"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Enerji eşittir kütledir. “E=mc2”

Günaydın hepinize yıldız savaşçıları, Her gün bir sürü mesaj ve mail alıyorum. Yengeç burcunda güneş tutulması olacak bana ne olacak Aygül Hanım diye.

Yani güneş tutulmalarından bu şekilde korkmak yerine şunu düşünün:

Bundan önce 6 Ocak 2019’da güneş tutulması yaşadım neler oldu?

Ya da daha geri tarihlere bakarak neler deneyimledim diye kendinizle bir muhasebe hesabına girebilirsiniz. Ama bu tutulma biraz daha 2009-2010-2011 yıllarını hatırlatıyor.

Bu yıllarda neler yaşandı?

Diyelim ki bir yengeç burcusunuz 2010 ya da 2011 de evlendiniz. Hayatınız da bu tutulmalarla birlikte daha farklı bir aydınlanmaya doğru ilerleyebilirsiniz. Evliliğiniz ile ilgili bazı şeyleri yoluna koymak için savaş veriyor olabilirsiniz. Bunu hemen boşanmak olarak değerlendirmeyin en kolay olan yoludur. Belki bazı şeylerin iyileşmesi, belki bundan sonraki yolculuğunuzda o kişiyle ne kadar birlikte olabileceğinizin kararı gibi de düşünebilirsiniz. Tabi ki bu senaryolar sizlerin doğum harita planınıza göre anlam kazanacaktır.

En çokta doğum gününe güneş tutulması denk gelenler tedirgin olmaktadır. Çok haklılar bende olsam bende olurum elbet. Ama bu negatif bir şey değil. Milyonda bir başınıza konulan bir talih kuşu gibi diyelim. Güzel bir güneş tutulması yaşayacağız bunun keyfini sürmek için elinizden geleni yapın.

Neden insanlarla sürekli kavga ederiz?

Geçen gün bir arkadaşımla yemek yiyoruz o sırada başka bir arkadaşı yemeğimize katıldı. Yani planlı değildi. Masaya oturdu ve beş karış bir suratla geldi. Ben, kem küm merhaba demeye çalıştım. Bana göz ucuyla bir merhaba dedi. Sonra koridordaki şeker satan çocukla kavga ettiğini anlattı.

Bizde “geçmiş olsun neden hayırdır” dedik. Çocuğu var sandım.

-Çocuğunuz mu var?

Aaa kaç yaşında diye konuya devam ettim.

-Çocuğum yok dedi.

Sadece çocuğu olanlar mı şekerciye girebiliyor diye ufak bir sitemle bana ilk golü attı.

Düşündüm.

Çok haklı! Ama bende o an konunun havası değişsin diye gereksiz bir çaba içindeydim ama lafımı aldım. Bu arada kendisi çantası üzerinde ve ter içindeyken şekercinin standını Google yazıp patronunu bulmaya çalışıyor ve bunu işten attıracağım diye bağırmaya devam ediyordu.

Sakinleştirmeye çalıştık. Ama ne fayda…

Sonra Twitter’a girerek hesabından şirkete bir sürü şey yazdı.

Bu arada yemek yer misin diye sorduk.

-Evet, dedi.

Biz keyifli yemek yemeğe devam edip sohbet etmeye çalışıyoruz ama arkadaş yanımızda Twitter’dan olumsuz yorumlar yazmaya devam ediyor ve bize onaylatmaya çalışıyordu.

Arkasından arkadaşını da tersliyor derken şarjı azaldı. Kablosunu taktı ve kablosunun şarj etmediğini gördü. Ben bunu yeni almıştım ya “Allah kahretmesin diye bağrışmaya başladı”

Şimdi sıra bayiye gelmişti.

Orasının vay haline diye içimden söylenmeye başladım.

Sonra devam etti: Ben onları bulmaz mıyım bitirmez miyim diye…

Sonra arkasından döndü bana hemen dedi ki:

“Sizde hep iyi şeyler olacak diyorsunuz hani nerde iyi şeyler oluyor” dedi.

Ben gülümsedim. Arkama yaslandım. Derin bir nefes aldım.

Netice de ben de bir insanım

Önümde olan o harika yemeği yemeye şükrettim.

Denizin kenarında martıya verdiğim ekmeğe şükrettim.

Kafamda yarın yazacağım yazıma şükrettim. Sonra arkadaşın yemeği geldi.

Neyse bari yemeğimi yiyeyim her şeyi halledeceğim dedi.

