"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

Sıraya dizdin bizi zaman

Sen de "Ortaokul 3." Ben diyeyim, "Lise 1'deyim."

 

 

Kendime yeni bir tişört ve kot almışım. Zamanın ruhuna uygun yeşilli ve turunculu. Bir ada vapuru kadar yandan çarklı ve cafcaflı. Alsancak'taki artık günümüzde olmayan bir dükkandan, Tiffany & Tomato'dan.

O yıllarda (ki 80'ler) gardıroplarımız cetvel kıvamında. Bir deri bir kemik güzelliğiyle nam salmış dünyaca şöhretli manken Twiggy'den bile incecik. Düşün, o kıtlıkta.

3-4 tişört ya da gömlek. 2-3 pantolon. O kadar.

AVM'ler yok. Tişörtler ve etekler bir çaput misali, '3 al, 10 öde' değil. Gözlerini gaz lambalarında köreltmiş, dirseklerini okul sıralarında çürütmüş doktor babanın maaşını sarsıp, çalkalayacak kıvamda, tanesi belki de günümüz parasıyla şuursuzca 250 LİRA!.

Yılda bir, taş çatlasın iki defa alışverişe çıkarırlar seni dolayısıyla.

Yani çok mutlu olursun, tek bir yeni tişörte sahip olduğunda. Havai fişekler patlatırsın utangaç ruhunda.

İşte tam da böyle yeni bir tişört ve kota sahip olduğum günün ertesi sabahında, kapımız ding dong diyen zilin sesiyle acı acı çaldı.

Kapıyı açtığımda karşımda abim Fatih'in en, en, ennnn yakın arkadaşı Optik, benim daha dün aldığım tişört ve kotla karşımdaydı.

"Fatih evde mi?" diye sordu. Normal normal.

"Ama" dedim ağladı ağlayacak ağlamaklı sesle, "Optik yapma ya! Bu üzerindeki kot ve tişörtü daha dün aldım. Ne ara sana geçti?" Anormal, anormal.

"Ben ne bileyim ya. Fatih verdi. Hem senin üzerindeki tişört de bana doğumgünümde gelmişti."

3 erkek kardeşle büyüyen tek kız çocuğunun kaderidir belki de bu.

Kardeşlerinle paylaştığın her tişört gibi, her sıkıntıyı, acıyı ve mutluluğu da sessizce sırf kendi arkadaşınla değil, kardeşlerinin de en yakın sırdaşıyla paylaşırsın.

Kardeşlerin lafta 3'tür, ama değildir artık gerçekte.

Onların en yakın arkadaşları aynen onlar gibi bazen gıcık kaptığın, ama çoğunlukla da hayatının alarm zilleri çaldığında yardıma çağırdığın kardeşlerindir artık.

Ah be Optik yaktın, kardeşim bizi.

Bu gece tam da uyumak üzereyken ben. Ve elimdeki okumalara çok geç kaldığım Homo Deus'ta 19. yüzyılda insan ömrü 40 iken günümüzde 70'e çıktığı, bazı bilim adamlarının bunu 2100'de 150-200 yıla çıkarmayı, hatta ölümü teknik bir arıza görüp ölümsüzlüğü hedeflediği anlatılırken... Ve ben, "Tüh yahu... Ben ve tüm sevdiklerimiz ve çocuklarımız renkli televizyon ve akıllı telefonları yakaladık ama kıl payı kaçırıyoruz bu uzun yaşama şansını" diye hayıflanırken, sen gitmişsin. Sessiz sedasız.

Her zamanki gibi.

Hep sessiz ve sedasız kalede durdun. Bizden gelen yardım çığlıklarını havada yakaladın. Korktuk mesela... Aman be Optik, dedik hazır Çeşme'de yaşıyorsun annem telefonlarını açmıyor gidip bir baksan.

Tırstık ya da...

Optik ya, Cem bize kızdı arabadan inip gitti. Sen tesadüfen oradan geçiyor gibi yapıp onu toparlasan?

Sorduk veya... Optikçim, yandı beynimizin motoru. Hangi tamirci kurtarır onu?

Fatih'e söyleyemedik daha.  Alsancak'ta aynı mahallede geçen çocukluğumuzu da parsel parsel yanına alıp, çekip gittiğini. Yarın sabahı bekliyoruz. Sabah gece gibi değil çünkü. Sabah daha keskin ışıklı, çırılçıplak ve duygusuz. Halbuki gece çıldırtabilir insanı. 

Levent Avcı, nam-ı diğer Optik, kardeşimiz, huzur içinde uyu.

Sabır, sabır, sabır diliyorum annen ve babana.

Sakın seni tek çocuk sanmasınlar. Onlarca kardeşin hüngür hüngür yasta.

Sıraya dizdin bizi zaman

 

 

 

X