"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Freddie için 20 yıl sonra...

Mojo’nun Ocak 2011 sayısını okurken fark ettim, bu yıl ölümünün 20’nci yılı. 20 yıl! Ne demek 20 yıl? Evet, 24 Kasım 1991’de ölmüş işte

Bazı haberleri aldığınız anı çok net hatırlarsınız ya...
Hani haber ulaştığınızda tam olarak nerede bulunduğunuzu, kiminle olduğunuzu, hatta o anki kıyafetinizi bile kaydeder ya hafıza denen harddisk...
Hah, işte o kayıtlar bazen zaman çarkında dönüp yeniden karşınıza çıktığında “Vay bee, vay bee!” demekten öte bir şey yapamıyorsunuz.
Kurt Cobain öleli 17 yıl olmuş mesela, vay bee!
Ona özenip aldığım ‘grunge’ kazağım vardı üstümde; doğumgünümde almıştım ölüm haberini.
Ağır darbeydi doğrusu.
Kuşağımın Jimi’si, Janis’i, Jim’i olmuştu bizim adımıza ‘harbe giden sarı saçlı çocuk’.
Zaman içinde pek çok ölüm haberi geldi sevdiğimiz adamlardan, kadınlardan.
Ama en çok Kurt Cobain’in haberiyle sarsıldığımı hatırlıyorum; bir de Freddie Mercury.
Freddie, canımız Freddie; coşkumuz, aşkımız, neşemiz, ergenliğimiz...

ZANZİBARLI ZERDÜŞT

Mojo’nun Ocak 2011 sayısını okurken fark ettim, bu yıl ölümünün 20’nci yılı.
20 yıl! Ne demek 20 yıl?
Okuduğuma güvenemedim, açtım kara kaplı rock ansiklopedisini.
Evet, 24 Kasım 1991’de ölmüş işte.
Geride bıraktığı harikulade şarkılarla ölümsüzlüğe yürümüş bir rock çağı kralını; ölüm tarihini anmak saçma tabii.
Ama bir daha sorayım, ne demek 20 yıl?
Dergideki yazı Mark Blake’in yeni piyasaya çıkan ‘Is This The Real Life? The Untold Story of Queen’ adlı kitabından alınmış.
Robert Ellis’in 1970’lerde Queen konserinde çektiği enfes bir Freddie Mercury fotoğrafıyla açılıyor sayfa. Başlık tek kelime: ‘Flash!’
Freddie’nin Zanzibar doğumlu bir ‘parsi’, bir zerdüşt olduğunu biliyordum, okumuştum.
Fakat Queen öncesinde ne yaptığıyla ilgili hiç bilgim yokmuş.
Mark Blake’in kitabından alıntılanan bölüm, rock müziğin gökyüzü atlasında halen parlayan yıldızın doğum sürecini anlatıyor.
Dişlek, kara kuru, ama sempatik bir çocuk...
Babası “üzerinde güneş batmayan imparatorluk Büyük Britanya”nın emrinde bir memur Zanzibar’da.
İngilizler adayı devrederken can güvenliği kalmayacak ve bu sebepten Londra yakınlarına göçecek bir aile.
Freddie (Ah pardon, o yıllarda adı henüz Faruk Bulsara), 1946’da doğmuş.
8 yaşında ailesinden ayrılıp Hindistan’a yatılı okumaya gitmiş.
Müzikle haşır neşir olması bu yıllarda başlıyor. Piyano çalıyor, The Hectics diye okul grubu kuruyor.
Hayatının aşkı müzik. Cliff Richard da dinliyor Ümmü Gülsüm de.
Benim de ergenlik yıllarımın kurtarıcısı BBC World Service’deki ‘liste programları’ndan besleniyor.
Eline haftalarca geç ulaşan müzik dergilerinden (bak bu yönümüz de aynıymış!) kopamıyor.
O günlerden arkadaşları Freddie’yi “radyoda dinlediği şarkıları oturup piyanoda hemen çalabilen çocuk” olarak anıyor.

TAKINTISI HENDRIX

1964’teki devrim sonrasında aile zorunlu olarak Heathrow Havaalanı yakınlarındaki Feltham’a sığınıyor mülteci olarak.
Ailesi avukat olmasını istiyor ama Freddie “avukat olacak kadar zeki değilim, bırakın sanat okuluna gideyim” diyecek kadar zeki!
Bu arada adını da Freddie olarak değiştiriyor...
1966 yazı, hayatının dönüm noktası.
Jimi Hendrix’in televizyonda boy gösterdiği, Freddie’nin Ealing Sanat Okulu’nun moda bölümüne kaydolduğu ve arkadaşlarıyla Hendirx’i, Pink Floyd’u, The Who’yu, Elton John’u, Fleetwood Mac’i izlemeye gittiği yıl.
Freddie modacılık eğitimi alan tek erkek. 30 kız ve Freddie.
Bu arada konser biletleri ve cep harçlığı için saati 5 pound’a çıplak modellik filan yapıyor.
Takıntısı Jimi Hendrix. 14 gece, 14 ayrı pub’da dinlemeye gidiyor Hendrix’i...
Peki ya müzik?
Sonra Queen’i kuracağı Brian May ve diğer müzisyenlerle tanışmaya başlıyor. Kendi girişimleri var ama daha çok müzik yapanlarla gezip onlara fikir veren bir tip.
Şarkı yazmaya çalışıyor. ‘Cowboy Song’ diye bir şarkı yazıyor 1969’da mesela. İlk satır şöyle: “Mama, just killed a man...”
Hatırladınız mı?
Tabii hatırladınız, yıllar sonra bütün dünyanın bileceği ‘Bohemian Rhapsody’nin en meşhur cümlesi!
Daha detaylı okuma için bir Mojo veya benim şu an amaçladığım gibi kitabın aslını bulmak gerekecek...
Şimdi ‘A Night At The Opera’ dinlemek ve “20 yıl ha, 20 yıl...” diye söylenmek zamanı...
X