"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Türk halkı nasıl hipnotize edildi

ÜLKEM sessiz sedasız elden gidiyor. İnsanlar sanki hipnotize olmuş, uyutulmuş. Ne oldu ya bu Türk halkına; sapıklık diz boyu, vurgunculuk, dolandırıcılık, 1’e mal edip 10’a satan rantçılar, vicdansızlar.

Ama hep susuyoruz, bakın sadece bir örnek vereyim.

Ayçiçek yağı bir yılda 10 YTL’den 25-30’a çıkmış ve bu da en önemli ihtiyaç maddesi olduğu halde çıt yok.

GÜNÜN SÖZÜ

"Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisi bir birikimin sonucudur. Bir tepki ifadesidir. Yargının görevini yapabilmesi için mutlaka bağımsız olması gerekir. Bildiriye ’Dam üzerinde saksağan’ diye tepki gösteren Adalet Bakanı M. Ali Şahin bu tip üsluptan sakınmalıdır. Esas olan Yargıtay’ın (müdahale yönündeki) eleştirilerini anlayışla karşılamak ve gidermek hükümetin görevidir."
(Eski Adalet Bakanı Prof. Hikmet Sami Türk)



Nerede bu sivil toplum kuruluşları, nerede demokratik kitle örgütleri, sendika ağaları nerede, nerede bu halk, gören duyan var mı?

Ruhunuz mu karardı, benliğinizi mi yitirdiniz.

Bu kadar duyarsız mı oldunuz?

Bu ülke sadece adamı olanların, dayısı olanların ülkesi mi?

Sizin dedeleriniz ayağına giyecek ayakkabısı, yiyecek ekmeği olmadan, gözünü kırpmadan bu ülke toprakları için savaştı.

Bu güzel yurdu bizlere armağan ettiler.

Bizler ne yapıyoruz?

Bu güzel ülke toprakları satılıp kurumları talan edilirken, sus pus bir köşede oturup bu bizim kaderimiz diyoruz.

Hayır bu sizin kaderiniz değil?

Bu sizi yönetenlerin beceriksizliğidir.

Bir ülke halkıyla kalkınır.

Bu ülkenin kurtuluşu sizlersiniz.

Tokların sesi zaten çıkmıyor; açlar da boynunu bükmüş bir kurtarıcı bekliyor.

Nasıl da fakirleşiyoruz.

Etrafınıza bir dikkat edin, lüks arabalara binenin haddi hesabı yok.

Nereden türedi bunlar, nasıl kazandı, kimin emeğini çaldılar, kimin sırtından kazandılar?

Ülkemin bir tarafını rantçılar kapmış, bir tarafını vergi kaçırıp lüks hayat yaşayanlar, bir tarafını yan gelip yatanlar, bir tarafını da beceriksizce kurum yönetip yüksek maaş alanlar.

İşte ortada kalmış bir yığın orta halli fakir fukara; onların da 11 milyonu işsiz, 7 milyonu asgari ücretli, 30 milyona yakını da kıt kanaat geçinen...

Düşünebiliyor musunuz 70 milyon halkın kullandığı elektrik faturasından TRT’ye pay kesiliyor, bu kesilen paydan devlet falancaya haftada 150.000 YTL, o birine ayda 130.000 YTL veriyor.

İşte benim ülkem. İnsaf ya, bu kadar işsizin, bu kadar asgari ücretlinin, bu kadar fakirin olduğu bir ülkede bu hak değil; ya hak yiyorsunuz bu vebalin altında ezilip gidersiniz.

Aklıma o yüce Mevlana’nın söylediği, anlayanlara anlamı yüksek bir söz geldi:

"Kör cehalet çirkefleştirir insanları! /Suskunluğum asaletimdendir. /Her lafa verecek bir cevabım var. /Lakin bir lafa bakarım laf mı diye. /Bir de söyleyene bakarım adam mı diye." Fuat ÖZBEY

Ikea, Ankara’da neden açılmaz

ANKARA’da neden Ikea açılmadığına dair çeşitli söylentiler var.

İstanbul’da iki tane, İzmir’de, hatta Bursa’da bile açıldı...

