"Adnan Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adnan Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adnan Kaya

Yapmış olmak için yapmayalım

BENCE

DOĞRUSU ya, ilk basın bülteni geldiğinde heyecanlanmıştım.

Özetle:
“Şehrin doğallığına doğallık katmaya hazır mısınız?
Hani akşamları üstümüze ince bir ceket aldığımız, gündüzleri ise mis gibi bahar kokusunu içimize çekmeye doyamadığımız, (İzmir’de bir başkadır) dediğimiz ve içimizi kıpır kıpır yapan o güzel bahar aylarının en güzelinin ve ilkinin sonunda, 28-29-30 Nisan’da deniz kenarında bir festival:
İzmir Organik Yaşam Festivali...” diye yazıyordu.

Yapmış olmak için yapmayalım

 

ZAMANLAMA HATASI MI YAPILDI?

26-29 Nisan’daki 7’nci Zeytin, Zeytinyağı, Süt, Süt Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı (OLIVTECH 2017) ve 8’inci İzmir Organik Ürünler Fuarı (Ekoloji İzmir)...
28-30 Nisan’daki 3’üncü Uluslararası Urla Enginar Festivali...
22-30 Nisan’daki 22’nci İzmir Kitap Fuarı ile çakışıyordu ama “Vardır bir bildikleri” diye düşünmüştüm.
Bir organik tutkunu olarak ilk gün de koştura koştura gittim.

 

BUNLAR BENİM GÖZÜME TAKILANLAR

Ancak, organizasyonun yapıldığı İzmir Arena’ya geldiğimde daha kapıda yaşadıklarım aslında içeride neler karşılaşacağımın da habercisi gibiydi:
* Yasak kardeşim yasak, içeriye arabayla giremezsiniz.
* Aracınızı otoparka park etmek zorundasınız
* Giriş için ücret ödemiş olmanız fark etmez, 10 TL vereceksiniz.
* Girmiyorsanız, yol boyunca da park edemezsiniz, geri dönün ana girişe bırakıp yürüyün.
İçeride ise bir düzensizlik...
Nereye koşturduğunu bilmeyen katılımcı, ziyaretçi ve organizasyon görevlileri...
Pislik içindeki tuvaletler...
Neredeyse hepsi birbirinden farklı göz yoran stantlar...

 

BUNLAR DA KATILIMCILARIN GÖRÜŞÜ

Konuştuğum birçok firma temsilcisi de benzer şeylerden şikayetçiydi:
* Fuar öncesinde tek muhatabımız olan, yazışma, sözleşme vs gibi süreçleri yürüttüğümüz kişiyi 3 gün boyunca hiç görmedik.
* Tüm gün boyunca ortalıkta dolaşan onlarca genç vardı ama hiçbirinin sorun çözme yetisi olmadığından işler daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı.
* “Herkes istediği standı kurmakta özgür” dendiği için fazla özgürlük düzensizliği de peşinde getirdi.
* Evet, her gün atölyeler yapıldı ama katılımcı olmayınca bir anlamı kalmadı.
* Adları workshoplar için duyurulan insanların bir kısmının bu programlara dahil olduklarından haberi bile yoktu.
* Kaç bilet satıldığı konusunda net bir bilgi edinemedik.
* 3 gün boyunca ne satış odaklı bir aktivitede bulunabildik, ne de networking yapmak adına bir kitleyle tanışabildik.
* Aynı tarihlerde İzmir ve çevresinde 4 fuar daha olmasına rağmen güzargah üzerindeki insanlar buraya yönlendirilemedi.
* Kocaman bir sahne alanı olmasına rağmen sadece son günü yerel grup sahneye çıktı. Ancak o saatte zaten pek çok firma sahibi alandan ayrılmıştı.
* Alınmayan güvenlik önlemleri nedeniyle son gün şemsiyeler uçtu ve bir kadın ziyaretçi hafif şekilde de olsa yaralandı.
* Ziyaretçiler vaat edilen şeylerin birçoğunu bulamadı vs.
Tüm bunları yazıyorum ki, İzmir gibi kendine ‘fuarlar kenti’ olmak gibi hedef koymuş marka bir şehirde, yapılan eleştirilerden hep birlikte ders çıkaralım.
Organizasyonu düzenleyenden katılımcı firmalara, ziyaretçilere kadar ortak paydada buluşup daha ilk buluşmada bir etkinliğin ölü doğmasına yol açmayalım.
Otelcisinden taksicisine, simitçisinden ayakkabı boyacısına bu kentin ekonomisine katkı sağlayanları küstürüp kaçırmayalım.
Ya işimizi doğru yapalım ya da bırakalım hakkını verenler yapsın!

