senai-Ümit Türedi çifti, mutfakta sızan gazdan zehirlendi.

Jandarma bütün bu ölümleri “şüpheli” isimli bir dosyada topluyordu.

Ama sonuç bir türlü çıkmıyordu.

Sonra genç jandarma yüzbaşısı bir şey fark etti. Benzeri yangınlar ve kayıplar Ordu’da durmuş, Samsun’da başlamıştı.

İşte o noktada bir şeyi daha fark ettiler.

Yangın çıkan köy evlerinde genellikle yaşlılar oluyor. Ve büyükbaş-küçükbaş hayvanları kayboluyordu. Önceleri hayvanlar yangından kaçtı denmişti. Ama ahırların kapısı kırık değildi.

Çünkü... Seri katil M. Ali, Ordu’dan Samsun’a geçmiş ve orada bir şarküteri açmıştı.

Bir de köy evi almış. Çaldığı hayvanları orada kesip şarküteride satıyordu.

Üstelik ucuza satıyordu.

Tabii bir şeyi unutmuştu: “Rekabet...”

Şarküterisinin çevresinde bulunan diğer kasaplar, marketler “Bu adam da nereden çıktı, nasıl bu kadar ucuza satar” diye şüphelenmişlerdi.

Onlar “At, eşek eti satıyor” diye konuşmaya bile başlamışlardı.

Ardından jandarmaya “kaçak et ihbarı” yaptılar. Jandarma M. Ali’yi takibe aldı. Sonra Samsun dışında bir köy evi olduğunu tespit etti. 

Eve bir baskın... Mahkeme izni... Aramalar... İncelemeler...  Bir baktılar ki, köy evinde güvenlik kameraları var.

Seri katil herhangi bir durumda dışarıdan gelenleri görebilmek için evin dışını güvenlik kameralarıyla donatmıştı.

Tabii jandarma böyle bir evde neden güvenlik kamerası olur diye şüpheleniyor. Hemen kamera kayıtlarına bakıyor. Ve işte o kayıtlarda şu görüntü ortaya çıkıyor:

KAMERA 1: M. Ali eve geliyor...

KAMERA 2: Gece yarısı seri katil evden çıkıyor. Ancak çıkarken üzerinde garip bir kıyafet var. Jandarma görüntüyü büyütüyor. Bakıyorlar bir kamuflaj kıyafeti. O sırada kıyafetin sol üst göğüs cebine bir şey koyuyor. Büyükçe bir fener.

KAMERA 1: Seri katil sabah gün ağarırken eve geliyor. 

Bir şarküteri sahibi neden gece yarısı evden kamuflaj kıyafetiyle çıkar ve sabaha karşı döner.

Jandarma kamera kayıtlarındaki tarihleri karşılaştırıyor.

İşte o noktada jandarmanın bir dedektiflik başarısı ortaya çıkıyor.

Ortak sistemde “şüpheli” olarak girilen ölümlerle seri katilin evden çıkış saatleri örtüşüyor.

Sonra bir baskın daha...

Şu ana kadar ölen 12 insanın eşyaları ve bir kısım hayvanları seri katilin evinde çıkıyor.

SONUÇ 1: Teröristi biliriz. Ama seri katili bilir miydik? Evet bu olayla birlikte Türkiye...

Belki de ilk kez organize bir seri katilin cinayetler zinciriyle karşı karşıya kalmış oldu.

SONUÇ 2: Jandarma muhteşem bir dedektiflik yaptı, kutluyorum. 

SONUÇ 3: Öldürülen bütün bu insanlara Allah’tan rahmet diliyorum.

NOT: Bu haberi dün DHA’nın muhabirleri Ordu’dan Nedim Kovan ve Hakan Akgün geçti... Attıkları “seri katil” başlığını kutluyorum. Ve ben de haberin lezzeti için biraz “senaryo yatağında” tuz ve şeker ekledim...

OFF THE RECORD

YAKLAŞIK 15 yıl iki gazetenin Ankara temsilciliğini yaptım.

Hürriyet ve Sabah.

İkisinde de bir abim vardı. 

Yavuz Donat.

Sabah gazetesinde de bir kardeşim vardı. 

Şebnem Bursalı.

Çok hikâyemiz vardır.

Bunların en önemli tanıklarından birisi Okan Müderrisoğlu’dur. Okan bir güven timsalidir ve  yaşadığımız her şeyi bilir.

Bu kitapta Şebnem Bursalı sordu, Yavuz Donat abimiz cevapladı.

Kitabın adı “Off The Record”.

Alın okuyun. Ankara’da gazetecilik nedir ya da neler çektiğimizi anlarsınız.

Özellikle öneriyorum. Basın-yayın okulları bu kitabı “Yaşayan gazetecilik” başlığıyla bir ders kitabı yapsın.

Yavuz Abi...

Tabii bu burada bitmez...

Özal’lı yıllarda Çankaya Köşkü’nde bekleyen gazetecilere gece yarısı işkembe çorbası dağıttığım için attığın “fırça”yı hiç unutmam 😍😍😜

Eline diline kalemine sağlık...

X