Yani herkese iyice bir girişecek ama bakalım kim gelecek önüne.

Sonra arkasında yemeği geldi. Tam yemek yiyeceği sırada gözümüzün önünde ağaçların arasından minik bir şey düştü yemeğinin üstüne. Ağacın tam altında oturuyordu.

Ben yaprak düştü sandım.

-Dur yaprak düştü sanırım, dedim.

Bir baktık kocaman bir sinek düşmüş.

Kendi çığlık çığlığa böyle mekânın “Allah bin türlü” diye bağırmaya başladı.

İnsan başkası yerine utanır mı utanıyor.

Arkadaşı sakinleştirmeye çalışıyor ve bende devreye girdim. Hala ama öyle böyle değil.

O kadar sert ve o kadar kendiyle kavgalı ki hayatın hiçbir kuralını ve matematiğini anlayacak ne vizyonu ne de bakış açısı var.

Ne anlatsan boş.

Yemeği değişti. Sakinleştirdik biraz vs. ben haritasına bakmayı teklif ettim.

-Şaşırdı.

-Biraz mutlu oldu ama bir yanda da gururlu bir duruş sergiliyor.

-Bu kadar başıma gelenden sonra aman bana güzel bir şey olacak demeyin “sizin de kalbinizi kırarım” dedi cevap olarak.

- Ben bir kahkaha attım. Çok hoşuma gitti.

Diğer arkadaşım gözüme bakıyor, “mahcup”

-Ben ne yaptım da bunları bir araya getirdim, diye.

Şansı vardı ki benimle aynı masaya geldi bakışımı karizma bir şekilde bende karşımdaki dostuma attım.

Sonra bizi yalnız bırakmasını istedim.

Kahve içtik.

Haritası üzerine 1 saat konuştuk. Geçmiş yıllarda yaşadıklarını, başından geçenleri neden böyle olduğunu anlattı. Kızgınlıklarını vs…

Giderken çok başka biri vardı yanımda sanki.

Senin için ne yapabilirim dedi?

Sonra bana şeker almasını istedim o stanttan.

Bu sefer o kahkaha attı. Delirmiş olmalısın dedi.

Ama ben saatlerce senin haritana baktım bunun bir karşılığı olması lazım sadece şeker alacaksın dedim.

Şekeri sadece çocuklar yemiyor herhâlde diye gülmeye başladım.

Bu sefer mahcup oldu ve hemen gittik oraya.

Az önce kavga ettiği çocuğu aradı gözü. Sonra oradaki kıza sordu:

Az önce burada bir çocuk benim aşırı sinirlerimi bozdu vs. diye kıza dert yandı.

Kızda evet babası yoğun bakımda yatıyor ve patron hastaneye gitmesine izin vermedi çok mutsuz dedi. Şimdi ağlayarak çıktı belki işten atılacak dedi.

Sonra döndü bana baktı ben ona…

Hiç beklemediğim bir şey oldu o an…

Hangi hastane diye sordu bizimki…

Sonrasını artık siz hayal edin…

Yani dememiz o ki; Evren de bir kural var. Sen hayata nasıl bakarsan hayat da sana öyle bakıyor. Sen şekercinin durumunu hayatını bilmeden onunla yaşadığın en ufak bir polemikle onu işinden attırmayı düşündün. Sonra yeni aldığın kablon çalışmadı. Arkasından yemeğine, kimseye düşmeyen bir sinek düştü. Çünkü senin zaten memnun olmadığın bu hayat senin için daha fazla gayret göstermek istemedi. Diğer memnuniyetsizlikleri önüne sermeye başladı.

Yani ben burada yine “Einstein” anıyorum.

Enerji eşittir kütle!

Denklem aslında daha da ileriye gidiyordu; her ikisi de maddenin formlarıydı. Hatta kütle ve enerji aslında aynı şeydi. Kütle katılaşmış enerjiydi. Enerji de kütlenin tanımsal özelliği olan atalete sahipti. Enerji kütledir.

Kütle enerjidir. İkisi de maddidir.

Yani verdiğinizi geri alıyorsunuz.

Manevi gücünüz maddi bir güç getirebiliyor.

Mesela ben ona önyargılı davranıp masayı terk edebilirdim.

Ama terk etmedim.

Ve bugün bu yazı çıktı ve güzel kalpli başka bir kadın doğdu…

Bir daha söylüyorum.

Enerji eşittir kütledir.

 

 

 

 

 

 

X