Sadi Kemal Yaşar

İki ayrı Fener

15 Temmuz 2002
<B>DÜN </B>herkes, <B>Ortega</B>'lı, <B>Washington</B>'lu Fenerbahçe'yi merak ediyordu. Ancak <B>Lorant</B> bu iki süper transferi ikinci yarıya saklamıştı. Sıradan bir takım olan Traunstein karşısında sarı lacivertli ekip, ilk yarıda daha istekli ve daha hızlıydı.

12 dakika direnip havlu atan rakip önünde ellerini kollarını sallaya pozisyon bulan sarı lacivertliler, ilk devrede 6 golü rakip filelere bırakırken, Revivo kaldığı yerden devam edeceğini müjdeler gibiydi. Serhat, belli ki, bu sezon daha fazla can yakacak. Ali Güneş ise oynadığı kanadı iyi kullanarak, olumlu not alan isimlerin başında geldi. Simao'nun yerine oyuna giren Tuncay ise tek kelime ile harikaydı.Taktiğin ve tekniğin pek ön plana çıkmadığı maçın ikinci yarısında usta ayakların gösterisi vardı. Bu yarıda Fenerbahçe, ilk devreye oranla daha yavaş ve presten uzak bir görüntü sergiledi. Herkes sahada Ortega şov beklerken, Yusuf nefis çalımları ve güzel futboluyla amaçsız maçı ısıtan adamdı.

KADROYA GİRME SAVAŞI

Sezona büyük hedeflerle girecek olan Fenerbahçe'nin kadrosu oldukça geniş. Neredeyse, kulübede oturanlardan bir kadro kurulsa, ligde şampiyonluğa oynayacak. Bu yüzden kadroya girmek için büyük bir savaş olduğu gözleniyor.

Hemen hemen her oyuncunun bir alternatifi var. Lorant, dünkü maçı pek önemsememiş olacak ki, sabah antrenmanında tempoyu oldukça yüksek tuttu. Ancak, Fenerbahçeli futbolcuların kendilerini gösterme arzuları sabahki ağır idmana rağmen, farkı getirdi. Maçın bitiminde sahanın içine gözümüz takıldı. Maalesef o güzelim gollere gölge düştü. Tamam, gurbetçilerin özlemini kabul ediyoruz. Ama 5 bin kişinin 11 futbolcudan aynı anda imza alması mümkün değildi. Dileriz bundan sonraki maçlarda aynı sahneyi görmeyiz.
Yazının Devamını Oku

Öfkeyle olmaz

6 Şubat 2002
<B>ÇOK</B> değil, 3-5 yıl önce Trabzonspor'un maçlarına futbol izlemek için giderdik. Bordo mavili takım belki şampiyon olamıyordu ama sahada varlığını hissettiriyor, Türk futbolunun lokomotifi olduğunu gösteriyordu. Hele hele 3 büyüklerle oynadığı maçlarda tam bir derbi havası yaşanırdı. Doğrusu bu takımın neden bu kadar irtifa kaybettiğini söylemek, ahkam kesmekten öteye gitmez. Çünkü bu takımı adım adım takip edenler, yönetenler ve oynayanlar da ne olduğunu çözmüş değil. Ama bir gerçek orta sırıtarak dolaşıyor ki, onu görmemek için kör olmak gerek. Sözüm Trabzonspor taraftarına... Bu takım sizin, bu takım Türkiye'nin... Ne olur sahip çıkın... Ne olur destek verin... Çünkü atamazsınız, satamazsınız... Ne kadar kızsanız da, ne kadar üzülseniz de, bu takım bir aşk, bir olgudur... İşte Denizlispor karşısındaki Trabzonspor sizin eseriniz. Kimse kalkıp da birkaç kendini bilmez yüzünden ceza aldık bahanesine sığınmasın. Bu faturayı kesenler büyük bir çoğunluk. Zarar vermeyi hak aramak zanneden bu çoğunluk artık uyanmalı.

