İzmir İKSEV’le yükseliyor

Haberin Devamı

 

 

GEÇEN haftaki yazılarımın birinde “Itrî ve Bach”tan söz etmiş ve cümleyi, “aynı yüzyılda yaşamış, farklı coğrafyalarda zirve yapmış iki dahi, iki mihenk taşı…” diyerek bağlamıştım. Benzer bir havayı, bu kez de Kemeraltı’nda, Avrupa Restorasyon Ödülü sahibi Abacıoğlu Han’da, İKSEV’in ev sahipliğinde soluduk. Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan’ın yakın ilgi ve desteği ile 27. Uluslararası İzmir Festivali’nin bir başka gurur verici sayfası, ilk kez sanatsal etkinliklere açılan Han’ın “orta yeri”nde çevrildi. Medya’da “Barok bir gece yaşandı” diye geçiştirilse de yaşanan, anlatılanlardan daha fazlaydı. “Benim Gözlüğüm”den nasıl göründüğüne gelince...

Haberin Devamı

Melez güzeldir

Projenin adı, “Doğu – Batı Saray Müziği / Düsseldorf’tan Versailles’a oradan Osmanlı’ya...” 16, 17 ve 18. yüzyıllardan seçilmiş parlak eserleri, farklı kültürlerden gelen sanatçılar birlikte seslendiriyorlar. Yıllar önce, Aka Gündüz’le Okay Temiz’in ilk arayışları başka bir kavşağa çıksa da “melez”di... Ardından Emre Aracı, Londra’da kaydedilen ilk albümünde “Osmanlı Saray Müziği”ni, Guatelli’den Donizetti Paşa’ya, Rossini’den, Sultan V. Murat’ın bestesine kadar çekiştiriyordu. Abacıoğlu Han’daki “Hille Perl & Lee Santana & İzmir Barok” konseri ise son yıllarda daha sık denenmeye başlayan, “dönem çalgılarıyla, farklı coğrafyalardan eş zamanlı kesitler sunabilmek” heyecanını taşıyordu. Ve melez güzeldi vesselâm!

Dünyanın en iyi “Viyola da Gamba” sanatçısı kabul edilen Hille Perl’in “yaşayan yay tavrı”, birlikte 2 kişiden fazla ettiklerini düşündüğüm, Barok çağın çok amaçlı çalgısı “Theorbe” virtüözü Lee Santana’nın (yüzündeki, hiçbir ölümlüye nasip olmamış hayretle karışık) müzikal hazzı, Soprano Sinem Özdemir’in, Itrî’ye ait ve “Her Gördüğü Periye Gönül Müptelâ Olur” diye başlayan Bûselik Murabbaı ezberden okuyuşu ve aristokrat vurgudan uzak sıcak yorumu, Soprano Linet Şaul’un telâşsız ve huzurlu performansı, Rebab’ta Mehmet Refik Kaya’nın seyri Gazi Giray Han’a bağlayan ipeksi Mahûr taksimi, unutulmadan paylaşılması gerekenler arasında... Ayrıca, pek çok izleyicinin Çembalo ve Çeng’i de ilk kez canlı olarak dinlediklerini sanıyorum. “Kudüm, def, daire gibi vurmalılara ‘Osmanlı Perküsyonu’ denmesini yadırgadığımı söyleyince, yanımdaki –bir bilen- dost da şunları ekledi:
“Dönem çalgısı deyip de metal teller bağlanınca, 16. yüzyılın ‘sound’unu yakalamak mümkün değil elbette...”
İzmir Barok, bu yazılanlardan çok fazlasını ve ayakta alkışlanmayı her haliyle hak ediyor. Son olarak, İzmirli’ye, yukarıdaki satırlarda gevezelik edebilme fırsatını veren İKSEV’e de şükranlarımı sunuyorum.

Haberin Devamı

Bahaneyle, saçma tezler buhar oldu

Yıllardır, (aslında tek porteye yazıldığı için) tek sesli zannedilen Türk Müziği, Batı’nın çoksesli kurgusu karşısında, hem sosyolojik olarak hem de siyaseten horlanırdı: “Müzik geçmişimiz tek sesli olduğu için demokrasiyi, çoğulculuğu, farklılığı ve çoksesliliği anlayamıyoruz; hazmedemiyoruz...” Ortalıkta “aydın” kimliği ile dolaşan pek çok “gölge”nin de pek sevdiği bu tekerlemenin, aslında kocaman bir “cehalet defosu” olduğu, konser akşamı bir kez daha vurgulandı. Osmanlı Sultanları’nın yeri doldurulamaz bestekârlara kol kanat gerdiği yıllar, Avrupa’da da müziğin, işin doğası gereği Saray’ın himayesinde olduğu dönemlerdir ve Klâsik Batı Müziği’nin ulaşabildiği en yüksek noktadır. Dolayısı ile müzik üzerinden saçma tezler üretmek gayretkeşliği, “gözü bağlanmışların dönme dolap kaderciliği”ni anlatmaktan öteye geçmez... Abacıoğlu Han’daki resmin çok başka bir mesaj vermesi bundandır. Sadece iyi müzik yapmak için bir araya gelmiş üst düzey sanatçıların, bırakın karşısındakini, kendileriyle de kavgası olmadığı için, tek kaygıları olan sanat paydası üzerinde kolayca buluşabilmeleri de bundandır...

Haberin Devamı

Goethe bu işlere ne derdi?

Kendini ve başkasını bilen, bilecektir şunu da: Ayrılamaz birbirinden Doğu ve Batı asla!

Yazarın Tüm Yazıları