Uçan teğmen

Güncelleme Tarihi:

Uçan teğmen
Oluşturulma Tarihi: Aralık 31, 2006 00:00

"Sporu, anayasaya ben soktum. Bundan büyük başarı ve mutluluk mu olur Eğer Türk sporu ve sporcusu bugün bir yerlere geldiyse, anayasadaki bu maddenin rolü çok büyüktür."

YÜCEL Seçkiner’in, Türk sporundaki yeri ayrıdır. Milli sporculuktan, Spor Bakanlığı’na uzanan müthiş bir kariyere sahiptir. Sürekli zirvede dolaştı. Sporumuza altın harflerle imza attı. Her türlü başarıyı yakaladı. Açıkçası, bir Başbakanlık yapmadığı kaldı. Hep sevdi, sevildi. 50 yıllık spor yaşamında, büyük heyecanlar yaşadı. Haliyle unutulmazlar arasında yerini çoktan aldı. İşte Seçkiner ile çok hoş bir sohbet yaptım. Buyrun okuyun, keyif duyacağınızdan eminim.

Æ Türk sporunda en büyük başarınız nedir?

- Sporu, anayasaya ben soktum. Bundan büyük başarı ve mutluluk mu olur? Eğer Türk sporu ve sporcusu bugün bir yerlere geldiyse, anayasadaki bu maddenin rolü çok büyüktür. Çünkü sporcunun tüm hakları, anayasal teminat altına alındı.

Æ Göreve geldiğiniz günlerde, tesis sıkıntısı çok büyüktü.


- O zamanlar Türkiye’de 4 tane çim saha vardı. Bunu görerek, ’yap, işlet, devret’ modelini devreye soktum. ’Arsa bizden, tesis sizden’ uygulaması sayesinde inanılmaz sayıda tesise sahip olduk.

Æ Hatırlıyorum, o günlerde çok da otoriterdiniz.

- Nasıl olmam! Bak, ilginç bir olay anlatayım. Fenerbahçe Stadı’nın 1968 yılında temeli atılmış, ama 12 yıldır bitirilememiş. Niye? Müteahhit her yıl yüzde 30 artış alıyor. Yani stadı bilerek bitirmiyor. Var mı böyle bir şey! İhaleyi 10 milyona almış, yüzde 30’luk artışlarla 80 yılına gelindiğinde, ihale bedeli 300 milyona yükselmiş. Gittim stada, buldum müteahhidi. Kendisini orta sahaya götürdüm ve, ’bu orta sahanın tam ortasına bir boy çukuru kazacaksın. Eğer stadı en kısa zamanda bitirirsen, maçları şeref tribününde benim yanımdan izlersin. Yok eğer bitiremezsen, seni bu boy çukuruna gömerim’ dedim.

Æ Gömdünüz mü müteahhidi!

-
Yok, kolları sıvadı, stadı hemen tamamladı.

Æ
Kenan Evren’in güvendiği subay ve bürokratlardan biriydiniz.

- Öyleydi. Özel kalem müdürüne ilk günden talimat vermişti ve ’Yücel benim odama randevusuz girebilir’ demişti. Ama bir gün, ne oldu biliyor musun? Özel kalem müdürü Cevat Albay beni aradı ve ’yarın sabah komutanım seni bekliyor’ dedi. Gittim. Cevat Albay hemen ’Dikkat et, çok sinirli’ dedi. Şaşırdım. İçeri girdim. Kenan Paşa beni görür görmez, ’Kardeşim sen ne yapmışsın öyle! Çiftlikte bir yer almışsın, onu da bir kulübe vermişsin. Nedir bu’ diye bağırdı.

Æ Nasıl yani!

- Ben de bunun üzerine, ’Evet paşam, bir kulübe verdim ama, bu kulüp Gençlerbirliği kulübü’ dedim. Şaşırdı. ’Öyle mi. Ben de kulüp denilince, gece kulübü sanmıştım. O zaman problem yok’ dedi. Mesele bu şekilde çözüldü.

Æ Siz, bir dönem tüm Türkiye’yi sokağa dökmüştünüz.

