GMİS Genel Başkanı Demirci, Türk-iş Genel Kurulu’nda Konuştu

Güncelleme Tarihi:

GMİS Genel Başkanı Demirci, Türk-iş Genel Kurulu’nda Konuştu
Oluşturulma Tarihi: Aralık 04, 2015 11:36

GMİS GENEL BAŞKANI AHMET DEMİRCİ, TÜRK-İŞ GENEL KURULUNDA KONUŞTU

3 Aralık 2015 tarihinde Ankara’da başlayan TÜRK-İŞ 22. Olağan Genel Kurulu’nun ikinci gününde Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Ahmet Demirci, Dünya Madenciler Günü nedeniyle öne alınan konuşmasında Dünya ve ülkemiz madencilerinin gününü kutladı.
Demirci konuşmasında, “Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü’nün 2010 yılından beri ısrarla sürdürdüğü işçi açıklarının giderilmesi talebi en kısa sürede karşılanmalı ve üretimin artırılması sağlanmalıdır. Genel Müdürlüğü’n talebi olan 3 bin 200 işçi derhal alınmalıdır” dedi. Demirci TÜRK-İŞ Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şöyle dedi:
"Zonguldak-Bartın-Karabük bölgemizin, kamu ve özel sektör işyerlerinde çalışan maden işçilerimiz ve Türkiye’nin dört bir yanında ülkemizin yeraltı zenginliklerini arayan, bulan Maden Tetkik Arama Kurumu işçilerimizin birlik, beraberlik, dayanışma ve mücadele duygularını getirdim. Başta madenci arkadaşlarım olmak üzere ülkemiz ve dünya madencilerinin 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü kutluyorum. 4 Aralık tarihi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de "Dünya Madenciler Günü" olarak kutlanmaktadır. Bugün dünya madenciliğinin en temel sorunu taşeronlaşma ve örgütlenmenin engellenmesidir. Kasım ayında Almanya’da endustriyal sendikasının madenlerde iş sağlığı ve güvenliğinin ele alındığı toplantıda dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sendikacı arkadaşlarımız bu sorunu dile getirdiler. Ne yazık ki bunun bedelini biz işçiler canlarımızla ödedik.
Tüm dünya madencilerine Allah kazasız-belasız çalışmalar nasip etsin. Bu vesileyle tüm maden şehitlerimize rahmet diliyorum. TÜRK-İŞ’imizin 22. Olağan Genel Kurulu’nun, başta TÜRK-İŞ olmak üzere, ülkemiz ve dünya işçilerine, emekçilerine yol göstereceğine yürekten inanıyor, genel kurulumuzun hayırlara vesile olmasını diliyorum. TÜRK-İŞ’i bugünlere taşıyan tüm yöneticilerimizi şükranla anıyor, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı uzun ömürler diliyorum. TÜRK-İŞ’imizin genel sekreteri ve maden işçilerinin, ülkemiz emekçilerinin unutulmaz önderi, çok değerli genel başkanım Rahmetli Şemsi Denizer’i sevgi, saygı ve şükranla anıyorum. 69 yıllık resmi tarihi ve 167 yıllık üretim kültürüyle, madencilerin, ülkemiz ve dünya emekçilerinin mücadele tarihine önemli katkılar vermiş Genel Maden İşçileri Sendikası’nı temsilen burada olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bana bu sorumluluğu veren tüm arkadaşlarıma buradan bir kez daha sevgi ve saygılarımı sunuyorum."
"MADENCİLER OLARAK BÜYÜK ACILAR YAŞADIK"
17 Mayıs 2010 tarihinde Karadon’da 30 madencinin şehit olduğunu ifade eden Demirci, şöyle devam etti:
"Ülkemiz madencileri olarak TÜRK-İŞ’in 21. Ve 22. Genel Kurul dönemleri arasında büyük acılar yaşadık. 17 Mayıs 2010 tarihinde TTK Karadon’da taşeron şirket çalışanı 30 madenci kardeşimiz şehit oldu.
7 Ocak 2013 tarihinde TTK Kozlu’da yine taşeron şirket çalışanı 8 madenci kardeşimiz şehit oldu. Ülkemizde 2011 ile 2015 yılları arasında; Elbistan’da 11, Manisa Soma’da 301, Ermenek’te 18 madenci kardeşimiz, meydana gelen kazalarda şehit oldu. Saydığım bu kazaların tümü özel sektörde veya taşeron şirketlerde meydana geldi. Zonguldak Kömür Havzamızda; 1848’lere, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanan üretim tarihimizde, İngiliz, Fransız, Alman şirketleri başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından şirketler vardı. Atalarımız; baskı, zulüm, açlık, yoksulluk altında çalıştırıldı. Bırakınız işçi sağlığını ve iş güvenliğini, barınacak yerleri bile yoktu. Biz atalarımızın yaklaşık 5 bin şehit vererek bugünlere taşıdığı madencilik mesleğini sürdüren madencilerin sendikasıyız."
