"Bahar Akıncı - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı - Kelebek

Dünyanın en ağır yükü. Önce kendini sevmek.

Bir sabah işe gidiyorsun.

 

 

Belli ki, sıkış tepiş metrodan indin.

Metrobüse biniyorsun.

 

Yer kapma kargaşasının içinde gözün bir kıza ilişiyor.

Gözleri hareli, kucağında kitaplar, üzerinde okul forması.

Göz göze geliyorsunuz. Daha neler! Nasıl da sana benziyor!

 

20 yıl önceki halin. Orada öylece durmuş sana bakıyor.

Üzerinde, seneler önceki Sting rozetli kot ceketin.

Ayağında sol kenarı resim dersinde boya olmuş spor ayakkabılar.

Saçlarında, annenin sana aldığı kuş boncuklu lastik toka.

 

Gözlerini kocaman açıp bakakalıyorsun. Seni görüyor ve gülümsüyor.

Sanki onca kalabalığın içinde bir tanıdık görmüş gibi.

 

Metrobüse binmekten hoşaf olmuş beyninin kıvrımlarını kaçırıyorsun kızdan.

¨Bu bir halüsinasyon ve birazdan geçecek. Saçmalamaaa¨ diyorsun içinden.

 

Sonra daha da akıl kaçırtan bir şey oluyor.

Metrobüsteki kalabalık birden donup kalıyor.

Senden ve O’ndan başka kimse hareket etmiyor.

Liseli kız sana doğru geliyor.

 

Yandaki amcayı dürtüyorsun korkuyla.

Adam nefes bile almıyor.

 

¨Merhaba¨ diyor kız.

¨Ben seni 20 yıl önceki halinim.¨

¨Korkuyorum ve kendime güvensizim.

¨Nasıl geçecek hayatım?¨

¨Mutlu olacak mıyım?¨

¨Bana söylemek istediğin ne var?¨

¨Güzel mi geleceğim?¨

¨Üniversiteyi kazanacak mıyım?¨

¨Gerçek olacak mı hayallerim?¨

 

¨Evv... evet¨ diyorsun kekeleyerek.

¨Üniversiteyi kazanacaksın, istediğin bölüm olmayacak ama kendini zar zor bir işe atacaksın.¨ İşini çok sevdiğin söylenemez ama işte yuvarlanıp gideceksin İstanbul’da¨

 

¨Hani sevmiyordun sen büyük şehir, neden yaşıyorsun burada hala?¨

 

¨Üniversite biter bitmez evlendim. Çok aşık değildim ama beni seviyordu. Ailemden istedi. Burada yaşamamız gerekti.¨

 

¨Mutlu muyum?¨ diye soruyor kız.

 

Gözlerinden koca bir kara bulut geçiyor.

¨Boşandık biz. Olmadı, yürümedi.¨

 

¨Hımm...¨ diye cevap veriyor.

Durmuyor, bitmiyor soruları.

 

¨Peki sen neden buradasın hala?

¨Seviyor musun başka birini?¨

¨Şimdi değecek birisi de seviyor mu seni?¨

¨Aşk var mı dünyada?¨

¨Gördün mü dünyayı?¨

¨Hiç değilse gezdin mi bu güzel ülkeyi?¨

 

Öfkeleniyorsun bu kez. Bacaksıza bak, gelmiş bir de senden hesap soruyor.

 

¨Sevebilirdim ama birini sevmek için önce kendimi sevmem gerektiği hiç öğretilmedi. Gezemedim dünyayı. Görmedim ülkemi. Hep para gerekti. Parasız hiç bir şeyin yapılamayacağını öğreneceksin. Hayat sana öğretecek¨.

 

¨Hayat, kurduğun hayalleri yarım bıraktıracak kadar mı zor?¨ diye cevaplıyor.

¨Bir balıkçı kasabasında yaşamak isterdin hep. Elinden her iş gelirdi. Gerekirse tezgah açarım, bileklik satarım derdin. Bunu yapmak bu kadar mı zor? Benim ömrüm bu metrobüste mi geçecek?¨

 

Derin bir sessizlik oluyor. Gözlerin doluyor. Öfkeyle hayal kırıklığı arasında bir his. Tam ağlayacakken kirpiklerinin arasına güneş ışığı doluyor. Sonra ışığın yerini bir gölge alıyor.