STRESLİ VE DAĞINIK

Maça gelince... Denizlispor daha organize ve sakindi. Trabzonspor ise stresli ve dağınıktı. Bu sürpriz bir görüntü değildi. Morali sıfıra inmiş bordo mavililer, kaleci Metin Aktaş'ın kurtardığı penaltıdan sonra kendine geldi. Bu dakikadan sonra özellikle Hami'nin geliştirdiği ataklar etkili oldu. Ancak gecenin yıldızı kaleci Süleyman bordo mavililere gol izni vermedi. Renkler çok güzeldir, sevmesini bilene. Yenilmek de kutsaldır, sindirmesini bilene diye bir söz vardır. Bu maçtan sonra Trabzonspor taraftarının sabırlı olmasında yarar var. Unutmamak lazım, öfkeyle oturan, zararla kalkar. Tam bu yazıyı noktalamak üzereyken, Denizlispor'u alkışlayan Trabzonspor tribünlerini de kutlamak gerek.
Yazının Devamını Oku

Yorgun savaşçı

14 Ocak 2002
Hemen hemen hergün çift idmanla ikinci yarıya hazırlanan Fenerbahçe, Spartak Moskova karşısında <B>‘‘yorgun savaşçı’’ </B>görünümündeydi. Sarı lacivertli futbolcular turnuvanın en çok koşan takımı önünde oyuna iyi başladı, golü de buldu. Ancak öne geçtikten hemen bir dakika sonra gelen beraberlik sayısı takımdaki balansı ayarını bozdu. Bu dakikadan sonra oyuna denge geldi ve her iki takım da kontrollü oyunu seçti.Lorant'ın kafasındaki şablon hemen hemen belli oldu. Alman hoca takıma 3-5-2 oynatacak. Ama bu sistem için kanatları iyi kullanmak şart. Dünkü maçta sakatlığı nedeniyle oynamayan Abdullah'ın yerine görev alan Fatih Akyel ile sağ kanatta oynayan Ali Güneş, hücuma yeterli katkıyı sağlayamadı. Bu yüzden Andersson önceki maçlara oranla daha etkisiz kaldı.

REVİVO İYİ DEĞİLDİ

Çok koşan Lazetiç, rakibi durdururken ne kadar başarılıysa, hücuma katılışında o kadar silik kalıyor. Sturm Graz ve Göteborg maçında rakibe gol izni vermeyen savunma dün bir hayli zorlandı. Bunda takımın yorgunluğunun önemli bir rolü vardı. Oktay ile Serhat'ın yokluğunda Andersson'un partneri olan Revivo dün gece havasında değildi. İsrailli oyuncu çok koşan, sahaya iyi yayılan Spartak defansı karşısında beklenen oyununu sergileyemedi. Bir hazırlık maçı niteliği taşıyan finalde, Fenerbahe'nin mücadeleci yönü alkışlanır nitelikteydi. Sarı lacivertli takım 3 ciddi maç oynadı ve ortaya koyduğu futbol ve çalışma disipliniyle taraftarlarına umut verdi. Kulübeyi kalabalık tutmasına rağmen sadece iki oyuncu değiştiren Lorant, iskelet kadroyu seçmiş olmanın rahatlığı ile doksan dakikayı tamamladı. Sakatlıkları nedeniyle forma giyemeyen Abdullah, Mustafa Doğan, Oktay ve Serhat'ın katılımıyla Fenerbahçe ikinci yarıda daha da rahatlayacak. Lige kupayla başlamak çok güzel olacaktı ama penaltı atışları buna müsaade etmedi.
Yazının Devamını Oku

Niye buradayız?

12 Ocak 2002
Elimizle kurayı çektiğimizden buyana hep bir iddanın peşinde oldum. Kura elle çekilir, futbol ayakla oynanır diye de tutturdum. Bundan daha iyi bir gruba düşmemiz mümkün değildi. Kaldı ki, bizim takımımız çok iyi bir futbol takımı. Bu gruptan bir baraj maçı oynamak bana solak geliyor. Eşleştiğimiz grubun en iyi takımı bizdik. Bana tersini hiçbir insan anlatamaz. Haa, 50 senede sıkışmamış bir Dünya Kupası'nı baraj oynayıp geçersek kötü mü olur? Hiç de öyle olmaz. Tabii ki çok iyi olur. Sıkıntıları arkada bırakalım diyorum. Hele hele son İsveç maçının son 3 dakikasını hatırlamak bile istemiyorum. Futbolda olmaz mı, tabii ki olur. Zaten oldu da. Ama benim bu iyi takımım o güne kadar oynadıklarıyla da İsveç maçını kaybetse bile şimdi Japonya'daydı diye düşünüyorum.

180 DAKİKA

Biz hakikaten çok iyi bir futbol takımıyız. Oyuncularımızın 5-6 tanesi Avrupalı oldu. Kendi takımlarında oynayıp, oynamamaları hiç önemli değil. O havayı teneffüs etmeleri bile takımımıza katkı. Tabii ki çok uzun boylu bir maç oynayacağız. 90 dakika değil, 180 dakika. Dışarıdan çıkaracağın skor içeriye avantaj taşıyorsa, mesele yok. Neticede 180 dakikanın sonunda ayakkabının bağlarını bağlayacağız. Kötü bağlarsak, ters bir şey olursa, ben kahrolacağım. Bu ülkenin insanı da olacak. Haketmediğimizle karşı karşıya kalırsak, kim üzülmeyecek ki?
Yazının Devamını Oku

Sevap kimin?

