"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Bu yaz benim bir masalım oldu

Saat gece yarısı 3 filandı bence. İnsan o saatte, odasında bir kanat sesiyle uyanınca saate bakmıyor.

Bir tekne seyahatindeydik. Herkes uyuyordu. Odada, yatağın iki yanındaki yuvarlak pencereler açıktı.
Onlara lumboz deniliyor. Yatağın sağıda üç lumboz, solunda iki lumboz. Aralarında ben. Rüzgârlar içinde uyuyordum ne güzel.
Derken o bahsettiğim kanat seslerini duydum. Pit pit... Pitipiti piti pit! Rüyada mıyım yoksa gerçekte mi diye ayıklamak gerekir bazen, o yüzden acele etmedim.
Yan yattığım için tek kulağım mı yanlış duyuyor derken, başımı yastığa düz koyup iki kulağımla sesi dinledim. Evet, odada canlı bir şey var.
Odaya kuş girmiş! Ama nasıl girebilir? Denizin olsun olsun iki karış üstü lumbozlardan bahsediyorum. Genişliği de olsun size bir buçuk karış. Nasıl olabilir?
Henüz beynimin nasıl olabilir bölümleri bile uykuda. Bir cevap bulamadım.
Karanlıkta ayağa kalkıp, kuşu aramaya karar verdim. Kalkar kalkmaz aklıma, Xavier de Maistre’nin, 1871’de kendi odasının içinde yaptığı yolculukları anlatan kitabı “A Journey Around My Room” (Odamda Bir Yolculuk) geldi. Mesafelerin de tıpkı zaman gibi göreceli olduğunu o kitaptan öğrenmiştim. Şimdi benim odadaki mesafelerim de büyümüştü. Öyle iki adımda sesin geldiği lumboza gidemiyordunuz.
Yataktan lumboza yürüyüşüm neredeyse 10 dakika sürdü.
Ya da bana öyle geldi.
Diyelim ki kuş, onu kurtarmak için gagaları ve pençeleriyle mi boğuşacaktım? Bir şeyle boğuşmak için yanlış saatti. Zaten boğuşmak da nereden çıktı? Belki de bir serçe. Hemen tutup atıverebileceğim minik bir kuş belki. Bilmiyorum ki. Zaten bir de görmüyorum ki!
Lumboza iyice yaklaşınca, gördüm. Gerçekten bir canlı. Gerçekten can çekişiyor. Fakat kuş değil. Balık! Balık mı?!? Bir balık, kim bilir neden kaçarken sudan iki karış zıplayıp kendini odaya atmış olabilir mi? Uçan balıklar var. Ama uçan balık değil, kanadını görmüyorum. Bu bildiğimiz bir karış büyüklüğünde gümüş rengi bir balık.
Kuyruğunu hızla çırparak, yardım istedi. Yardımı geldi... Onu ellerime alıp, hayatını kaybetmeden lumbozdan geri denize attım.
Acaba denizdeki hikâyesi neydi de, kendini karada yaşayan insanların suda durmak için yaptıkları bir teknede bulmuştu? Bir keresinde biri bana, bilmediğin bir yerde kaybolmanın iyi bir şey olduğunu söylemişti. Karşılaşman gerekenlerle buluşma noktandı onlar.
Belki gece yarısı bir teknenin yatak odası da, balıkla benim buluşma noktamdı. Belki hikâyesinde ölüm kalım savaşı verdiği bir an olacaktı. O an kaybolacaktı. Ama merak etmesine gerek yoktu, çünkü bir kadın sesini duyup onu kurtaracaktı. Benim onun hikâyesindeki rolüm buydu. Belki beni unutmayacaktı. Unutmazsa sevinirdim. Çünkü ben onu hiç unutmayacaktım.
Bu hikâye, benim yazımın masalı oldu. Değişik değişik yorumları yapıldı. Bir balığın odaya atlamasının nelere alamet olduğu konuşuldu. Bense, onu resimlendirmek ve o tekneye hediye etmek istedim. Kazablanka şarkıma harika bir mini klip yapan Pelin Kırca’ya, bu masalı anlattım. Şimdi o bu masalı beş büyük resim olarak çiziyor. Pelin bitirince çizdiklerini Instagram’a ve Twitter’a, @niltakipte’ye koyucam.
Her mevsim masallarda buluşmak üzere, sihirlerle kalın.

X