O' Yazar

Hızlı trene ben de el salladım..

26 Temmuz 2014
26 Temmuz 2014

Vali Bey benim dostumdur. Yaş olarak akranım, sosyal statü olarak dengim değildir ama severim kendisini. 2005 yılında ilk valilik tayinini ben yaptırmıştım.

O zaman da “Duayen köşe yazarıydım.” Sağ olsun hükümet üyeleri beni çok sayardı. Gidin tek tek bakın. 2002’den sonra hükümete giren kim varsa, cep telefonlarına bakın. Şahsi telefon numaram mutlaka kayıtlıdır. Ayrıca çoğunda banka hesap numaram vardır.

Bunu övünmek için değil, o güzel “sevgi insanının” hükümetleri ile nasıl et tırnak haline geldiğimi belirtmek için anlatıyorum.

Sayın Vali’nin basın danışmanı bana bir e-mail atmış.

“Güneşli güzel bir günde Hızlı Tren ile gelecek olan büyüğümüzü Arifiye’de beraber karşılayalım, ne dersiniz?” diye yazmış.

Derhal cevap yazıp “Görevden asla kaçmayız..” dedim ve şahsi otomobilimle yola çıktım. İki saat sonra oradaydım. Baktım benim

Yazının Devamını Oku

Sanat, sanat için midir? Sanat, toplum için midir?

24 Temmuz 2014
24 Temmuz 2014

Akademisyen dediğimiz devletten beslenen okumuş kişiler, sanat dünyasını bu sorunun etrafında ikiye ayırırlar.

“Sanat için sanat yapanlar”

“Toplum için sanat yapanlar”

Hangisi doğru, iki yüz senedir işin içinden çıkamadılar. Zaman zaman bana da geliyorlar. Aynı soruyu bana da soruyorlar. Ben de onlara:

“Siz hiç dondurma yalarken dilini kullanmayan birini gördünüz mü?” diye kontur çekiyorum. Sus pus oluyorlar. Cevabı benden beklercesine yüzüme bakıyorlar. Ben de inadına susuyorum.

Çünkü dondurma yerken dilini kullanmayan birini ben de görmedim. Dilimizle sanat arasındaki ilişkiyi de çözmüş değilim. Benimki laf olsun, torba dolsun şeklinde felsefi bir yaklaşım.

Önce şunu diyelim. Sanat toplum için yapılmaz. Diyelim ki yapmaya kalktın rezil olursun.

Yazının Devamını Oku

Yanlış girdik

23 Temmuz 2014
2 temmuz 2014

Nasıl girdiysek öyle de çıktık..

Yazının Devamını Oku

Orhan Pamuk’tan umudumu nasıl kestim?

23 Temmuz 2014
23 Temmuz 2014

Dikkat ettim. O güzel ”Sevgi İnsanı” şehir şehir dolaşıp “Hayırlı bir Cumhurbaşkanı Nasıl Olmalı?” konusunda ahaliyi aydınlatırken, edebiyatçı takımından çıt çıkmıyor.

Özellikle Nobel ödülü Oscar’ı kazanan Orhan Pamuk’tan görüşünü açıklamasını, bir aykırılık yapmasını beklerdim. Susuyor. Kimbilir hangi plajda kumlara serilmiş, yatıyordur.

Bu oğlan üçüncü dünya ülkelerinin Bayan Yazarları’na bir dadandı, pir dadandı. O dadanıştan beri muhalif duruşu filan kalmadı. İşi günü ağına düşürdüğü Bayan Yazar’ın sırtına altmış koruma faktörlü güneş yağı sürmek.

Sen güneşin altına yatıp, tenini yakabilirsin.

Ey Orhan Pamuk! Sen hakikatler karanlıkta kaldığında bir mum olup kendini yakabilir misin? (*) Onu de bana.

Yarın, öbür gün “Bilmem ne sahillerinde martıyla buluşmak” diye bir roman yazdığını söyleyip karşımıza çıkma.

Adamın huyu böyle. Ne görürse oturup hemen romanını yazıyor. Kars’a teker kaşar almaya gitti. Kar romanını yazdı. İstanbul’da iki hafta aylaklık etti, İstanbul kitabını yazdı. Demek ki bunu bir oturak alemine götürseler bu sefer de “tepside kıvırma” romanı yazacak.

Yazının Devamını Oku

Tasarrufçu bir Maliye Bakanımız var. Ne mutlu bize.

22 Temmuz 2014
22 Temmuz 2014

Bu Taraf Gazetesi benim epeydir sinirlerimi bozuyor. O güzel “sevgi insanına” dikine mikine muhalefet ettiğinden değil. Ben demokrat bir insan olduğumdan, büyüklerimiz aleyhine konuşmamak kaydıyla her şeyin söylenmesinden yanayım.

“Sevgi insanındaki” o güzellikleri göremiyorsan, o senin büyükbaş olmandan kaynaklanan sorundur.

Benim sinirlenmem, kör parmağım kör gözüne, şeklindeki muhafetindendir. Bakın sinirlendim, istemeden “kör” sözcüğünü kullandım.