10 Ocak 2002
<B>EĞRİSİYLE</B>, doğrusuyla Sturm Graz önündeki Fenerbahçe'nin sevabı ve günahı <B>Oğuz Çetin</B>'e aittir. Mustafa Denizli dönemindeki ikinci adamlığı için eleştiri alan Çetin, 10 günde 16 idman yaptırıp, yaklaşık 100 kilometre koşturduğu sarı lacivertli takımın fizik kondisyonuna önemli katkılarda bulunmuş.

Dünkü Fenerbahçe'nin aldığı sonuçtan çok, ortaya koyacağı futbol ve sahadaki dizilişi önemliydi. Bu maç için Lorant'ın Fenerbahçe'ye çok şey verdiğini söylemek doğru bir tespit olmaz. Ancak Alman hocanın gelmeden önceki ‘‘disiplinli’’ namının futbolcuları olumlu etkilediği de açıkça gözlendi.

Sturm Graz, Fenerbahçe karşısında tek forvetle oynadı ve rakibini kendi sahasında kabul ederek, kontrataklarla gol aradı. Bu yüzden sarı lacivertli takım rakip alanda daha çok görüldü. Ancak bu, ilk yarıda pozisyon zenginliği getirmedi. Kondisyon yönünden rakibinden daha üstün olan Fenerbahçe, ikinci yarıdaki üstünlüğünü attığı gollerle süsledi. Orta alanı kalabalık tutan Fenerbahçe'de Johnson, ikili mücadelelerden sürekli galip çıktı.

FATİH ÇOK İYİYDİ

Uzun bir sakatlık devresi geçiren Revivo ile Rapaiç henüz arzulanan fizik gücünü yakalayamamış. İlk kez forma giyen Fatih Akyel sağ kanadı iyi kullandı ve lisansı çıktığı taktirde yararlı bir transfer olduğunu gösterdi. Lorant daha işin başında... Ama görünen o ki, Alman hocayı en çok kadro seçimi zorlayacak. Çünkü bu takımın yedekleri de çok kaliteli. İlk maçında 3-5-2'yi tercih eden Lorant takımı daha iyi tanıdıktan sonra taktik yönünü de ön plana çıkaracaktır. Bu yüzden Fenerbahçe'nin iyi yolda olduğunu söylemek doğru olur.
Yazının Devamını Oku

Hayal edebiyatı

22 Aralık 2001
Öyle bir maç oynandı ki, sanki şampiyonluğa oynayan Fenerbahçe değil, Diyarbakırspor'du. Kimse 8 eksiğin arkasına saklanmasın. Bu takımın yedekleri bile Diyarbakırspor ile başedebilecek seviyede. Bir haftadır doğru dürüst idman yapamayan Fenerbahçe'nin bu mağlubiyeti neredeyse bağırarak geldi. Sahada ne yaptığını bilmeyen, anormal seviyede pas hatasıyla oynayan bir takımın dünkü maçtan değil galibiyet, puan bile çıkarması mümkün değildi.

Orta saha, benzini biten otomobil gibiydi. Sadece Abdullah'ın çabaları vardı. Yusuf silik, Hakan, Ali Güneş ve Ali Akdeniz tutuktu. Forvette Andersson ile Serhat yeterli beslenemedi ve Fenerbahçe belki de bu sezonun en kısır pozisyonlu maçını geride bıraktı.

Geçen yıldan kalan miras da gitti. Hep aynı sözler dillerde dolaşıyordu. Yok efendim, 'Bu takım, geçtiğimiz sezon da aynı durumu yaşamıştı. İkinci yarıda toparlanacağız. Şampiyonluğun en büyük adayı biziz' sözlerine artık kimse inanmayacak.

GERÇEKLERE DÖNELİM

Şampiyon olmak için oynamak gerek. Fenerbahçe dünkü futboluyla hiçbir yere gelemez. Sahada 'Mahalle takımı' vardı sanki. Bu kötü gidişin imdadına, belki de devre arası yetişti. Artık herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Yönetim, teknik heyet, futbolcu üçgeni, devre arasını iyi değerlendirmeli. Yoksa bu takımdan ne köy olur, ne de kasaba.

