"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Şehrin ortasında ‘bir acı adası’

EĞER cumartesi günleri Galatasaray Lisesi’nin önünden geçerseniz, acısı hepimizin içinde gittikçe büyüyen Cumartesi Anneleri’ni görürsünüz! 500’ün üzerinde haftadır orada, gözaltında kaybolan evlatları, eşleri, babaları için yaptıkları konuşmalarla sorumlulara sesleniyorlar...
Çok değil, sadece bir kere bile gidip dinlemeniz yeterli! Anlayabilmek için... Bir gün birileri tarafından evinden, işinden, yolundan alıkonulup kaybolan ve aradan onlarca yıl geçen insanların, akıbeti bilinmeyenlerin yakınlarının nasıl kahrettiğini bir kez daha yüreğiniz sızlayarak anımsarsınız.
Bu hareket, Arjantin’de cunta yönetiminin zorla yok ettiği çocuklarını bulmak için Plazzo del Mayo Meydanı’nda toplanan annelerden esinlenilmişti. Eduardo Galeano ‘Ve Günler Yürümeye Başladı’ adlı kitabının 30 Nisan tarihli bölümündeki, “Kayıp anaları” başlıklı yazısında “1977 yılının (30 Nisan) bu akşamüstünde, oğulları kaybolmuş on dört anne ilk kez bir araya geldiler. O günden itibaren birlikte aradılar ve açılmayan kapıları birlikte tekmelediler: ‘Hepimiz hepimiz için’ diyorlardı. Ve şöyle diyorlardı: ‘Hepsi bizim evlatlarımız’.” sözleriyle anlatır kayıp analarını...
Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda düzenledikleri oturma eylemleriyle, gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arıyorlar. 13 Mart 1999’da polisin sert müdahaleleri nedeniyle oturma eylemlerine ara veren grup, 31 Ocak 2009’da yeniden bir araya gelmeye başladı.
536’ncısına tanık olduğum Cumartesi Anneleri buluşmasında, içi yananların birbirlerine destek olduklarını ve onların da “Hepsi bizim evladımız/babamız” dediklerini konuşmalarından, duruşlarından anlarsınız.
Cumartesi kalabalığı içinde, belki avarelik arasında, her geçenin, mutlaka ama mutlaka orada durmasını, insanlık görevi olarak adı anılanlara bir saygı ve destek duruşunda bulunmasını isterim.
Kayıplar, demokrasilerin değil diktatörlüklerin çağrıştırdığı bir kelimedir!
Şili’den Türkiye’ye kadar uzanan antidemokratik çizgide kayıpların bulunmaması, insanların demokrasiye olan inançlarını da, güvenlerini de yok etmektedir. Cumartesi Anneleri’nin toplantısı, kalabalık içinde daha da büyüyen bir acı adasıdır benim için. Hiç peşini bırakmadan toplanmalı, peşini bırakmadan aramalı! Hatırlayacaksınız, Uluslararası Hrant Dink Ödülü, 2013’te Cumartesi Anneleri’ne verilmişti. İnsanlara bu
acıyı yaşatmak kadar büyük insanlık
ayıbı, onu sürdürmektir!


* * *


CUMARTESİ ANNELERİ’nin oturumu sona erdikten sonra Beyoğlu’nda dolaşmaya devam ettim. Beyoğlu artık büyük bir yatakhaneye dönmüş durumda, bir kere daha anladım. “Beyoğlu kültür bölgesi olacak” sözünün geçerliliği kalmadığını her an yüzümüze vuruyor cadde ve caddeye çıkan sokaklar.
Cadde üstündeki kalan tek tük birkaç kitapçı, müzik mağazası, galeri semte kültür bölgesi unvanını vermeye yetmiyor.
Ya kocaman birkaç katlı giyim mağazaları ya oteller sarmış etrafı... O otellerin altında birer kitapçı, müzik mağazası olması mümkün değil mi?
İskân müsaadesi veren belediye bunu şart koşamaz mı?
Beyoğlu ve çevresinin kültürel ve kozmopolit yapısı korunmalı!
Bu gezimde, Galatasaray Lisesi’nin yanından aşağıya doğru inerek Arkeo Pera Kitabevi’ne uğradım. Kırk yıldır arkeoloji, sanat, sanat tarihi üzerine yayınlar yapan, bu özel alanın kitaplarını okuruyla buluşturan bir yayınevi. Onlar da kaç yıllık yerlerinden aşağıya taşınmak zorunda kaldılar! Uzağa doğru ittirilmişler... Arkeo Pera’dan daha sonra yine söz edeceğim. Ancak, onların caddeden uzaklaştırılmalarına sinirlenerek, İstiklal Caddesi’nde eski kitapçıların yokluğunu düşündüm, hayıflandım.


* * *


HER ŞEYİ kaybediyoruz, ne hazin!

X