"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Günde kaç saat çalışırsınız?

AŞAĞIDA sözünü ettiğim mektuplardan öğrendiğime göre Fuad Köprülü, 16-18 saat arası çalışırmış.

Mektup edebiyatımız örnekler bakımından zengin bir toplama kavuşmuştur.

Zaman zaman, bu mektuplar kitaba dönüştüğünde sözünü ederim.

Daha önce onlardan söz ettiğim için tekrarlamayı gereksiz buluyorum, bu konuda Nedret Gürcan, Turgut Çeviker’in arşivinden bazı örnekler yayımlandı.

Şimdi öyle bir mektuplaşmanın vuku bulduğunu sanmıyorum, bilgisayar bana kalırsa mektuplaşmayı bitirdi.

Oysa kâğıdından mürekkebine kadar, kişinin beğenisini simgeleyen bir haberleşme aracıdır.

Mektup üzerine şiirler de vardır. Mektup üzerine türküler de vardır. Teknoloji alışkanlıklarımızı da, zevklerimizi de değiştiriyor, çalışmamızı kolaylaştırıyor.

Cumhuriyet kuşağının çalışkanlığı her zaman beni etkilemiştir, işlerine düşkünlüğü, durmadan, gece gündüz demeden çalışmaları.

Böyle bir örnek kitap dikkatimi çekti.

Fuad Köprülü’den Fevziye Abdullah Tansel’e Mektuplar

Sevgili Kızım

Hazırlayan: Zeynep Süslü*

Sunuş’tan bir bölüm:

“Edebiyat tarihçisi merhum Fevziye Abdullah Tansel hanımefendinin kütüphanesi ve arşivi, vasiyeti icabı Türk Petrol Vakfı’na intikal etmişti. Yaklaşık bir sene kadar arkadaşım Asiye Yılmaz’la birlikte bu kitaplığın tasnifi ve künye bilgilerinin bilgisayar ortamına aktarılması gibi bizim için zevkli hatıralarla dolu ve bir o kadar da bereketli, öğretici işlerle uğraştık.

Fevziye Hanım’ın titizlikle tasnif edip muhafaza ettiği özel evrakı, notları, dosyaları arasında hocası Fuat Köprülü’nün kendisine yazdığı mektuplar da yer alıyordu.

Fakat Fevziye Abdullah Tansel’in cevabını ihtiva eden mektuplar nerede bilinmiyor.”

Bu kitabı, mektupları beni okumaya sevk eden de Sunuş’taki şu cümledir:

“Bizi en çok heyecanlandıran ise Köprülü’nün bitmek tükenmek bilmeyen çalışma azmi ve takip fikridir”.

ULAŞMAYAN BİR MEKTUBUN HİKÂYESİ

23.07.1966 tarihli mektup eve ulaştığı halde, Köprülü’nün okuması mümkün olmuyor.

Tansel, Köprülü’nün okuyamadığı mektup için üzüntülerini belirtiyor:

“Bu mektup Köprülü’nün ölümüyle neticelenen hastalığında eve ulaşıyor fakat muhatabının manzuru olma saadetine nail olamıyor.

Hocanın vefatından sonra mektubunun peşine düşen Fevziye Hanım, Orhan Köprülü’den emaneti geri istiyor ve üzerine şu notu düşüyor:

‘Hocama yazdığım bu mektubu, İstanbul’a son gidişinde, (oğlu) Orhan’ın ev adresine göndermiştim. Orhan, bu mektubu kendisine vermedi. Halbuki o müessif hâdiseden (vefatından) bir gün evvel, iyi olduğu ve konuştuğunu söylemişti. Kendisinden istedim. 1967 Mayısı’nda getirdi. Hocam için, ümit aşılayıcı bir mektup idi.”

Edebiyatçıların, sanatçıların evrakı, önemli belgeleri aileler saklamadıkça yitip gidiyor.

Aile bunları bir yere bağışlamalı, gerçi her kurum da bunu koruyamıyor, koliler halinde kalıyor.

Üniversitelerimiz bunlara bir yer açmalı.

Nuri İyem, Özdemir Asaf, Behçet Necatigil, Orhan Kemal’in aileleri ilk anımsanan örnekler.

Ülkü için, buraya gönderilecek yazılar konusunda nefes almadan çalıştığını görüyoruz.

Hasta yatağında bile çalışıyor.

28 Ağustos 1939.

“Sevgili kızım,

Yakın ve korkunç bir harp ihtimali içinde şu satırları yazıyorum.

Harp tehlikesinin yakında ortadan kalkması temennisiyle, yakında görüşmek üzere gözlerinden hasretle öperim sevgili yavrum.”

27 Eylül 1939

“Ben çok yorgun ve asabîyim. Esâsen dünya hâdiseleri herkesin sinirlerini bozacak kadar fenâ.”

2 Mart 1940

“Burada çok sıkılıyorum. Eğer günde 16-18 saat devam eden bu mesai olmasa büsbütün sıkılıp sinirleneceğim. Bereket versin çalışmak insana kendini unutturuyor.”

*

MEKTUPLAR bir edebiyat tarihçisinin çalışma ritmini yansıtıyor bize.

İyi bir örnek olabilir.

 

(*) İstanbul Büyükşehir Belediyesi

X