- Evet, inanılmaz bir projeydi. O günlerde ben bile spor yapamıyordum. Haliyle halkımızı heveslendirmek, motive etmek gerekiyordu. Önce teşkilatımın personelini yürüttüm. Hatta onlara, ’Kardeşim, Clinton bile çantasında eşofman taşıyor. Bundan böyle herkes yürüyecek’ dedim. Sonra öğretmenleri yürüttüm. Baktım olmayacak, Kenan Evren Paşa’nın huzuruna çıktım. ’Efendim siz yürürseniz, herkes yürür’ dedim. Kabul etti. Hatta ’Konsey üyelerini de alalım’ dedi. Aldık. Kenan Paşa başkanlığında tüm Konsey üyeleri ile Antalya’ya gittik. Karpuzkaldıran’da yürüyüşe başladı. En önde Kenan Evren ve Konsey üyeleri. Ertesi gün, tüm gazeteler manşetten verdi. Tabii, ben de ’Şimdi bu iş oldu’ dedim. Nitekim oldu.

Æ Yürüyüş için promosyon da yapıyordunuz.

- (Gülüyor) Atatürk Orman Çiftliği’nin orada 50 bin kişi yürüdü. Bir masa kurdum oraya. Katılan herkese birer madalya verdim. Ayrıca ’Cumartesi ve Pazar günleri, belediye otobüsüne eşofmanla binene, otobüs bedava olacak’ dedim. O yıllarda eşofman satışı yüzde 800 arttı.

Æ Milletvekili ve Spor Bakanı olduğunuz dönem, istediklerinizi yapabildiniz mi?

- Milletvekili olarak 3 dönem hizmet ettim. 42 tane yasa teklifi hazırladım. Mesela başarılı sporculara maaş bağlanması, devlet üstün hizmet madalyası verilmesi, askerliklerinin tecili, yatılı spor okullarının açılması, spora yapılan yatırımların vergiden muaf tutulması, yaşlı sporculara huzurevlerinde öncelik tanınması gibi konularda yasa tekliflerinde bulundum. Önemli bölümü de kabul edildi.

KARİYERİ İNANILMAZ

á MEZUN OLDUĞU OKULLAR: Kara Harp Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü, Almanya Silahlı Kuvvetler Spor Akademisi, Köln Spor Akademisi, Hava Kuvvetleri Lisan Okulu İngilizce Bölümü

á ÇALIŞMA HAYATI: Jandarma Subay, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, Kredi Yurtlar Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Danışmanlığı, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü, Güreş Federasyonu Başkanlığı, Güreş Vakfı Genel Başkanlığı, 19, 20 ve 21. dönem Ankara milletvekili, TBMM İdare Amirliği, TBMM Başkan Vekilliği, Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı

á ALDIĞI ÖDÜLLER: Üstün Liyakat Madalyası, 1984 yılı en başarılı bürokrat, 1991 yılı FİLA üstün altın yıldız nişanı, 1997 yılı devlet adamı ödülü, Türk Silahlı Kuvvetleri üstün hizmet şerit rozeti ve beratı

á SPOR YAŞAMI: 35 kez milli formayı giydi, 22 branşta hakemlik ve antrenörlük belgesi var, futbol ve atletizmde milli takım antrenörlüğü yaptı.

Devecileri dövdüm 

Tüylerim diken diken oldu. Yücel ağabey, istersen mevzuyu değiştirelim. İnanılmaz şaşırdım.

- O zaman, gülümsetecek bir şey anlatayım sana. Genel müdür olduğum dönem, bir gün makamımda oturuyorum. Akşam olmuş, yorgunum. Canım da sıkkın. Özel kalem müdürüm, ’Efendim, Denizli’den iki kardeş gelmiş. Sizinle mutlaka görüşmek istiyorlar’ dedi. ’Gelsinler’ dedim, geldiler. İsteklerini sordum. ’Efendim, Denizli il müdüründen şikayetçiyiz, bize spor salonunu vermiyor. Gerekeni yapın’ dedi. Ben de şaşırdım. Spor salonu, niye sporculara hizmetin verilmesin. Hemen il müdürünü arıyordum ki, o iki kardeşten biri, ’Bu zamanda develeri düşünen yok. Ayıp’ dedi. Şaşırdım. ’Ne devesi’ diye sordum. Meğer bunlar, develerini yatırmak için spor salonunu istiyorlarmış.

Æ Onlar da tam deveymiş.

- Ne diyorsun. Hemen kül tablasını kaptım, bir fırlattım. Sağımda bulunanın kafasını sıyırdı. Eğilmese, kurtulamazdı. O derece sinirlendim. Paldır küldür kaçtılar. Rahmetli Erol Yaşar da bunu duymuş, ertesi günü manşet attı, ’Genel müdür, devecileri dövdü’ diye.

