Kaan Aydos

Sağlıklı bir gebelik için ideal ilişki sıklığı ne olmalı?

15 Nisan 2021
Olgun bir sperm hücresi testisten ayrılıp ejakulasyonla dışarı atılana kadar yaklaşık 10 gün geçer. Ejakulasyon sıklığına bağlı olarak bu süre değişse de erkek vücudunda seminal kanalda yaklaşık 1 haftasını geçirir. Şayet hiç dışarı atılmasa, sürekli birikse, en fazla 11 gün dayanır ve bunun sonunda ömrünü tamamlayarak, apopitoz dediğimiz bir mekanizmayla ölür. Yani uzun süre ilişkiye girmeyen çiftlerde spermler birikerek bir yığın oluşturmazlar.

1 hafta ya da 10 gün içerisinde yaşlanarak ölür, bunların yerine, arkadan yeni üretilmiş genç spermler geçer. Böylece sürekli yenilenen, sağlıklı bir sperm havuzu vardır. İşte bu nedenle, sperm sağlığını bozan bir durum varsa ve bu neden ortadan kaldırılıp uygun bir tedavi başlanırsa, bir süre sonra bozuk spermler ortamdan uzaklaşıp, yeniden sağlıklı sperm çıkışı başlayabilir. Bundan çıkarılacak sonuç; baba olmaya niyetlenen erkeklerin ilk fırsatta kötü alışkanlıklarını terk etmeleri halinde sağlıklı bir üreme potansiyeli kazanabilecekleridir. Buna en güzel örnek, sigara alışkanlığından kurtulmaktır.

Erkek vücudunda bu kadar uzun yaşayabilen spermler dış ortama çıktıklarında durum değişir. Kuru yüzeylerde ancak birkaç dakika canlı kalabilir. Nemli ve ıslak ortamda biraz daha uzun yaşayabilir. Bununla birlikte, ortamın özelliğine ve çıkan ejakulatın volümüne bağlı olarak nadiren 24-48 saat canlı kalan hücreler de gösterilmiştir. Oysa vajen içine girdiğinde spermlerin ömrü uzar. Ama yine de ortamın asit özelliği nedeniyle burada da en fazla 12 saat yaşayabilir, bu süre içerisinde canlı ve hareketli olanları yollarına devam ederek rahim kavitesi içerisine, oradan da döllenmenin olacağı fallop tüplerine ulaşabilir.

Kadında ise yumurtanın ömrü yaklaşık 24 saattir. Yumurtanın olgunluk aşamasına göre bu 48 saate kadar da çıkabilir. Oysa spermin canlılığı, kadın genital kanalı içindeyken 5 güne kadar uzar. Ancak spermin yumurtayı dölleyebilme gücü 3. günden sonra azalmaya başlar, yani gebelik olabilmesi için spermin 3 gün içinde yumurtayla karşılaşması gerekir. Dolayısıyla, kadında yumurtlama gününden 3 gün önce ya da olduktan 1 gün sonraya kadar geçen 4 gün içinde cinsel ilişki yaşanması, döllenme olması için en ideal aralıktır. Spermlerin kapasitesine göre bu aralık 6 güne kadar da uzayabilir.

28 günlük mensturasyon siklusu olan bir kadında, başlangıcından itibaren genellikle 11 ve 14. günler içinde girilecek ilişki gebelik olması için ideal bir zamanlamadır. Ancak yumurtlamanın hangi gün olacağı bireyden bireye değişebilir. İdeal olanı, bunu önceden saptayarak, ilişki sıklığının ona göre ayarlanmasıdır. Her gün ilişkiye girmekle 2 ya da 3 gün aralıklarla ilişkiye girmek arasında bir fark olmaz. Burada önemli olan, yumurtlama olduktan sonraki 4-6 saat içerisinde sperm ile yumurtanın birleşebilmesi. Her ne kadar vücut ısısındaki değişiklikler, akıntı gibi belirtileri takip etmek ya da hazır kitler veya akıllı telefonlardaki programlara bakmak pratik gelse de bunu ayarlamanın en sağlıklı yolu, bir jinekolog tarafından yumurtlama düzeninin önceden belirlenerek buna göre bir ilişki zamanlamasının yapılmasıdır.

 

Yazının Devamını Oku

Erkekte ilginç bir kısırlık nedeni: “Zıplayan genler”

8 Nisan 2021
Hepimiz, annemizden ve babamızdan aldığımız eşit miktardaki genetik malzemelerin birbiriyle yoğrulması neticesi dünyaya geliriz. Doğal olarak da bu hamurun sağlıklı olması, katkıda bulunan genetik malzemenin sağlıklı olup olmamasına bağlıdır. Oysa erkeğin genetik malzemesi içinde öyle yaramaz genler bulunur ki, bu hamurun yapısını bozabilir hatta oluşmasına bile engel olur. İşte, bu yaramazlara “zıplayan genler” adını veriyoruz.

