"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Mevlânâ da görseydi 'Böyle gel Enes' derdi

BELKİ farkındasınız, belki değil...

19 yaşında bir çocuk, bir televizyon kanalı tarafından ve sosyal medyada linç ediliyor...

Adı Enes Batur...

O bir Youtuber...

1998 doğumlu...

YouTube’da açtığı kanalının 6 milyonu aşkın takipçisi var...

Bir dünya fenomeni...

Bir asker çocuğu olarak Antalya’da evinde otururken, küçücük yaşında yakaladığı dünya çapında bir başarı bu...

Hayallerinin peşinde koşan bir çocuk...

Mevlânâ da görseydi Böyle gel Enes derdi


Geçenlerde iki tekerlekli ginger üzerinde dönerek dans ederken çektiği esprili bir videoyu YouTube kanalına yükledi...

Yirmi yaşında bir çocuğun esprisi... Saygısız hiçbir hareketi yok...

Bir televizyon kanalı anında “Mevlânâ ile dalga geçiyor” diye yayına başladı...

Adamlar güya Mevlânâ gibi bir hoşgörü filozofunu savunuyor....

Ama bakar mısınız kafaya... Mevlânâ’nın o eşsiz hoşgörüsünün milyonda birinden nasibini almamışlar. İçleri haset dolu...

Herkese “Kim olursan ol gel” diyen Mevlânâ yaşıyor olsaydı bu adamlara “Enes böyle genç esprili haliyle gelsin, ama siz var ya bu kafanızla, kapıdan dönüp gidin” derdi.

Çocuk günlerdir kendini savunmaya çalışıyor...

Sonunda Özel Harekât emeklisi olan babası dayanamadı, sosyal medya hesabından oğlunu savunmak için devreye girdi...

“Ben ülkem, dinim, vatanım için 25 yıldır bu ülkenin her tarafında, sahada görev yaptım. Ne yaptı benim oğlum size” diye...

Ben söyleyeyim oğlun ne yaptı...

Hayallerinin peşinden koştu... Dünyayı izledi, bir startup ruhuyla muazzam bir YouTube kanalı yarattı... Kendisi gibi hayallerinin peşinde koşan çocuklarla buluştu...

Ve hep birlikte dünya çapında muazzam bir dijital başarı hikâyesi yazdılar...

Senin oğlunun suçu bu kardeşim...

Eeee bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz...

Kıskanç ve haset trollerin alikıran başkesen olduğu bu coğrafyada çapsız ve haset adamların, vasatın bile altındaki kafaların senin oğluna ödettiği vergidir bu...

Yılma kardeşim... Devam et bu iki tekerlekli aletinle yoluna...

Unutma... Hiçbir şey başarının yerini tutamaz...


HAYALLERİNİN PEŞİNDE KOŞAN BİR ÇOCUK
MİLLİYET yazarı Ali Eyüboğlu, Enes Batur’un filmini seyrettikten sonra bir yazı yazdı. Bulup okuyun... Çok güzel bir yazı. Diyor ki:

“Üniversitede okuyan bir genç babası olarak, izleyenlere hayallerinin peşinden gitmeyi ve arkadaş kıymeti bilmeyi çok iyi anlatan bu filmi tüm ebeveynlere tavsiye ederim.”

Filmi seyreden birçok insan bana aynı duygularını aktardı.


BEN NUSRET'İN BAŞARILI OLMASINA SEVİNİYORUM
MEKSİKA dönüşü Miami’de, Nusret’in dükkânının açılışından önceki bir davetine katıldım.

Aralarında Acun Ilıcalı, sanatçı Ahmet Güneştekin ve turizmci Velit Gazel’in bulunduğu küçük bir grupla birlikteydim.

Mekân Miami’nin en iyi yerlerinden biriydi...

Neredeyse bir blokun bütün köşesi ona aitti...

İç tasarımı gayet iyiydi...

Bir duvarın neredeyse tamamını kaplayan Nusret’in meşhur saltabee fotoğrafı önünde herkes selfie yapıyordu.

Ben de Nusret’le birlikte bir fotoğraf çektirdim, ama sonra yanlışlıkla sildiğim için şimdi bulamıyorum.

Nusret Türkiye’den çıkmış en büyük markalardan biri...

Sosyal medyada takipçi sayısı 10 milyonu geçti...

New York’u bilmiyorum ama Miami’deki restoranı çok iyi çalışıyormuş.

Amerika bir et ülkesi...

Orada bir et restoranı ile marka olmak, sandığımızdan çok daha güç bir şey...

Kim ne derse desin, bu çocuk dünya çapında bir marka yarattı...

Çatır çatır da rekabet ediyor oralarda...

Ve unutmayın...

Bu bir Türk markası...


ALAIN DUCASSE'A DA AYNI ŞEYİ YAPTILAR
NEW York Times ve New York Post’ta çıkan iki aleyhte yazı, Türkiye’de anormal büyük mesele haline getirildi...

Bir kere daha anladık ki “kıskançlık” ve “haset” bu ülkede yaygın bir duygu...

İtiraf edeyim, Nusret’in eti, benim damak tadıma uygun değil...

Ama bu hiçbir şey demek değil...

Bir zamanlar beni New York’ta Smith and Wollensky’a da götürdüler ve hiç sevmedim.

Benim tadım Los Angeles’taki The Cut...

İkinci eleştiri ise pahalılığıydı...

Unutmayalım ki, New York Times, zamanında aynı eleştiriyi dünyanın en ünlü şeflerinden Alain Ducasse restoranını açtığında da yapmıştı...

Nusret, o fiyat liginde yarışıyorsa, denecek tek şey şu olabilirdi:

“Vay bee...”

Evet öyle...

Helal olsun....


SEVGİLİ MEHMET, BOVARY'NİN DÜĞÜNÜNDE İÇİLEN İÇKİ NEDİR
ÇÜNKÜ şu sıralar Instagram’da “Ozlemiç2013” isimli hesapta gördüğüm şu kedinin durumundayım.

Mevlânâ da görseydi Böyle gel Enes derdi

Doğan Kitap’ın “Klasikler” serisinden “Madam Bovary”ye başladım.

İlk işim, Mehmet Yalçın’la “Madam Bovary’de geçen içkiler üzerine bir sohbet yapacağım... Mesela kiraz brendisiyle yapılmış grog...

Mesela Emma Bovary’nin düğününde, masadaki bardaklara şaraplar önceden dolduruluyormuş.

Bunun “köpüklü bir tatlı şarap” olduğu yazılıyor. O bölgede o yıllarda hangi şaraplar içilirdi...


NEDİM GÜRSEL BELEŞTEN 'PEKİYİ'Yİ NASIL ÇEKMİŞ
“MADAM Bovary”nin önsözünü arkadaşım Nedim Gürsel yazmış...

Galatasaray Lisesi’ndeyken edebiyat hocası Tahir Alangu bir ödev vermiş.

“Aşk-ı Memnu”da “Bihter’in intiharı ile Madam Bovary’nin intiharını karşılaştırmasını” istemiş.

Gerisini Nedim’in ağzından aktarıyorum:

“Her iki romanın da ilgili bölümlerini okumakla yetinmiş, geriye kalan sayfalarını biraz karıştırmış ama sanki tümünü okumuş gibi hem Fransızca sözlüden hem yazılı ödevden, Galatasaray argosuyla söyleyecek olursam, ‘beleşten’ bir pekiyi çekmiştim.”

Söz aramızda ben de “Anna Karenina” ve “Madam Bovary”yi aynı nedenden dolayı bir defa daha okuyorum.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

X