"TAŞERON UYGULAMALARINA KARŞI ÇIKTIK"
Taşeron uygulamasına karşı çıktıklarını ve taşeronlaşma ile madenlerde iş kazalarının daha da hızlandığını ifade eden Demirci, "Bu birikim ve sorumlulukla daha işin başında taşeron uygulamalarına şiddetle karşı çıktık.
Olabilecek kazaları basın açıklamalarıyla, eylem ve etkinliklerle, ilgililere ve kamuoyuna duyurduk. Ancak ısrarla bu politikalar sürdürüldü. Taşeronlaşmayla birlikte madenlerde iş kazaları daha da hızlandı.
Her kazadan sonra mitinglerle, eylemlerle uyardık, TÜRK-İŞ olarak da uyarılarımızı sürdürdük, dinlemediler. Tarihe kara bir sayfa olarak yazılan Soma faciasının en belirgin sonucu “Patronun kâr hırsı” olarak kayıtlara geçti. Bizim Genel Maden İşçileri Sendikası olarak, madenlerde taşeron uygulamasına son verilmesi ısrarımız devam etmektedir. Bugün bazı yasal düzenlemelerle mevcut düzeni meşrulaştırmaya çalışmak doğru değildir.
Madencilik; özellikle yeraltı işletmeciliği, devlet ciddiyetiyle yapılması gereken bir iştir. Ülkemiz madenciliğinin yeniden bir düzenlemeye ihtiyacı olduğu, Soma ve Ermenek kazalarından sonra bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Bizim Genel Maden-İş Sendikası olarak dile getirdiğimiz “Maden Bakanlığı” kurulması önerimiz bazı iş adamları ve meslek odaları tarafından da dile getirilmesine rağmen 64. Hükümette de bu değişikliğe yer verilmedi. Soma ve Ermenek facialarından sonra yapılan yasal düzenlemeler hâlâ tam anlamıyla uygulanmıyor. Yeraltında çalışan maden işçilerinin en düşük ücretinin en az iki asgari ücret düzenlemesini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı birbirlerinden farklı yorumladılar. Çalışma Bakanlığı, en az iki asgari ücretin taban ücreti olduğunu, diğer sosyal hakların bunun üzerine eklenmesi gerektiğini söylerken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı bürokratlar, sosyal hakların, sendikal kazanımların da en az iki asgari ücretin içinde sayıldığını savunarak, yıllık gelirlerimizin toplamı üzerinden taban ücret hesaplamaya kalktılar. Ve doğal olarak mahkemelik olduk. Mahkeme bizim lehimize sonuçlandı ama uygulamak yerine üst mahkemeye gittiler. 1 Kasım seçimlerine bir hafta kala üst mahkeme kararını da beklemeden kamuda iki asgari ücret uygulamasına geçildi. Taban ücretlerimiz düzenlendi ama 12 Eylül 2014’ten bugüne olan fark alacaklarımız ödenmiyor, gerekçe olarak da üst mahkeme kararını beklediklerini söylüyorlar.
Evet bir yasa çıktı ama yeni bir yasayla ya da uygulama yönetmeliğiyle düzenlenmesi ve bu konunun tartışılır olmaktan çıkarılması gerekiyor. Diğer bir düzenleme olan haftada 37,5 saat çalışma ve iki gün tatil uygulamasında da farklı yorumlamalar ve belirsizlikler yaşansa da kısa sürede uygulamaya geçildi. Biz, Soma ve Ermenek başta olmak üzere tüm maden şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor, bu yasal düzenlemelerin yapılması sürecinde katkı veren herkese teşekkür ediyoruz. Soma ve Ermenek facialarında hayatını kaybeden maden şehitlerimizin yakınlarına tanınan bazı hakların, Zonguldak Maden Havzamızda meydana gelen kazalarda şehit olan arkadaşlarımızın yakınlarına da verilmesini ısrarla talep ediyoruz. Bu konuda yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır" dedi.