Erkeğin genetik malzemesi, DNA olarak bilinen ve birbiri üzerine sarılarak uzanan iki iplikçikten ibarettir. DNA iplikçiği ilk kez 1953 yılında iki İngiliz bilim insanı James Watson ve Francis Crick tarafından keşfedildi. Her bir iplikçik, gen dediğimiz binlerce parçacığın peşi sıra dizilmesinden meydana gelir. Genlerin görevi, vücudumuzu inşa eden yapı taşlarını, yani proteinleri şekillendirmektir. Aynen spermin normal şekilde gelişmesi gibi. Binanın tuğlalarından bazılarının eksik olması ne kadar tehlikeli ise, vücudumuzdaki proteinlerin eksikliği de o derece vahim sonuçlara yol açabilir. Kısırlık da bunlardan biridir.

Bundan 50 yıl önce New York’ta Barbara McClintock adlı bir araştırıcı mısır tohumundaki renk değişikliklerini incelerken, buna DNA iplikçiği üzerindeki bazı gen parçacıklarının yerlerini terk ederek, başka bir yere “zıplamalarının” yol açtığını bulmuştur. Daha sonra kendisine Nobel ödülü kazandıracak bu buluşu, şimdi ise erkeklerde kısırlığın tedavisinde bir umut oldu. Nitekim daha birkaç ay önce Oregon Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, 2 derecelik ısı artımının spermlerde 20 kat daha fazla DNA hasarı meydana getirdiğini, buna da artan sıcaklıktan etkilenip yerlerini değiştiren bazı “zıplayan genlerin” neden olduğunu gösterdiler. Şimdi anlıyoruz ki, zamanında yerine inmemiş, kasıkta kalmış testisleri olan erkeklerde sperm kalitesindeki bozulma, işte bu yaramaz genlerden kaynaklanıyor. Bu çalışmadan yola çıkarak, sperm üretimindeki bozulmaların altında yatan başka nedenlerin de benzer gen bozukluklarına bağlı olabileceği anlaşıldı.

“Zıplayan genler”, kes yapıştır şeklinde kendi kendilerini koparıp yerlerini değiştirebilirken, kopyala yapıştır şeklinde kendi kopyasını da başka yerlere taşıyabilirler. Ancak, bu hareketlilik her zaman zarar vermez, bazen tam tersi, sperm sağlığına faydası da dokunabilir. Sperm üretiminden sorumlu bölgelerdeki hasarlı genlerin yerine geçerek işler hale gelmesini de sağlayabilirler. Bunu yaparken başka yerlerde bir bozukluk yaparlar mı, bu da halen araştırma konusu. Oysa artık “zıplayan genler” üzerine yeni tedavi stratejileri bile geliştirilmeye başlandı. Bazı kanser hastalıklarının, bu genleri baskılayarak tedavi edilebilecekleri ortaya çıktı. Aynı yöntemlerin kısırlık tedavisinde de kullanılması yakındır.

Yazının Devamını Oku

Spermin sentriol hastalıkları kısırlık nedeni olabilir

31 Mart 2021
Spermlerde çok önemli bir organel vardır: Sentrozom. Sentrozom, spermin hemen başının arkasında yerleşmiş, mikroskop altında nokta gibi seçilen bir yapıdır. Buraya spermin boynu denilir. İçinde ise iki tane sentriol denilen cisim bulunur. Asıl görev yapan da zaten bu sentriollerdir. Sentriol, hem sperm kuyruğunu hareket ettirir hem de sperm yumurtaya girdiğinde döllenmeyi sağlar. Şayet sentrioller bozuksa, spermin hareketi de bozulur, aynı zamanda döllenme de gerçekleşemeyeceği için gebelik olmaz. O halde istemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan çiftlerde erkeğin spermlerinde sentriole ait bir defekt olacağı da düşünülmelidir.

Sentriol, çok ince tüpçüklerden meydana gelmiştir. Mikrotubül dediğimiz bu tüpçüklerden üçü bir araya gelerek bir demet oluşturur. Daha sonra bu demetlerden 9 tanesi, çember gibi dizilerek silindir şeklinde bir yapı meydana getirir. Sentriollerden geride yerleşmiş olanının tüpçük demetleri spermin kuyruğu içinde arkaya doğru uzanır ve kasılıp-gevşemeleriyle de kuyruğu hareket ettirirler. Diğer yandan, ne zaman ki sperm yumurta içerisine girer, sentrioller yumurtanın tam ortasına yerleşir ve tıpkı kuyrukta yaptığı gibi uçlarından tüpçükler uzamaya başlar. Yumurtanın iki ucuna doğru uzayan bu tüpçükler döllenmenin başlamasında ve embriyo gelişmesinde çok önemlidir. Çünkü spermden ve yumurtadan gelen kromozomlar, yani genetik malzemeler, bu tüpçükler üzerinde yerleşerek eşleşirler. Arkasından da yumurta ikiye bölünür. Daha sonra bu bölünmeler peşi sıra takip ederek önce embriyoyu, daha sonra da fötus ve nihayet bebeği şekillendirir. İşte, tüp bebekte ertesi gün bölünme oldu ya da olmadı dendiğinde kastedilen budur, yani yumurtanın bölünmesi. Sentrioller hasarlı ise, bölünme olmaz ve döllenme olmadığı söylenir. Ya da ilk bölünme olur ama daha 5. güne gelemeden durur. Sentriol bozukluklarında gebelik olsa bile erken dönemde düşükle de sonlanabilir.