 

Omuzunu dürtüyor birileri. Zar zor açıyorsun kapaklarını. Metrobüs şöförü sarsıp uyandırıyor seni. ¨Son durağa geldik hanım, iniver, yeni yolcu binecek.¨

 

 Dünyanın en ağır yükü.  Önce kendini sevmek.

20 yıl önceki Bahar’a ne derdim?

 

Son derece sıradan, memur bir ailenin kızı olarak geçti çocukluğum.

Ama hayalperest bir babanın çocuğuydum. Beni ve ablamı, uzak tuhaf ülkelerin varlığına inandırır, bir gün hep birlikte yelkenliye binip oralara gideceğimizi söylerdi.  Kızardı annem, çocukların aklını boş boş şeylerle dolduruyorsun derdi.

 

Hiç vazgeçmezdim hayal kurmaktan. Annemden gizli babam sayesinde girdiğim Güzel Sanatlar Fakültesi sınavları bana en güzel hayal kurma ve kurdurtma bölümünü hediye etti.

 

Her şey güzel geçti. Süründüm ama aç kalmadım. Üniversite 1. Sınıfta başladım çalışmaya. 1 ay sonra stajyer maaşımı vermeye yanaşmayan patronumun kapısına dikildim. Hem işe alındım hem maaşımı aldım. İlk maaşımla gidip eve baklava, ablama ucunda yelkenli olan bir altın kolye aldım.  İşten biriktirdiğim para ile gidebildiğim kadar uzaklara gittim.

 

Ama bir şey hep eksikti.

 

Her ailenin düştüğü hataya bizimkiler de düşmüştü belli ki.

 

¨Birisini sevmek için önce kendini sevmen gerek.¨

 

 Bugün lisedeki Bahar’la yeniden karşılaşsam söyleyeceğim ilk şey bu.

 

¨Her yeni güne kendini sevdiğini hatırlayarak başla. Sen seni sevmezsen kimse seni sevmez, unutma. Ne güzelsin, hayal kurmayı hiç bırakma. Ki, büyük bir kısmı gerçek olacak. Sevdiklerin gidecek, çok ağlayacaksın ama yerini yenileri gelecek. Seni sevenlerin elin sıkı sıkı tut, hiç bırakma. Gidebildiğin her yere git. Yapabildiğin her işi yap. Çalışmaktan gocunma. Gocunduğun işte, horlandığın yerde bir dakika durma. Ayakların geri geri gitmesin hiç, ardına hiç bakma. Seni sevsinler diye kimsenin gözünün içine bakma. Önce kendini sev. Kendine inan. Kendini onurlandır. Sonra karşındakini beklentisiz sev. Sen bir şey beklemediğinde, bir tek o zaman ışığa uçacak pervaneler, ateşe gelecek ne şahaneler. Korkma. Bu dünyada sana verilen sayılı gün boyunca, hiç kimseden ve hiç bir şeyden korkma. Kolların hep iki yana açık dursun. Sevdiklerine sarılmak için hazır olsun. Bir sürü şehirde yaşayacak, bunu kendi paranla yapacaksın. Bir gün işten kovulacak, bir başka gün seni sevdiğini söyleyen bir adamdan ayrılacak, önce biraz ağlayacak, sonra iyi ki diyeceksin. Hayat hep senin hayrına olacak şekilde işleyecek, evrenin sistemi bu sakın unutma...¨

 

¨Ha bir de... yaşın kaç olursa olsun sıfırdan başlamaktan hiç korkma. Kendini yaşlı, işe yaramaz hissettirmelerine izin verme. Sen buna izin vermediğin, çalışmaya, üretmeye devam ettiğin sürece bunu sana kimse yapamaz. Sağlığına dikkat et. Spor yap. Sana hep şifa verecek yiyecekler bul. Onları ye. Kendine iyi bak...¨

 

Bu vesileyle. Gözlerinden öperim.

 

X