"ZONGULDAK DENİLDİĞİNDE AKLA MADENCİLİK GELİR"
Zonguldak’ta madencilik kültürü olduğunu ifade eden Demirci, Zonguldak’ın "Emeğin Başkenti" olduğunu hatırlatarak "Zonguldak denildiğinde akla madencilik gelir, kazalar gelir, eylemlerimiz gelir, Emeğin Başkenti sıfatımız hatırlanır. Bugün ne yazık ki Emeğin Başkenti Zonguldak’ta emekli sayısı tüm çalışanların sayısından fazla. Zonguldak’ın varlık sebebi olan maden işletmelerinde çalışanların sayısı ise tarihinin en düşük seviyesinde. Doğal olarak maden üretimimiz de tarihinin en düşük seviyesindedir. Ülkemizin yılda 25 milyon ton taşkömürüne ihtiyacı var ve yaklaşık 4 milyar dolarımız dışarıya gidiyor. Zonguldak ve Bartın’da kamu-özel sektör olarak toplam üretimimiz 2 milyon tonu bulmuyor. Oysa aynı bölgede 1 milyar 300 milyon ton kömür rezervimiz var. Ülkemizin başka hiçbir bölgesinde taşkömürü bulunmuyor. Koklaşabilir taşkömürü olduğu için bölgemize kurulan Kardemir ve Erdemir’in ihtiyacını karşılayamıyoruz. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun ve özel sektörün düşük kalorili atık kömürünü değerlendiren Çatalağzı Termik Elektrik Santrali, kömür yetersiz olduğu için ikinci ünitesini çalıştıramıyor. Bölgemizdeki kömürü kullanacağı gerekçesiyle kurulan özel sektör santralleri ve demir-çelik fabrikaları ithal kömür ile çalışmaya devam ediyor. Zonguldak Kömür Havzası, tarihinin en kötü dönemini geçiriyor. Oysa biz biliyoruz ki Zonguldak ne zaman ihmal edilse ülke ekonomisi krize sürüklenmiştir. Zonguldak’ın ürettiği ve büyüdüğü yıllarda ülkemiz sanayisi de büyümüş ve gelişmiştir.
Zonguldak son yıllarda hızla göç veriyor. Bu sadece Zonguldak için değil, ülkemiz için de hayra alamet değildir" şeklinde konuştu.
"TTK’NIN İŞÇİ AÇIKLARI GİDERİLMELİDİR"
TTK’nın işçi açıklarını değerlendiren Demirci, kuruma 3 bin 200 işçi alınması gerektiğinin altını çizdi. Demirci, şöyle devam etti:
"Biz maden ocaklarının özelleştirilmesi, daraltılması, küçültülmesi, kapatılması girişimlerine karşı çıkmaya devam ediyoruz. Biz sadece işimize, aşımıza değil ülkemizin de çıkarlarına ve geleceğine sahip çıkıyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz. Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü’nün 2010 yılından beri ısrarla sürdürdüğü işçi açıklarının giderilmesi talebi en kısa sürede karşılanmalı ve üretimin artırılması sağlanmalıdır. Genel Müdürlüğü’n talebi olan 3 bin 200 işçi derhal alınmalıdır. Kurumun norm kadro ile çalışması sağlanmalı ve kurum göz göre göre zarara sokulmamalıdır. Ayrıca komşu ülkelerle ilişkilerimizin iyice çıkmaza girdiği şu günlerde doğalgaz ve kömür ithalatında da sorunların çıkması, dünya kömür fiyatlarının hareketlenme beklentisi var. Maden Tetkik Arama Kurumu’nun da hem personel hem de teknolojik olarak daha aktif hale getirilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Biz, henüz yeni kurulan Hükümet nezdinde de girişimlerimizi sürdüreceğiz. Bu genel kurulda görev alacak yeni TÜRK-İŞ yönetiminin de bizi yalnız bırakmayacağına inanıyoruz. Dünya enerji kaynaklarının büyük bölümünün bulunduğu bölgemizde istikrarsızlık giderek artıyor. Görünür yüzüyle bakıldığında küçük örgütler, küçük çaplı çatışmalar ve terör örgütleri olarak adlandırılsa da dünyanın önde gelen şirketlerinin ve ülkelerin bu işin içinde olduğuna şüphe yoktur. Uzun zamandır devam eden bu sürecin özünde, enerji kaynaklarına sahip olma mücadelesi vardır. Irak’ta nükleer silah var yalanıyla hızlanan bu süreç demokrasi yalanıyla savaş aşamasına geldi. Türkiye, geçiş noktasında ve denge unsurudur. Türkiye, kendi içinde sosyal barışı korumak ve tüm vatandaşlarıyla birlik, beraberlik ve dayanışma içinde ulusal çıkarlarına öncelik vermek durumundadır. Türkiye, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi “Yurtta barış, dünyada barış” anlayışını korumalıdır. Bu düşüncelerle hepinize tekrar sevgi ve saygılarımızı sunuyor, TÜRKİŞ’te 2011-2015 döneminde ve bugüne kadar görev alan tüm yöneticilerimize teşekkür ediyoruz. Ayrıca dün Sayın Cumhurbaşkanımız önünde madencilik sektörünün sorunlarını dile getiren ve çözüm önerilerimizi ortaya koyan çok değerli genel başkanımız Ergün Atalay’a huzurlarınızda teşekkür ediyorum. 22’nci Genel Kurulun hayırlı olmasını diliyorum.”
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!