İnsan ister istemez pis bir koku alıyor.

Acaba bu konuda bir bilgi var mı?

Benim eşim Alman... Türkiye’ye Ikea geldiğinde çok sevinmişti.

Fakat bir türlü Ankara’ya açılamadı nedense...

Ve söylentileri ona anlatmakta zorlanıyorum.

Bir Ankaralı olarak merak ediyorum.

Ne kadar teslimiz yolsuzluklara...

Bilgisi olan varsa sevinirim.
Gülden TRESKE

Biliyor musunuz

SHP’nin, 3. Olağan Kurultayı’nın, partinin 6. kuruluş yıldönümü olan 24.5.2008 Cumartesi günü Balgat’taki Anatolia Gösteri Merkezi’nde yapılacağını, ilk kez saatli gündemin uygulanacağı kurultayın 11.00’de başlayıp 19.30’da kapanacağını...

MALATYA’nın Yeşilyurt İlçesi’ndeki ilköğretim okulunda bayrak törenlerinde Türk bayrağının bulunmamasına tepki gösteren öğretmen ve ADD Şube Başkanı Nüvit Öztavlı’nın Akçadağ’a gönderildiğini, bu arada sürgün kararına destek veren 96 öğretmen hakkında ise soruşturma açıldığını...

BELEDİYE başkanları Halil Posbıyık (Kdz. Ereğli-ANAP/DP), Emin Halebak (Lüleburgaz-DSP), Abdullah Perçin (Mürefte-DP), Kadir Ünal (Tekirdağ Yeniçiftlik-MHP) ve bazı meclis üyeleri ile birlikte Prof. Zülküf Önal’ın CHP’ye katıldıklarını...

ÇORLU Lisesi’nin geleneksel pilav gününün 24 Mayıs Cumartesi günü saat 15.00’te yapılacağını...

İstanbul’un Fethi’nin 555. yıldönümünün 22-29 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanacağını...

ÖĞRENCİLERİN eğitim öğretim hayatını kolaylaştırmak için kurulan vakıflar, bugünlerde maalesef varoluşlarının nedenlerini unutmuşa benziyorlar.

İTÜ bu sene yurtlarının işletmesini Kültürel AŞ adlı bir vakfa devretti.

Bu vakıf 325 YTL olan yurt ücretlerini % 53 zamla 500 YTL yaptı.

Biz İTÜ öğrencileri olarak vakıfların ticaret yapmaları gereken yerin üniversitelerin dışı olması gerektiği kanısındayız.

En kısa zamanda yapılan zammın geri çekilmesini istiyoruz.
Kadir AMASYALI

Hasta taşıyan ambulans siren çalamaz

BÜYÜKÇEKMECE Belediyesi'nin bir ambulansı Avcılar'a doğru yol alıyor.

Ambulans 'mavi bantlı' olduğuna göre, bir hasta nakil araçı...

Bizler de F.N. Hastanesi'ne gidiyoruz; ama önünde seyrediyoruz.

Ama şoförü hasta nakil araçına yakışır özenle kullanmıyor araçını...

Siren sesiyle önündekileri rahatsız ediyor...

Önüne geçerek kendisini durdurdum...

Beyefendi kızdı!

Araç baktım taşadığı bir şey yok...

"Hiçbir şey taşımadığına göre neden siren çalıyorsun, yol istiyorsun!

Ambulanstan inerek arabamın kaportasını yumrukladı...

Kapıyı kilitlemesem belki bana da saldıracaktı.

Neyse eleştirilerimden sonra yoluna devam etti.

Kırmızı bantlı acil ambulans olmadığından böyle bir davranışı yapamaz.

Yol isteyemez.

Kamuoyunun bunu bilmesini istiyorum.

Gittiğim hastanenin başhekimi ile konuştum, olayı anlattım.

Meğerse bu tip araçlara evrak taşıtılırmış...

"Mutlaka o da bunlardan biri" dedi.

Bu tür şoförlerin uyarılması gerekiyor.

Bunun için de belediye başkanlarına, hastanelere ve trafiğe görev düşüyor.