Æ Erol ağabey de nur içinde yatsın. Efendim, sizin lakabınız
’Uçan teğmen’ idi. Hep merak ederim, kim koydu bu lakabı?

- Biliyorsun, eski milli atletim. Askeri takım ile bir gün Hollanda’ya gittik. Hollanda takımında bir uzun atlayıcı vardı. Onun adı ’Uçan Hollandalı’ idi. Ben de orada yarışırken, başarımdan dolayı olsa gerek, gazeteler ’Uçan teğmen’ diye başlık attılar.

Æ Yücel ağabey, gerçekten çok keyifli bir sohbet oldu. İlave etmek istediğiniz bir şey var mı?


- Sporda 50 yılımı dolu dolu geçirdim. Bu camiadaki herkesi çok seviyorum ve sayıyorum. Aynı sevgi ve saygıyı da görüyorum. Bu bakımdan, bir tek isteğim var. O da ne, biliyor musun?

Æ Nedir ağabey?


- Ben ölünce tabutumu, sporcular taşısın...

Bizi havada öldüreceklerdi

Æ Çok heyecanlı günler de yaşadınız.

- 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları, tam bir roman olur. Ermeni terör örgütü Asala, iğrenç saldırılarını inanılmaz artırmıştı. Olimpiyatlara gitmeden önce Başbakan Turgut Özal beni makamına çağırdı ve ’Sürekli tehdit mektupları geliyor’ dedi. Gelen mektuplarda ’O faşistleri, Amerika’da öldüreceğiz, Türkiye’ye cenazeleri dönecek’ deniyormuş. Ama korkar mıyız! Gittik Amerika’ya. Orada bizi özel korumaya aldılar. Ben çantamda, el bombası ile dolaşıyordum. Bir saldırı ya da kaçırma anında el bombasının pimini çekecektim ve kendimi imha edecektim.

Æ Yani durum o kadar rizikolu!


- Ne diyorsun! Her bir sporcumuzu, bir FBI ajanı koruyordu. Güzergahımızı her gün değiştiriyorduk. Bana üç ayrı araba tahsis edilmişti. Şaşırtmak için her gün değişik birine biniyordum. Tabii araba zırhlıydı ve içi gözükmüyordu. Bir seferinde suikasta uğradım, bindiğim arabayı kurşun yağmuruna tuttular. Ben arka koltukta oturuyordum, ön koltuk delik deşik oldu. Oysa genelde öne otururdum.

Æ İnanmıyorum.

- Daha bu ne ki! Kafilemiz için her gün bomba ihbarı yapılıyordu. Gecenin bir yarısı tüm yöneticiler ve sporcular, odayı boşaltıyorduk. Yatakların altında bomba aranıyordu. Tam bir sinir harbiydi. Kafile başkanı olduğum için, 66 kişinin can güvenliği benim sorumluluğum altındaydı. Oyunlar sırasında Allah’a şükür bir şey olmadı. Ama asıl problem, dönüşteymiş meğer.

Æ Daha neler yaşadınız!

- Bizi sağ salim Türkiye’ye göndermeyecekler ya! İhbarlar arttı. Los Angeles’te havaalanına, üç ayrı kafile olarak, üç ayrı arabayla gittik. Hani bir kafileye saldırı olursa, sadece 22 şehit verecektik. 44’ümüz sağ kalacaktı. Zaten o gece rüyamda kötü şeyler gördüm. Kızımla da bunu telefonda konuştuk. Sonra havaalanına gittik. Giderken, herkes birbirine hakkını helal etti.

Æ O derece!

- Havaalanında tüm sporculara ve yöneticilere talimat verdim, ’sakın başka birinden ilaç bile almayın’ dedim. İçim içimi yiyordu. Birden kafamda şimşek çaktı, Amerikan polisinden, tüm çantaların aranmasını istedim. Hemen çantalar açıldı. Güreşçimiz Reşit Karabacak’ın çantasından saatli bir bomba çıktı. Tam 3 saat sonraya ayarlanmış. Havada patlayacak şekilde kurulmuş. Bizi Atlas Okyanusu üzerinde uçuracaklarmış. Bu bombayı da, kim koymuş biliyor musun?

Æ Kim koymuş?

- Bizi koruyan polis. Ermeniymiş. Bombayı çaktırmadan, Reşit’in bavuluna yerleştirmiş. Yani o kafiledeki herkes, şimdi ikinci hayatını yaşıyor.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!