Prof.Dr. Çağlı: Ağız kokusu, ses kısıklığı kanser işareti olabilir

Güncelleme Tarihi:

Prof.Dr. Çağlı: Ağız kokusu, ses kısıklığı kanser işareti olabilir
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 31, 2016 10:04

Prof.Dr. Çağlı: Ağız kokusu, ses kısıklığı kanser işareti olabilir

Haberin Devamı

KAYSERİ, (DHA)- KULAK, Burun, Boğaz Uzmanı Prof.Dr. Sedat Çağlı, önemsenmeyen ağız kokusu, yutkunma güçlüğü, ses kısıklığı gibi şikayetlerin baş-boyun kanserlerinin işareti olabileceğini söyledi. Prof.Dr. Çağlı, "Son derece tehlikeli bir hastalık grubu olan baş-boyun kanserleri erken teşhis edildiğinde tamamen kontrol altına alınabiliyor" dedi.
Memorial Kayseri Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof.Dr. Sedat Çağlı, baş boyun kanserlerinin sık sık diğer boğaz hastalıkları ile karıştırıldığına dikkat çekti. Baş- boyun kanserlerinin, erkeklerde görülen tüm kanser türlerinin yaklaşık yüzde 10’unu, kadınlarda ise yüzde 3,5’ini oluşturduğunu kaydeden Prof.Dr. Çağlı, şöyle dedi:
"Erken teşhis edildiğinde tedavisi mümkün olan bu kanser türleri, görüldükleri anatomik bölge ve alt lokalizasyonlara göre adlandırılmaktadır. Bu kanser türleri saçlı deri ve ciltte, dudakta, ağız boşluğunda, dilin ön kısmında, yanakta, ağız tabanında, diş etlerinde, sert damakta, yutakta, bademciklerde, yumuşak damakta, dil kökünde, farinks arka duvarda, burun boşluğu ve paranazal sinüste, genizde, gırtlakta, alt yutakta ve yemek borusunda, büyük havayolunun boyundaki kısmında ve tükürük bezlerinde görülmektedir. Tiroit ve paratiroid bezi kanserleri de baş boyun kanserleri bölümünde değerlendirilmektedir. Toplumda cilt, gırtlak, ağız boşluğu ve dudak ile tiroit kanserleri diğerlerine göre daha sık görülmektedir."
KESKİN KENARLI DİŞ PROTEZLERİ KANSER NEDENİ
Risk faktörlerinin yanı sıra baş-boyun kanserlerinin büyük bir bölümünün en önemli sebebinin karsinojenlere uzun süreli temas olduğunu bildiren Prof.Dr. Çağlı, şöyle devam etti:
"Sigara, puro, pipo içimi, tütün çiğneme ile alkol kullanımı özellikle ağız boşluğu ve gırtlak kanserlerinin oluşumunda en önemli faktördür. Kullanılan miktar ve süre arttıkça bu risk de artar. Deri ve dudak kanserlerinde güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak önemli bir risk faktörüdür. Uygun olmayan diş protezleri ile keskin kenarlı sabit diş protezleri ise sürekli tahrişe neden olduğundan, uzun dönemde ağız içinde kansere neden olabilmektedir. Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan demir eksikliği anemisi ise özellikle alt yutak kanserlerine zemin hazırlamaktadır. Daha önceden boyun bölgesine radyoterapi uygulanmış olması da kanserin gelişimini arttırır. Erken dönemde belirti veren baş boyun kanserlerinin önemli bir bölümünü oluşturan gırtlak kanserleri ses kısıklığı ve nefes darlığı ile kendini gösterebilir. Bu kanser türleri bulunduğu bölgeye göre belirti verir. En önemli belirtileri ise iyileşmeyen yaralar, ağız kokusu, kanama ve konuşma bozukluğu, boğazda kitle hissi, yutkunma veya yutma bozukluğu, yüzde şişlik, çene hareketinin kısıtlanması, burun tıkanıklığı, boyunda oluşan kitle, ağrı ve işitmenin azalmasıdır. Özellikle boyunda oluşan şişlik ya da yumru, erkeklere göre kadınlarda daha sık görülen tiroit kanserinin en önemli belirtisidir."
"KANSER TEDAVİSİ KİŞİYE GÖRE PLANLANMALIDIR"
Prof.Dr. Sedat Çağlı, baş-boyun kanserlerinin, cerrahi ya da erken dönemde radyoterapi yöntemleriyle tedavi edildiğini aynı zamanda kullanılan kemoterapinin tedavinin etkinliği arttırdığını söyledi. Prof.Dr. Çağlı, şöyle konuştu:
"Bu kanser türlerinde şayet tümör evresi ve hastanın genel sağlık durumu elverişliyse, en etkin tedavi yöntemi cerrahidir. Tedavi planlanırken tümörün boyutları ve yaygınlığı kadar hastanın beklentisi ve genel sağlık durumu kesinlikle dikkate alınmalıdır. Hastaya tedavi seçenekleri ile tüm ihtimaller çok iyi anlatılmalıdır. Tedaviyle ilgili son karar hastaya bırakılmalıdır. Çünkü hayatının geri kalan kısmındaki yaşam kalitesini seçme kararı yalnızca hastaya aittir. (Hastalık yoktur hasta vardır) genel prensibini dikkate alarak tedavi kişiye göre planlanmalıdır. T
oplumdaki baş boyun kanserleri genellikle yüzde 60-70 oranında geç teşhis edildiği için yaşam şansı da azalıyor. Bu kanser türleri ile mücadelede amaç erken tanı olmalıdır. Erken tanıda en önemli şey ise şüpheciliktir. Özellikle baş boyun kanserinin gelişmesi açısından risk faktörleri üzerinde kesinlikle durulmalıdır. Aksi halde larenjit, farenjit gibi hayati riske neden olmayan hastalıklarla ilgili olmayan yanlış teşhislerin konulması zaman kaybına neden olacaktır. Yanlış teşhis sonucunda hastaya verilecek antibiyotik, analjezik ve antienflamatuvar ilaçlar kısa süreli iyileşmeye neden olacak ve hasta tekrar hekime gitmeyecektir. Geçen süre hastanın aleyhine, kanserin ise lehine olacaktır. Kanser ise bir üst evreye doğru ilerleyecektir. Erken teşhis edildiğinde baş boyun kanserlerinde yüksek oranda başarı elde edilebilmektedir. Günümüzdeki tıbbi bilgi, tecrübe ve teknolojinin de yardımıyla kanser tedavi edilirken, çoğunlukla organ fonksiyonları da korunabilmektedir."

FOTOĞRAFLI

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!