Bu gibi şoförlerin cezalandırılması gerekmiyor mu?
G.ŞİMŞEK

Gencer'in CD'si yok diyenler Hızlan' hiç okumadı mı?

GEÇEN hafta içinde Habertürk adlı tv kanalında yayınlanan 'Olaylar ve Gerçekler' adlı programda gazeteci Fatih Altaylı, Leyla Gencer'e olan hayranlığa çok şaşırdığını söyleyip onu hiç dinlemediğini anlattı ve karşısındaki kadın gazeteciye şöyle dedi:

"Bugün öğrendim, yayınlanmış bir CD'si, bandı, plağı, kaydı bile yokmuş Leyla Gencer'in..."

Fatih Altaylı bu sözlerin altını çizerek iki kez filan tekrarladı. Sözde bu bilgileri de İlber Ortaylı ile yaptığı sohbetten öğrenmiş. Sn. Altaylı, ona hayran olup, dinlediğini söyleyenler için, herhangi bir CD'si bile olmamasını kastederek "yalan söylüyorlar" dedi.

Oysa sadece Doğan Hızlan'ın 18 Mayıs Pazar günü Hürriyet'teki köşesinde yazdığı yazı Leyla Gencer'in CD'leri hakkında bilgi veriyordu bize. Yazıda adı geçen İsmet Şirin'in mesajında, İsmet Bey Milano'ya giden bir dostundan Leyla Gencer CD'si istediğini ve o dostunun Milano'dan 22 adet Leyla Gencer CD'si getirdiğini söylüyordu. Yani, sırf bu satırlardan bile Leyla Gencer'in ne kadar CD'si olduğu anlaşılıyor. Pek çok konudaki cesur çıkışlarını ilgiyle izlediğim Sn. Altaylı'ya aracılığınızla sormak isterim:

"Yeterince bilgi sahibi olmadan her konuda hemen konuşmasak daha doğru olmaz mı, yoksa bu durum bizde çoktandır gazetecililiğin temel şartı mı olmuştur?.."

Leyla Gencer'in küllerine kafayı takan bağnaz zihniyetin birbirinden çirkin yazılarının medyada havada uçuştuğu şu günlerde, "onun hiçbir kaydının bile olmadığını" söylemek acaba ne kadar hoş oldu ve programın adı olan olaylara ve gerçeklere ne kadar uydu?..

Cihan DEMİRCİ- Yazar-Çizer

CHP'li milletvekilinin Türk Telekom konusunda hassas soruları

ÇAĞIMIZIN en önemli teknolojisine sahip Türk Telekom'un, AKP hükümeti koruması altındaki rantını yabancıların ve ülkemizdeki kimilerinin paylaştığı sıradan bir emlak gibi değerlendirilme süreci devam ediyor.

Bu konudaki soru önergemi ilginize sunuyorum.

Ayrıntıları çok uzun olan ve ileride Yüce Divan konusu olacağına inandığım TT serüveninin çok kısa tarihçesini, vurucu olduğuna inandığım anahatlarıyla aşağıda özetliyorum.

1. Kasım 2005'de TT, bu sektörde herhangi bir birikim, deneyim ve iddiası olmayan Oger Telecom'a 6.6 milyar dolara satıldı.

İki ay sonra da Kurumlar Vergisi %30'dan %20'ye indirildi.

Bu indirim 2 ay önce yapılsaydı, TT'nin değeri 2 milyar dolar civarında artmış olacaktı.

Oger Telecom sahibi Hariri ailesi ile bu 2 milyar doları kimlerin paylaştığı sorum yanıtsız kaldı.

2. 2006 sonunda, yasa gereği Telekom Kurumu'nun (TK) onaylaması gerekirken, böyle bir onaylama olmadan TT yeni ve zamlı tarifelerini açıkladı.

TK da açıklamanın arkasından zamlı tarifelere aynen onay verdi.

Bu tarifelerle rekabet ettiği hizmetlerde fiyat düşüren TT, tekel konumunda olduğu fiyatları artırıyordu.

Böylece, hem rekabeti öldürüyor, hem de bunun faturasını halkımıza ödetiyordu.

Buna hangi gerekçeyle izin verildiği sorum da yanıtsız kaldı.