 

***


PORTRE

Ata mirasının peşinde

Yapmış olmak için yapmayalım

ŞERİF Hasan Kurucu 1953’te zeytinyağı yolculuğunun temelini attı.
İzzet Üzden 1960’da devraldığı yağhaneyi taş baskı sisteme geçirdi.
(Şimdilerde oğlu, torunu ve eşinin yaptığı yenilikleri seyrediyor, deneyimleriyle rehberlik ediyor.)
Erdinç Üzden doğduğundan beri zeytinyağı öğreniyor. Zeytinyağı onun zanaati. Bu hassasiyetle 2000’de yağhaneyi modernize etti.
(Şu sıralar bu zanaati ailenin son nesline aktarıyor.)
Dördüncü kuşağın temsilcileri Özgür Üzden ve Çerağ Bilgin Üzden ise araştırıyor, okuyor, öğreniyor ve uyguluyor. İyi üretim pratiklerini üretime entegre ederek ‘Orfion’ markasını zeytinyağı tutkunlarına sunuyor.

 

İKİSİ DE OKUMUŞ GENÇLER

Özgür ve Çerağ mühendislik eğitimi almış 30’lu yaşlarının başında iki genç.
Özgür Üzden, Yıldız Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği’ni bitirdi.
Çerağ Üzden, İstanbul Ticaret Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nde okudu. Harp Akademileri’nde DE yüksek lisans yaptı.
İkisi de özel sektörde farklı görevlerde çalıştıktan sonra zeytinciliğe el atmaya karar verdi.
Biraz heyecan, biraz cesaret, çokca da zeytine olan aşkları ile kurumsal şirketlerdeki işlerini bıraktılar.
Ve aslında pek çok insanın emeklilik hayali olan toprağa dönüş macerası onlar için erken başladı.

Yapmış olmak için yapmayalım

 

MİTOLOJİDEN ESİNLENDİLER

Markalarının adı olan ‘Orfion’, Çanakkale’deki köyleri Erenköy’ün (İntepe) antik dönemindeki ismi.
Özgür Üzden anlatıyor:
“Zeytini tanıdıkça bu meyve ve nimetlerine sevdalandık, aile mirasını sürdürmemiz gerektiğine kanaat getirdik.
Orfion, Çerağ’ın dokunuşuyla bugünkü haline evrildi.
Logosundan etiket tasarımına, marka imajına kadar her aşamasında 64 yıllık geleneğe kadın eli değdi.
Logomuzu Brezilyalı tasarımcı dostumuz Demetrius Goncalves hazırladı.
Doğal, el emeği ve zanaat ürünü...
Tıpkı zeytinyağımız gibi...”

Yapmış olmak için yapmayalım

 

İLK YILDA ÖDÜLLE TANIŞTILAR

“Bir mesleği öğrenmek için 3 kuşak gerekir” derler.
Doğru mudur bilinmez ama dördüncü neslin temsilcileri olarak zeytine ve zeytinyağına dair birçok hikaye biriktirdikleri bir gerçek.
Yine Özgür Üzden’den dinliyoruz:
“Ailemizde her nesil üretim macerasına yeni bir soluk getirdi.
Dedemiz İzzet Üzden bocurgat ağaçlı sistemden hidrolik pres sistemine geçti.
Babamız Erdinç Üzden günümüzde kullanılan kontüni sistemle üretime başladı.
Biz de doğru bilinen yanlışları ortadan kaldırarak, sürekli iyileştirme çabasıyla kendi markamızla ürünlerimizi tüketicilere ulaştırmaya başladık.
Bu maceraya başlarken de derin bir okuma ve araştırma süreci gerçekleştirdik.
Akademik çalışmaları, güncel iyi uygulamaları inceledik, uygulayabildiklerimizi üretimimize taşıdık.
Kendimizi zeytinyağı üretimi ve duyusal özellikleri konusunda da eğittik.
Çerağ, İtalyan ONAAO’dan tadım uzmanlığı sertifikası almaya hak kazandı.
Ürettiğimiz zeytinyağının duyusal özelliklerini önce kendimiz test ediyoruz.
Ürün sınıflandırmasını buna göre yapıyoruz.
Kendi yağhanemizde soğuk sıkım yöntemiyle kendi zeytinlerimizden özenle üretilmiş...
Tek tek elle şişelenmiş, her aşamasında emek harcanmış yağlarımızı tüketicilere sunuyoruz.
Orfion markasıyla ürettiğimiz ilk ürün geçen yıl Zeytindostu Kalite Yarışması’nda gümüş madalya ile ödüllendirildi.”

 

BÜYÜK DEĞİL, İYİ OLALIM YETER

Onlar, alaylı ve mektepli olmak üzere iki nesil beraber üretim yapıyorlar.
Dertleri büyük üretici olmak değil, iyi üretici olmak.
Bu yüzden butik tarzı benimseyerek az ama kaliteli üretimi tercih ediyorlar.
İyi bir zeytinyağı tattıklarında heyecanlandıkları gibi gözleri de parlıyor.
İstiyorlar ki, yağlarını tadanlar da aynı hisleri duysunlar.
Zeytinyağı ilmini, zeytinyağına tutkuları ile harmanlayarak sıradışı işlere imza atan gençlerin öyküleri heyecan veriyor.
O halde durmak yok, yazmaya devam!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI