Prof. Dr. Ersan Şen: İdam gelirse, hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmesi anlamına gelir

Güncelleme Tarihi:

Prof. Dr. Ersan Şen: İdam gelirse, hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmesi anlamına gelir
Oluşturulma Tarihi: Şubat 26, 2017 16:14

Prof. Dr. Ersan Şen: İdam gelirse, hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmesi anlamına gelir

Haberin Devamı

Cafer ZENGİN/KAYSERİ, (DHA) - CEZA Hukuku uzmanı Prof. Dr. Ersan Şen, siyaset gündeminde tartışılan idam cezasıyla ilgili, "Cezai mahiyette, akademik seviyede idam cezasını savunan bir hukukçuyum. İddialı bir söz söylemek istemem ama idam cezasını getirseniz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bağlayıcı kararlarından dolayı bir hukuk devleti ilkesinden, hukuktan vazgeçmek ile karşı karşıya kalırsınız. Bu nedenle bu konu siyasi kaygılarla gündeme getirilmemelidir" dedi.
Kayseri'de, Yeni Ufuklar Kültür Sosyal ve Yardımlaşma Derneği tarafından Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonunda 'Yeni anayasa ve referandum süreci' konulu konferans düzenlendi. Konferansta konuşan Ceza Hukuku uzmanı Prof. Dr. Ersan Şen, TBMM tarafından kabul edilen 18 maddelik Anayasa değişikliği ve referandum süreci ile ilgili görüşlerini paylaştı. Son günlerde yeniden gündeme gelen 'idam cezası' ile tartışmalara değinen Prof. Dr. Şen, idam cezasının getirilmesinin, 'Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) ve bunun yanında konseyin bağlayıcı kararlarından vazgeçmek' anlamına geldiğini belirtti. "Hukuk olmazsa hayat olmaz, düzen olmaz, keyfilik olur. Güvenlik de olmaz" diyen Prof. Dr. Şen, şöyle devam etti:
"Türk milleti hukuk çağını henüz bitiremediği için, hukukun anlam ve önemini idrak etmiş değildir. Hukukun evrensel ilkelerini terk etmek kolay. Hemen kaldıralım da diyebilirsiniz. Bu da kolay. Çünkü siz Magna Carta’yı, Fransız kanlı devrimini yaşayamamışsınız. Bu nedenle atmak kolay, bırakalım demek kolay. Şimdi zaman zaman idam cezası tartışması olur. Cezai mahiyette, akademik seviyede idam cezasını savunan bir hukukçuyum. Bunu kitabımda yazdım, makalelerimde yazdım. Ölüm cezasının fayda ve sakıncalarını ele aldığımda insan hayatına karşı suç işleyenlerin bu cezayla cezalandırılmaları gerektiğini düşünüyorum ben. Yoksa siyasi irtibatlı başka suçlardan değil, ama ölüm cezası savunulabilir bir ceza olarak tartışılmalıdır derim. Hukuken buna bakmak gerekir. Eğer siz millet olarak, devlet olarak, ülke olarak Batı’ya dönüp kültüründen etkilenmeyin, kişi hak ve hürriyetleri açısından Batı sizin önünüzdeyse ve siz öyle ya da böyle İnsan Haklarına taraf olmuşsanız, ölüm cezasını kaldıran 6 ve 13’üncü protokolleri bağlayıcı olarak kabul etmişseniz, anayasanın 17’nci maddesinin dışına ve kanunların dışına ölüm cezasını almışsanız, tekrar bu cezaya dönmenin yolu kanaatimce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi üyeliklerinden vazgeçmek anlamına gelir. Vazgeçerseniz bunun sonucu nedir? İddialı bir söz söylemek istemem ama bir hukuk devleti ilkesinden hukuktan vazgeçmek ile karşı karşıya kalırsınız."
'BEKARA BOŞANMAK KOLAY'