3. Yasa gereği, serbestleşme 1 Ocak 2004 tarihinde başlamış olması gerekirken, hala internet altyapısında, kablo TV ve şehiriçi sabit hatlarda TT fiilen tekel konumundadır.

Daha da ilginci, kamu kuruluşları rekabet olan hizmetlerde (örneğin, şehirlerarası ve milletlerarası) ihaleye çıkması gerekirken, bu hizmetleri hala TT'den almaya devam etmektedir. Bu konudaki sorularım da yanıtsız kalmıştır.

Burada bir ironiye özellikle dikkat çekmek isterim: TT tekeline karşı, serbestleşmeyi, yani diğer operatörlerin hizmet vermesini, dolayısıyla rekabeti savunan ben -yani bir sosyal demokrat milletvekili oluyor! açıkça görülüyor ki, "özelleştirme" adı altında AKP Telekom sektöründe rekabet yaratmak ile değil, hükümet koruması altında ve yabancılar elinde bir TT'nin aşırı rant elde etmesi ile ilgileniyor. Bu rantı paylaştıklarını kanıtlayamam, ama aksini düşünmek de çok anlamsız geliyor bana.

4. Oger Telecom, TT'nin %55'ini satın alırken yaptığı sözleşmede yatırımlar ve personel ile ilgili taahhütlerini yerine getirmedi. Çağımızın en önemli ve hızlı değişen bu teknolojide, telekom sektöründe ülkemiz giderek geri kalmaktadır. Ama, AKP hükümetinin koruması altında fiili tekel konumunu sürdüren TT'nin karlılığı ve değeri hızla artmaktadır. Buna rağmen, hisseleri çok ucuza 'halka' arz edilmiştir.

BAŞBAKANA SORU

UŞAK milletvekili Osman Coşkunoğlu, Başbakan Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını istemiyle yönelttiği soru önergesi şöyle:

"Türk Telekom’un (TT) devlet elinde kalan %45 hissenin üçte biri; yani, TT’nin %15’i 25 Nisan 2008’de SPK onayı aldıktan sonra piyasaya çıkarılmış, daha sonra da talep toplama süreci başlatılmıştır. Süreç, 15 Mayıs 2008 günü TT hisselerinin İMKB’de işlem görmeye başlaması ile sona ermiştir. Bu süreç ile ilgili, kamu yararının yakından ilgilendiren şu gerçekler öne çıkmaktadır:

Piyasaya çıkan hisselerin yaklaşık %40’ı yurtiçinde halka, %60’ı ise yurtdışında yatırım fonlarına yani kurumsal yatırımcılara sunulmuştur.

Piyasada 4.60 YTL hisse fiyatına yapılan arza göre, TT’nin değerinin 12.9 milyar dolar olduğu varsayıldı. Bu değerin çok düşük olduğunun en az iki göstergesi vardır:

- Zaman üzerinde bir karşılaştırma: 2005 yılında TT’nin %55’inin 6.6 milyar dolara satıldığına göre o zaman TT’nin değeri 11.9 milyar dolardı. Bu rakamlara göre, 2005 yılında TT hisselerinin fiyat-kazanç oranı 9’du. Şimdi belirlenen halka arz fiyatı ile, şimdi fiyat kazanç oranı 6.6’ya düşmüştür. Her ne kadar, 2005 blok satışı stratejik bir işlem olduğu için şimdiki halka arzın daha düşük fiyata sunulması beklense de, fiyat-kazanç oranına bakarak hisse fiyatının %50 daha ucuza sunulduğu görülüyor. Üstelik, 2005 2007 arasında TT’nin geliri %42 artmıştır, Avea’da sahibi olduğu hisse miktarı %81’e tırmanmıştır ve sabit hat ses iletişiminin %98’ini kontrol eden fiili bir tekel konumunu korumuştur.

- Mekan üzerinde bir karşılaştırma: Yükselen Pazarlar denilen ülkelerin Telekom firmalarının ortalama fiyat-kazanç oranı 12’nin üstündedir. Gelişmiş Pazarlar denilen ülkelerin fiyat-kazanç oranı ise 13’e yakındır. Çok daha rekabetçi bir piyasada bulunan Türkcell’in fiyat-kazanç oranı 11’dir.