Bir çift sözümüz de teknik Direktör Mustafa Denizli'ye... Madem ki Ceyhun hazırdı, neden 20 dakika kala oyuna aldınız? Çok kötü gününde olan Yusuf'a neden bu kadar sabrettiniz? Neden bu takıma hafta başından beri yeterli çalışma ortamı hazırlamadınız? Oysa Samandıra Tesisleri yerine Dereağzı'nda iyi bir çalışma ortamı bulabilirdiniz.

Hayale gerek yok... Fenerbahçe iyiye gitmiyor... Bir türlü düzelmiyor... Bunu sağır sultan duyuyor, herkes biliyor ama, birileri hala 'Hayal edebiyatı' yapıyor. Lütfen, gerçeklere dönelim...
Yazının Devamını Oku

Hayal edebiyatı

22 Aralık 2001
Öyle bir maç oynandı ki, sanki şampiyonluğa oynayan Fenerbahçe değil, Diyarbakırspor'du. Kimse 8 eksiğin arkasına saklanmasın. Bu takımın yedekleri bile Diyarbakırspor ile başedebilecek seviyede. Bir haftadır doğru dürüst idman yapamayan Fenerbahçe'nin bu mağlubiyeti neredeyse bağırarak geldi. Sahada ne yaptığını bilmeyen, anormal seviyede pas hatasıyla oynayan bir takımın dünkü maçtan değil galibiyet, puan bile çıkarması mümkün değildi.Orta saha, benzini biten otomobil gibiydi. Sadece Abdullah'ın çabaları vardı. Yusuf silik, Hakan, Ali Güneş ve Ali Akdeniz tutuktu. Forvette Andersson ile Serhat yeterli beslenemedi ve Fenerbahçe belki de bu sezonun en kısır pozisyonlu maçını geride bıraktı.Geçen yıldan kalan miras da gitti. Hep aynı sözler dillerde dolaşıyordu. Yok efendim, 'Bu takım, geçtiğimiz sezon da aynı durumu yaşamıştı. İkinci yarıda toparlanacağız. Şampiyonluğun en büyük adayı biziz' sözlerine artık kimse inanmayacak.GERÇEKLERE DÖNELİMŞampiyon olmak için oynamak gerek. Fenerbahçe dünkü futboluyla hiçbir yere gelemez. Sahada 'Mahalle takımı' vardı sanki. Bu kötü gidişin imdadına, belki de devre arası yetişti. Artık herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Yönetim, teknik heyet, futbolcu üçgeni, devre arasını iyi değerlendirmeli. Yoksa bu takımdan ne köy olur, ne de kasaba.Bir çift sözümüz de teknik Direktör Mustafa Denizli'ye... Madem ki Ceyhun hazırdı, neden 20 dakika kala oyuna aldınız? Çok kötü gününde olan Yusuf'a neden bu kadar sabrettiniz? Neden bu takıma hafta başından beri yeterli çalışma ortamı hazırlamadınız? Oysa Samandıra Tesisleri yerine Dereağzı'nda iyi bir çalışma ortamı bulabilirdiniz.Hayale gerek yok... Fenerbahçe iyiye gitmiyor... Bir türlü düzelmiyor... Bunu sağır sultan duyuyor, herkes biliyor ama, birileri hala 'Hayal edebiyatı' yapıyor. Lütfen, gerçeklere dönelim...
Yazının Devamını Oku

Tatsız maç

3 Eylül 2001
Fenerbahçe'nin Skoda ile oynadığı dostluk maçında tüm gözler geniş kadroda yeterli şans bulamayan oyunculardaydı. Mustafa Denizli'nin dünkü maçtaki amacı da bu oyuncuların maç performansını görebilmekti. Ali Güneş, sahanın en çalışkan ismi olarak göze battı. Attığı golde takipçiliğinin semeresini aldı. Sol kanatta yeralan Ali Akdeniz bir gol attı, sık sık hücuma katıldı ve her zaman forma giyebilecek durumda olduğunu gösterdi. Hakan Bayraktar orta alanda bir dinamo gibiydi. Hem defansa, hem de hücuma katkıda bulundu. Oktay çok çalıştı, pozisyon buldu ve artık formaya ısındığının sinyalini verdi.Serkan güçlü fiziği ve gözüpek oyun anlayışıyla istekli göründü. Ceyhun top ayağına geldiğinde etkili ancak topsuz alanda etkisizdi. Zevksiz ve kalitesiz geçen maçta Mustafa Denizli aradığını bulamadı. Yedekler kendini gösterme fırsatını kullanamadı.
Yazının Devamını Oku