İdam cezasının siyasi kaygılarla gündeme getirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Şen, "Ölüm cezası getirmek konusunda referandum, oy kaygısı ile değil, bunu gerçek manada getirmek istediğinizde bu milletin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini bir birey kazancı olarak terk ettiğinizi ve kaybedeceklerinizi bilmeniz lazım. Bekara boşanmak kolay. Bu ülkenin evlatlarına hukuk öğretmek lazım. Ağaç yaşken eğilir. Bu ülkede çocuklarımıza ya da geleceğimize öğretmemiz gereken insan hak ve hürriyetleri, hukuk evrensel ilkeleri, başkanların hak ve hürriyetlerine saygılı olmayı öğretmen lazım. Hukuk güvenliği hakkına sahip olmak, yarın kaygısına düşmemek lazım" diye konuştu
Yeni anayasa sürecinde 'çift başlılık' konusunun da çok tartışıldığını anlatan Prof. Dr. Şen, bu sorunun 2007’den sonra yapılan değişiklikle gündeme geldiğini söyledi. Prof. Dr. Şen, "Çift başlılık, Türkiye’de 2007’den sonra yapılan değişiklik ile halkın seçtiği cumhurbaşkanı, halkın seçtiği hükümet ile çift başlılığa sebebiyet vereceği konusundaki sorunla buraya geldik. Peki bu değişiklik ile bu sorunu çözmek için mi hareket ediyoruz, yoksa 18 maddede farklı konular var mı? Bu siyasi parti kavgası, parti meselesi gibi görülürse siyaseten tarafların eleştirdiği noktalarda laiklik üzerinden, mesele mezhepler üzerinden, etnik kimlik üzerinden tartışılırsa olmadık yerlere ve konuyu güvensizliğe götürüsünüz. Rejim tartışmasına götürürsünüz. Murad edilen cumhuriyetin terki değildir. Madde metni ile baktığınızda cumhuriyetin niteliklerine ilişkin değişiklik yok" dedi.
Anayasa teklifinde anlamadığı iki noktanın olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ersan Şen, "Anayasa yapboz tahtası değil. Anayasa gündemi ile sürekli meşgul olamayız. Yargı ile ilgili sorun var. Yargı mensuplarından seçim hakkını onlarda tutmak gerekir, tutamıyorsanız, Meclis’in seçeceği karma sistem belirlenmelidir. Bir defa seçilecekler, görevlerini bitirsinler bir daha seçilmek için çaba göstermesinler. 4+4’ü muhafaza ediyordunuz. Yargı mensupları bir daha seçilmek için siyasetin kapısını aşındırmasınlar. Kuralları, esnek, gevşek koyarsanız, sınırlarını belirleyemezseniz, bize güvenin derse otorite bunu kabul etmeyiz. Otorite net çizgileri belirlemelidir. Kuvvetler ayrılığı koruyuculuğunu net ortaya koymalıdır" dedi.
'CUMHURBAŞKANLIĞI YEMİNİ, PARTİDE YÖNETİCİ OLMASINI ENGELLER'
Cumhurbaşkanlığı yemininin de devam edeceğini bunun da ayrı bir olası değişiklikte sorun olarak ortaya çıkacağını kaydeden Prof. Dr. Şen, "Cumhurbaşkanlığın tarafsızlık andı, yemini durduğu müddette Cumhurbaşkanı tarafsızlık yemini ettiği sürece tarafsızlığı devam etmek zorundadır. Kanaatimce bu madde cumhurbaşkanının isim üzerinden gitmiyorum, siyasete girebilmesi, genel başkan ya da partisinde üst düzey yönetici olmasını engeller. Hakim de bu çerçevede tarafsız olmak zorundadır, meslek itibariyle karar mekanizmasına oturduğunda tarafsız olmak zorundadır. Bu aynen bir öğretim üyesinin ya da öğretmenin sınav kağıdını okumakta gösterdiği tarafsızlık gibidir" diye konuştu.

FOTOĞRAFLI

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!