Her ne kadar, İMKB’de ilk günlerde TT hisse fiyatları birden tırmanışa geçmediyse de, bunun da teknik nedenleri bilinmektedir. Ayrıca, fiyatların bir yıl içerisinde gerçek değerini bulacağı da bilinmektedir.

Yukarıdaki gerçekler ışığında, TT hisselerinin bu kadar ucuz bir fiyatla piyasaya sunulmasını açıklayabilecek üç iddia ortaya çıkmaktadır:

Birincisi, TT hisselerinin 'batan geminin malları' gibi piyasaya sunulduğudur. Finans dünyasının en büyük ve en güvenilir haber ve hizmet firması olan Bloomberg, 14 Mayıs 2008 tarihinde, cari açığı kapatmak için çaresiz duruma düşmüş Türkiye’nin TT’yi çok ucuza satmakta olduğunu ve bunun yatırımcılar için önemli bir fırsat olduğunu yazmıştır.

(Bkz:http://www.bloomberg.com:80/apps/news?pid=20601213&refer=home&sid=astv00kFAQSQ )

İkincisi, TT hisselerini ucuza sunarak, alıcılardan komisyon şeklinde nemalananların olduğudur.

Üçüncüsü ise, yukarıdaki iki iddianın ikisinin de doğru olabileceğidir; yani, bir yandan dış kaynak edinme telaşıyla TT hisselerini ucuza satarken, bir yandan da TT hisselerini ucuza alanlardan nemalanmak.

CEVAP İSTİYORUM

Tüm bu gerçekler ve iddialar ışığında, aşağıdaki sorularımın yanıtlanmasını istiyorum;

1- Hem ulusal güvenlik hem de ulusal teknolojimiz açısından değerlendirecek olursanız, sizce Türk Telekom sıradan bir emlaktan farklı bir gayri menkul müdür? Öyleyse, o zaman gerek 2005’de yapılan blok satışta gerekse geçtiğimiz günlerde yapılan halka arzda sıradan emlak satmaktan daha farklı olarak ne yapılmıştır?

2- Türk Telekom’un hisselerinin çok ucuza piyasaya sunulduğu gerçeğini, inkar etmek mümkün mü? Tüm teknik göstergelere göre, hisselerin en az %50 ucuza sunulmasının açıklaması yukarıdaki üç iddiadan farklı olarak ne olabilir?

3- Mayıs 2008’de gerçekleştirilen halka arz ile ilgili olarak danışman firmalarca ve/veya aracı kurumlarca belirlenen Şirket (Türk Telekom) değeri nedir? Belirlenen halka arz fiyatı ile aracı kurumlarca tesbit edilen değer arasında fark var mıdır? Var ise bu fark ne kadardır? Bu farka rağmen, hangi gerekçe ile ilan edilen halka arz fiyatı kabul edilmiştir?

4- Yurtdışında yerleşik yabancılara yapılan satış önceden belirlenen alıcılara mı yapılmıştır? Belirli alıcılara satış yapılmış ise alıcılar nasıl ve hangi yöntemle belirlenmiştir? Kesinleşen verilere göre Türk Telekom hisselerinin satışının yapıldığı yabancı alıcılar (şahıs/şirket) kimlerdir? Bu bilgi kamu oyu ile neden paylaşılmıyor?

5- Halka arz sonrası, Türk Telekom yönetiminde bir değişiklik olacak mıdır?

6- Zaman içerisinde, Türk Telekom’un kimin veya kimlerin kontrolünde olacağı ülkemiz açısından önemli midir? Önemliyse,

- Oger Telekom’un %35 hissesinin geçtiğimiz aylarda Saudi Telecom’a satışı,

- Geçtiğimiz günlerde yabancı kurumsal yatırımcılara yapılan hisse satışları, ve

- İleride olabilecek hisse el değiştirmeleri

sonucunda Türk Telekom’u kimin veya kimlerin kontrol ettiği nasıl belirlenecek? Bu bilgi kamuoyu ile paylaşılacak mı? Nasıl?