Lafı düzeltip yeniden kullanırsak “Görme engelli parmağım görme engelli gözüne” demek istediğim anlaşılır.

Bu Taraf Gazetesi, kene zararlısı gibi. Bir konuya yapıştı mı kafasını bir gömüyor, oradan bir daha çıkmıyor.
Bir aydır kafayı sevgili Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’e takmış. Hergün bir iftira, bir yakışıksız benzetme. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Duayen köşe yazarı olarak bu zihniyeti hiç doğru bulmuyorum.

Bugün de Mehmet Şimşek beyin Ankara’daki bir AVM’den aldığı dükkânı mevzu yapmışlar. Yok efendim Maliye Bakanımız’ın çocukluğu fukaralıkla geçmiş. Yok karnını doyurmak için bahçeden yere düşen kestaneleri toplar yermiş.

Yazının Devamını Oku

Yazarını dövmeyen dizini döver..

21 Temmuz 2014
21 Temmuz 2014

Bana “CHP’nin durumu ne olacak? Niye bu köklü partiye yol göstermiyorsun?” diye sorduklarında sinirlenip, kaval kemiklerine doğru. Başkalarının fikrine de saygılı olmak lazım, diye düşündüğümden “uçan tekmemi” kullanmıyorum.

Demokrasi budur işte. Ya karşındakinin de fikrini içine sinmese de dinlersin yahut “Al sana fikir çatışması” deyip Allah ne verdiyse dalarsın.

Şahsen ikinci şıkkın daha zihin açıcı olduğunu çok sık görmüş biriyim. Sopayı yiyen şahsın zihni özellikle karakolda ifade verirken dibine kadar açılıyor.

Bir tarihte Milliyet’in başyazarı Güneri Cıvaoğlu, Sabah’ın başyazarı Güngör Mengi, Hürriyet’in başyazarı Oktay Ekşi bir de onların duayeni olarak ben, yan yana gelmiştik. Galiba benim evde toplanmıştık.

O günlerde de Doğru Yol Partisi’nin kongresi var. Demirel Çankaya’ya zıplamış. Partiye yeni başkan aranıyor. Tansu Çiller adında bir kadın profesör de aday olmuş, onu. Şimdi yönetmen olan Nuri Bilge Ceylan da asistanım, bize çay kahve servisi yapıyor.

Güneri bana “Usta, bu kadını desteklemek lazım.” dedi. Baktım Güngör ile Oktay da kafa sallıyor. Bunlar oldum olası benim ağzımın içine bakarlar. Ben “Heee..” desem hemen kadının peşine yapışacaklar.

“Oğlum beri bak!” dedim Güneri’ye. Ama sağ elimin şehadet parmağımı kıvırıp kafasına dürterek:

Yazının Devamını Oku

Kafa ile çivi çakılmaz, eser sahibi de haddini bilecek!

19 Temmuz 2014
19 Temmuz 2014

Muhafazakâr liberalizme gönül vermiş biri olarak “serbest piyasa” şartlarına ölümüne bağlı bir duayen yazarım.

O yüzden birileri “Korsana karşıyız” diye cırladığı zaman ayar oluyorum. Ne demek “korsana karşı” olmak?

Adam gitmiş, filmin orijinal DVD’sini para sayıp almış. Götürüp, çoğaltmış. Tanesini iki liradan satışa çıkarmış. Bunun nesi korsanlık oluyor, biri bana anlatsın.

Tam tersine, bu iş doğrudan sanata hizmettir.

Sen yapımcı olarak filmi yapıyorsun. Bir milyon seyirciyi sinemaya toplayıp 12 milyon lira ciro, üçte biri kadar da kâr sağlıyorsun. Bence o kadarı sana yeter. O filmin DVD’sini yapmak, Japonlar’a satacakmış gibi 24 liralık etiket koymak bize ters gelir.

Yazının Devamını Oku

Çocukluğunu bildiğim dostum Sarkozy

16 Temmuz 2014
16 Temmuz 2014

O’YAZAR 5

Hakkında on yıl hapis cezası istenen Fransa’nın eski başkanı Sarkozy’nin başına gelenler beni çok üzdü.. Kara vicdanlıların elinden gelse adamı müebbet yatıracaklar..

Suçu da neymiş? Bir mahkemenin kararını etkilemek için iki üç hakimin yerini değiştirmiş.. Vay vay vay!

Ama kabahat bunda.. Fransa’nın başına geçmişsin, koskoca cumhurbaşkanı olmuşsun.. Mahkemeleri kendine bağlamayı akıl edemedin mi? Bunlarda demokrasiye sürecek akıl yok..

Ben bu çocuğu üniversite yıllarından tanırım..

“Büyüklerini Sevmekte Sınır Tanımayan Gazetecilerin..” aktif bir üyesiydim.. Birlik, aktif üyelerini “fikir çatışmalarına hazırlamak için” Paris’te bir “Karate ve Uçan Tekme Kursu” açmıştı..

Biz Türkiye’den üç kişi o kursa yazılıp, Paris’e gittik.. Ben, Cengiz Çandar bir de Hasan Cemal..

Yazının Devamını Oku