"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Rasim Ozan Kütahyalı olayına nasıl bakıyorum

NEREYE gitsem, o konuşuluyor...

Hemen hepsine “Oh olsun” havası hâkim...

Bir Balkan çocuğu olduğum için benim de “Oh olsun” havasına girdiğimden emin olmalılar ki kimse bana bu konudaki fikrimi sormuyor...

*

Oysa sorsalardı bu lince katılmayacağımı, biraz farklı düşündüğümü göreceklerdi...

*

Bence ‘Rasim Ozan Kütahyalı’ya en güzel cevabı, kader verdi...

O lafı söylediği günün hemen ertesinde “Bosna kasabı” diye anılan kişi, uluslararası mahkeme tarafından ömür boyu hapse mahkûm edildi...

Yani Boşnak milletinin yaşadığı katliam ve Boşnakların o soykırımcılara karşı verdiği kahramanca mücadele, tarih önünde bir kere daha tescil edildi.

Zevzekçe söylenmiş bir laf, şuursuzca edilmiş hiçbir hakaret, Boşnak halkının bu kahramanca duruşuna halel getiremez.

*

Umarım Rasim Ozan da bu karar karşısında saygıyla diz çökmüş, söylediği o sözlerin utancını fazlasıyla yaşamıştır.

İYİ DE KİMLERDİ BU RASİM OZANGİLLERİN ROL MODELİ

NEREDEN çıktı bu Rasim Ozangiller...

Kimdi onların ağababaları, rol modelleri...

Sanıyor musunuz ki AKP ile çıktı bütün bunlar...

*

Hayır, çok daha önceleri, 1990’larda türemeye başladı medyanın bu yeni ırkı...

Üstelik iktidar değil muhalefet medyası olarak başladı...

*

Kızdığı herkese, her siyasetçiye “Liboş”, “Dönek”, “Yalaka” diye sardıran...

Sevmedikleri seçilmiş insanlara “İMelih”, “TÖ” ve “RTE” gibi aşağılayıcı lakaplarla hakaret etmeyi gazetecilik diye yutturmaya çalışan yazarlardı onların rol modelleri.

*

Kimler mi...

Hadi boşverin... Hepiniz çok iyi biliyorsunuz kim olduklarını...

*

1990’ların o hastalığı şimdi AKP yanlısı yazarlara bulaştı...

Üstelik bu defa arkalarında, kendileri kadar hakareti seven, Türkiye’nin kurucu babalarına bile hakaret etmeyi siyaset olarak gören yeni nesil bir Ankara vardı.

Onları da arkalarına alınca, belagat şehvetleri, belagat tecavüzlerine dönüştü.

*

Ve şimdi iktidar tarafı da görüyor ki...

Bu hakaret ve lakap takma virüsü, hangi bünyeye girerse orada büyük tahribat yapıyor...

*

Ve kadere bakın ki bu olay Rasim Ozan Kütahyalı’nın başına, son zamanlarda makuliyet çizgisine yaklaşan bazı yazılar yazmaya başladığı sırada geldi.

*

Bana gelince...

1990’lardaki o hakaret ve lakap çetelerine yeterince karşı çıkmadığım için, kendimi de biraz sorumlu hissediyorum...

O nedenle bugün Rasim Ozan Kütahyalı’ya karşı, onun üslubuyla yürütülen kampanyaya katılmıyorum.

*

Çünkü yepyeni bir Türkiye özlüyorum ve artık onun saygılı ve insani üslubuyla konuşmaya başlamamızın zamanı geldiğine inanıyorum.

ÇOCUKLAR İÇİN ‘ÖLÜLER GÜNÜ’ FİLMİ HASILATI

Rasim Ozan Kütahyalı olayına nasıl bakıyorum

MEKSİKA’daki “Ölüler Günü” bayramından dönüşte yazdığım yazıda, adında ölüm var, ama yaşayan bir bayramdı demiştim.

Tesadüfe bakın Pixar’ın bu hafta gösterime giren yeni filmi Coco’nun konusu da işte bu ölüler gününde geçiyor. Yani Disney, çocuklar için ölüler gününden esinlenen bir çizgi film yaptı.

Film, ilk gösteriminde büyük başarı elde etti. Box Office’te yeni çıkan “Justice Leauge” kadar gelir elde etti.

Haklıymışım...

Meksika’nın “Ölüler Günü” hem insani hem ticari...

PİXAR EFSANESİNDEN DE İLGİNÇ BİR ÖZÜR MESAJI

- 2013 yılında Disney grubuna ait Pixar ve Disney Animation’ı ziyaret ettiğimde karşıma çıkan en efsane isim John Lasseter’di...

Onunla uzun uzun sohbet etmiştim.

Bu hafta gösterime çıkan “Coco” filminin başarısının arkasında da o var.

Kadere bakın ki, film gösterime çıktığı günlerde, o çalıştığı şirketten 6 ay uzaklaştırılmıştı...

Son günlerde Hollywood’u vuran “cinsel taciz” kasırgası onu da işinden etmişti.

Onun özür mektubu da şöyleydi:

“Benim tarafımdan istenmeyen bir kucaklanmaya veya çizgiyi geçtiğim duygusuna kapıldıkları hareketlere maruz kalan herkesten özür dilerim.”

O da ne yalanladı, ne inkâr etti...

GENÇ ŞEFLERLE TENCERE KAPAK KONSER DİNLEMEK

Rasim Ozan Kütahyalı olayına nasıl bakıyorum

ÇARŞAMBA günü öğle yemeğinde Bilgi Üniversitesi Spor ve Kültür Sanat Ekonomisi öğretim üyesi Prof. Aylin Seçkin Georges’in davetlisiydim.

Bana okulun Mutfak Sanatları Bölümü’nde verdi yemeği.

Mutfağı gezerken beni bir sürpriz bekliyordu.

Bölümün öğrencileri, mezuniyet törenleri için bir mutfak şarkısı söylüyorlardı. Enstrümanlar mutfak aletleriydi ve bütün bölüm bana acayip mutluluk veren bir şarkıyı hep birlikte söyledi.

Üniversitenin Mutfak Sanatları Bölümü, David Andrew Shipman’ın başkanlığında geçen yıl olduğu gibi bana yine harika bir mönü hazırladılar.

Gastronomi okullarında bile içki yasaklandığı için, içkisiz bir mönüydü...

Sonra da iki öğretim üyesi ve öğrencilerle okulun bahçesinde bu hatıra fotoğrafını çektirdik.

İşte bu Türkiye
bana öyle bir mutluluk veriyor ki...

YILLARDIR ATLADIĞIM BİR PİNK FLOYD ŞARKISI

GEÇEN akşam Martin Scorsese’nin “Departed” filmini yeniden seyrederken bir şarkıyı fark ettim.

Roger Waters, Van Morrison ve The Band’in söylediği eski bir Pink Floyd şarkısıydı...

“Comfortably Numb...”

Meğer ne olağanüstü bir yorummuş ve ben yıllarca bunu atlamışım...

Roger Waters’ı son defa Desert Trip konserlerinde izlemiştim. Karar verdim, gelecek yılki turnesinde de mutlaka bir konserine gideceğim.

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

 

X