Osman COŞKUNOĞLU- CHP Uşak Milletvekili, AB Uyum Komisyonu Üyesi, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi

Bakırköy Kaymakamı iddiaları yanıtlıyor

BAKIRKÖY Kaymakamı Dursun Ali Şahin dünkü "Bakırköy'de neler oluyor?" yazısına bir açıklama gönderdi. Açıklama şöyle:

ÖZÜRLÜLERE SÖZ VERDİM- Ataköy 7.8. Kısım'da 'Hobi Bahçeleri'nde 235 m2 tek katlı Görme Özürlüler Rehabilitasyon Merkezi Görme Özürlüler Derneği'ne (GÖZDER) protokolle devredildi. Kaymakamlığımızın girişimiyle SHÇEK'ten yer tahsisi ve Dünya Ticaret Merkezi'nden gerekli maddi yardımın yapılması için bizzat olağanüstü gayret sarf edilerek Görme Özürlüler Rehabilitasyon Merkezi yapıldı.

Bu merkez, çevre düzenlemesi ile birlikte 700 bin YTL harcanarak GÖZDER'e verilen bir yatırımdır.

Ulaşım konusundaki talepleri doğrultusunda Valilik tarafından GÖZDER'e bir engelli aracı tahsis edileceğini belirtmiş olmama rağmen merkezi bir yerde bir büronun olması talebi içinde yine görme engellilere 45 m2 bir yer yapılması sözünü de verdim. bu konu ile ilgili GÖZDER yöneticileri ile anlaştık.

Vermiş olduğumuz tahliye tarihinin 'Engelliler Haftasına' rastlaması talihsiz bir tesadüf sonucudur.

Bu durumu fark etmemiz üzerine tahliye tarihi ileriki bir tarihe ertelenmiştir.

Bakırköy halkı, Bakırköy Kaymakamlığı'nı tüm engellilere yönelik hayata geçirdiği projeleri bilmektedir.

"Digital kütüphanenin kurulması, görme engellilere yurt dışında özel yazıcı ve programlar getirtilerek bilgisayar kursunun verilmesi" örnek projelerden sadece bir kaçıdır.

Kaymakam olarak her zaman engellilerin yanında oldum.

Olmaya da devam edeceğim. Lafla değil icraatla engellelerin yanındayım.

İSTON YAPACAK- Zuhuratbaba Muhtarlığı ve GÖZDER'in olduğu bina yıkılarak yerine sağlık ocağı, muhtarlık binası ve halk eğitim merkezi yapılacaktır. Bu iş için yazınızda belirttiğiniz Kartallı bir müteahhit değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İston AŞ tarafından ücreti karşılığında yapılacaktır. Bu ücrette hayırsever bir vatandaşımız tarafından karşılanacaktır.

SORUŞTURMA AÇILDI- Bakırköy Lisesi'nin Ataköy Atatürk İlköğretim Okulu'ndan kira bedeli alması konusu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne intikal etmiştir. Bu konu ile ilgili sorumluluk hakkında bir hafta önce soruşturma açılmış olup, süreç devam etmektedir. Bir devlet okulunun diğer okuldan kira adı altında herhangi bir ücret alması söz konusu olamaz. Soruşturma sonucunda gereken yapılacaktır.

ÇOCUKLARIMIN TİCARET YAPMA HAKKI- Yazınızda çocuklarımın alışveriş merkezinin ortak alanlarında şekerci dükkanı açtıklarını da yazmışsınız. Aylık kira bedeli verilerek bir işletmenin faaliyet göstermesinin nesi yanlış bunu anlamak mümkün değil. Bu ortak alanlar sadece şahsım ve çocuklarım adına kiralanmıyor. Onlarca küçük çaplı dükkan var ve herkes kira karşılığı ticaret yapmaya çalışıyor. Herşey ticari etik sınırları içerisinde yapılmaktadır. Sefaköy'de bahsettiğiniz Armani Alışveriş Merkeziyle de ilgili ticari olarak hiçbir alakam olmadığını ve sizin ve kamuoyunun bilgisine sunarım. Makamım kullanılarak hiçbir şekilde bir rant sağlamış değilim. Devlet ve millet hizmetinden şerefle geçirmiş olduğum 30 yıllık mesleki onurumu küçük çıkarlar için yıpratmadım, yıpratmayacağım da..."

