"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

GO’nun “butik başkenti” neden İzmir olmasın?

GEÇEN yıl yaz aylarında, “İzmir’de ‘butik’ bir esinti: 7. GO Turnuvası” başlığı ile bir yazı yazmıştım. Üzerinden çabucak koca bir sene geçti ve birkaç hafta önce, Ege Üniversitesi yerleşkesi, TGOD’un birinci sınıf turnuvaları arasında yer alan “8. İzmir GO Turnuvası”na ev sahipliği yaptı. Toplam 72 oyuncunun katıldığı turnuva, şölen kimliğinin yanı sıra, play-off puanı için de zarif mücadelelere sahne oldu.

Bahsettiğim yazıda, “Bir kentin, ‘kimliğine şekil vermek üzere’ yapabileceği en büyük hatanın, ‘başkalarına benzemeye çalışmak’ olduğunu düşünüyorum. ‘Falanca gibi’ havaalanına, ‘filânca gibi’ yat limanına sahip olmak tutkusu... En çok ‘buraya’ benziyoruz, en fazla ‘şurayla’ yakınlığımız var takıntısı... Nihayet, ‘bilmem nereden fazlamız var, eksiğimiz yok’ şeklinde atıp tutarak bastırılan ‘eziklik duygusu...’ Bu mukayeseleri ısrarla gündemde tutma gayretiyle yaşamak, her şeyden önce ‘gibi olmaya’ razısınız anlamına gelir ki, aynı irade ‘benim marka olmaya niyetim yok’ teslimiyetinin de itirafıdır. Oysa dünya üzerindeki her kentin, (hele ki günümüzde) birbirinden eksiği de vardır, fazlası da... Öyle olmasa, herkes buna inanmasa, birbirine hiç benzemeyen 4 ayrı kent EXPO için yarıştırılmazdı. Buna bir tek İzmir inanmıyor! Biz başkayız; bambaşkayız inadında... Başkalarına benzemek ayıp da değildir, yasadışı veya utanç verici de... ‘Başka şehirlere benzemiyoruz’ diye diye ‘başka şehirlere benzemeye çalışmak özentisi’dir üzüldüğüm...” diye de söylenmişim biraz.

“Benim Gözlüğümden” nasıl göründüğünün altını çizmek için tekrarlıyorum; İzmir’in yazgısını değiştirecek sözcük, asla “büyük” değildir. “En, fazla, çok, pek, kocaman, birinci...” filân hiç değildir. Bana göre İzmir adı, (özgün, sıra dışı, biricik, kupon, elişi, değişik, nadir gibi anlamlar yüklemek koşuluyla) en çok “butik” sözcüğü ile birlikte anılırsa, kent “iz bırakan bir çekim merkezi”ne dönüşebilecek... Müze, lokanta, kafe, bar yetmiyor benim ufkumu yelpazelemeye... Butik kitapevlerine, butik spor merkezlerine, butik eğitim kurumlarına, butik ibadethanelere ve nihayet “butik oyunlar”a (bir başkent gibi) ev sahipliği yapan bir İzmir düşlüyorum.

Sarışınlara yapıştırılan haksız yaftanın bir benzeri asılı İzmir’in boynunda: “Güzel İzmir...” Tamam da, “Daha başka?” Gelin, birlikte, Türkiye’deki ilk ve tek “kategorili turnuva” olan “İzmir’deki GO geleneği”nin, her seviyeden oyuncuya özgüven veren perde arkasını irdeleyelim. Bütün gizem, katılımcıların kendilerini rahat hissettikleri bu kategorilerin, tesadüf gibi görünen ve GO’dan “edinilen, edinilmiş, edinilecek” kazanımlarla isimlendirilmiş olmasında saklı sanki. Başlangıçta sadece “güzel arkadaşlıklar”la yetinebiliyorsunuz. “Başarılı insan ilişkileri”nde sınanmak geliyor arkasından... Sonra “hayat dersi” biriktiriyorsunuz biraz üstünüzde. Bütün bahar sürecek, “uzun bir yaşam” düşlüyorsunuz sona doğru... Nihayet, “aydınlanma” kategorisi, GO’nun derinliklerindeki bilgelikle kucaklıyor sizi. Birlikteliğin tadını çıkartan bu farklı kategoriler ile GO, “farklılık ve benzerliklerin yönetimi”dir; İzmir’i çağrıştırması da bundandır. Bu oyunun Türkiye’deki başkenti İzmir olmalıdır. (Daha fazla bilgi ve iletişim için, www.goizm.org.)

GO, İzmir’e yakışıyor. Sahiplenilirse, daha fazlası da yakışır. Bakalım, aday adaylarımız hangi kategoriden ses verecekler? Yoksa mevlevîhâne hayretimizdeki gibi “Hâmuşân” özel kategorisinde mi, “dem tutmaktalar hâlâ?”

X