Bu yanıt bildiklerimiz karşısında yetersiz kalıyor. Bizi tadmin etmediği gibi okurlarımızı da tadmin etmediğini sanıyoruz.... Yazılarımızın yoğunluğu nedeniyle bu konuyu yeni belge ve bilgilerle önümüzdeki günlerde yine gündeme taşıyacağız.

Bakırköy'de sorunlar bitmez.

Ö.P Türköne Başbakan olsun

ANAYASA Mahkemesi AK PARTi'yi kapatırsa ve Başbakan Erdoğan siyasi yasaklar listesine girerse, Cumhurbaskanı Abdullah Gül'den bir ricam var.

Başbakan'lık görevini şimdiki Dışişleri Bakanı Ali Babacan yerine AKP İstanbul Milletvekili Sn. Özlem Piltanoglu Türköne'ye verilsin. Hem Tansu Çiller'den sonra ki kadın Başbakan hem de Özlem Hanımın İngilizce dilini iyi biliyor.

Umarım Cumhurbaşkanı Gül bu görevi Sn. Türköne'ye verirde Türkiye'de hem siyasi kriz hemde ekonomik kriz çıkmaz.
Uğur ÇİCEK-ALMANYA

Çorlu'daki deri fabrikalarında olanlar

TÜRKİYE'nin en büyük sorunlarından biri olan kayıtdışı Çorlu'da da kangren olmaya devam etmektedir.

Çorlu'da faaliyet yürüten 120 adet deri fabrikasında 8 bin çalışan işçinin 6.800'ü kayıtdışı çalışmaktadır.

Çorlu'da deri fabrikalarında çalışan işçilerin çalışma saatleri 12-14 saate varmaktadır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği yasalardan ne işverenlerin nede çalışan işçilerin kesinlikle kesinlikle haberleri dahi olmamaktadır.

Deride genelde ağır kimyasal maddelerin kullanılmaktadır.

Buna karşılık işçiler hiç bir koruyucu önlem alınmadan çalıştırılmaktadır.

Kimyasal maddelerin en tehlikelisi formandehit'tir.

Formandehit'i araştırdığımızda İstanbul Boğaziçi Üniversitesi uzmanlarının araştırmasına göre bu maddenin dünyada kesinlikle yasak olduğunu kullanıldığı taktirde tek kişilik odaların ve koruyucu giysilerin kullanılması gerekmektedir. Aksi taktirde solunduğu zaman kanser olasılığı yüksektir.

Ayrıca doğaya karşı ve çevremize tahribatı üzerinden yıllar geçmesine rağmen izleri görülmektedir.

Kullanılan kimyasal madde krom'dur.

Çorlu'daki bu sorunlar had safaya gelmiştir.

Son olarak DESA Deri'de sendikal örgütleme için girişimde bulunulmuştur.

Ne yazık ki DESA Deri'nin sahibi işçilerin anayasal bir hak olan sendikalaşma hakkını tanımamaktadır.

Bu da yetmezmiş gibi işçilerin üzerinde büyük baskılar kurarak tehditler savurarak işçileri sindirip sanki yasadışı bir örgüte üye olmuşcasına fabrika içinde işçilere tehditler savurarak "Buranın kralı benim benim dediklerim burada olur" sendikalı olan işçilerden 4 işçi arkadaşımızı işten atmıştır.

Bu anlayış Düzce'deki fabrikasında da sürmektedir. ve Sefaköy'deki fabrakadada işçi atmaya devam etmektedir.

Bu soruyu kamuoyuna sormak istiyorum: bu zihniyetle Avrupa Birliği'ne nasıl girecekler?

Sendikal örgütlülüğe tahammülü olmayan bu zihniyet bir de Avrupa'ya üretim yapmaktadır.

Dünyaca ünlü markalara mal satan DESA Deri sahibininin bu tutumundan dolayı kınamaktayım.

Sizin bu soruna ses olmanızı istiyorum.
Ali BAYRAM- Deri İş Sendikası- Trakya temsilcisi

X