Sentrioller yumurtaya girerken, beraberinde bazı proteinleri de taşır. Bu proteinler de yumurtanın bölünmesi ve embriyo gelişiminde katkıda bulunur. Kısırlıkların bir kısmında sentriollerin eksik protein taşıdıkları gösterilmiştir. Sentriol hastalıkları üzerinde son yıllarda yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Sentriol bozukluklarından şüphe ettirmede ilk basamak sperm tahlilidir. Burada sperm hareketinin bozuk olması ya da boyun bölgesinde veya kuyrukta şekil bozukluğu bulunması akla sentriol bozukluklarını getirmeli. Bunlar arasında boyunda incelme ya da kırık görülmesi en sık rastlanılan şekil anomalileridir. Globozoospermilerde de çocuk olmaması, sentriol bozukluğundan kaynaklanabilir. Şayet böyle şekil bozuklukları varsa, ejakulatta sentriol sağlığı ile ilgili genetik belirteçlere bakılabilir. Bunlar arasında POC1, POC5 ve CEP bugün de bakabildiğimiz bazı markırlardır. Tedavi de ise oksidatif stres varsa bunun giderilmesi ve tüp bebek sırasında yumurtanın özel tekniklerle uyarılması önerilir.

 

Yazının Devamını Oku

Giysi tercihi kısırlık için önemli olabilir

22 Mart 2021
Çocuk sahibi olmaya niyetlenen çiftlerin önceliği hiç kuşkusuz doğal yolla bunu başarmaktır. Ancak günümüzde gebe kalınmasını etkileyebilecek o kadar çok çevresel faktör ortaya çıktı ki, bunların hangi birine dikkat edileceği tam bir işkence. Üstelik çoğu konusunda yeterli bilimsel araştırmalar yapılmadığı için sadece tavsiye seviyesinde kalıyor. İşte bunlardan bir de erkekte giysilerin sperm sağlığı üzerine etkileri.

Geçtiğimiz sene Harvard Tıp Fakültesi’ne kısırlık nedeniyle müracaat eden 656 erkeği içeren bir anket çalışması yapıldı. Buna göre sıkı, dar iç çamaşır giyen erkeklerin sperm sayıları daha düşük kalmaktaydı. Araştırıcılar bunu, testislerin yukarı doğru sıkışarak vücuda yakın konuma gelmesine bağlamakta. Çünkü testisler normalde skrotum torbası içinde aşağı doğru sarkarak, vücudun normal ısısından 2-3 derece daha soğuk ortamda bulunur. Şayet vücuda yaklaşırlarsa ısıları da vücut ısısına yaklaşır ki bu da sperm üretimini bozar. Yüksek ısının sperm kalitesini bozduğu bilinen bir durum. Dolayısıyla sıkı, dar çamaşırların da sperm kalitesini bozarak kısırlığa katkıda bulunması beklenen bir durum olmalı.

Durum böyle olmakla birlikte, aynı yıllarda George Mason Üniversitesi Halk Sağlığı bölümünden bildirilen bir başka çalışma ise aksi yönde sonuçlar yayınlayarak, iç çamaşır tipinin ne sperm sayısı ne de doğurganlık üzerine bir etkisi olmayacağını ortaya attı. Ancak bu çalışmaların planlanması ve veri toplama şekilleri ideal koşulları sağlamamakta. O nedenle de sonuçları değerlendirirken ihtiyatlı davranmalı.

Konuyu bilimsel açıdan değerlendirirsek, testislerin neden vücut dışında skrotum kesesi içinde yerleştiğini düşünmeliyiz. Bunun izahı, skrotum kesesinin daha serin bir çalışma ortamı sağlamasıdır. Burada ciltaltı yağ dokusu bulunmaz, dolayısıyla içeride sıcaklık da yükselmez. Diğer yandan, testisleri saran Dartos adlı kılıf, çevre koşullarına göre kasılıp gevşeyerek içeride ısı artışını dengeleyici bir işleve sahiptir. Son olarak da testislere temiz kan getiren arteriyal damarların, kirli kanı taşıyan venöz damarlar tarafından soğutulmasıdır ki bu sistem çok hassas bir denge oluşturur. Nitekim varikosel dediğimiz venöz damarlardaki aşırı genişleme durumu bu nedenle testislerde sperm üretimini bozmakta. Testislerde sıcaklığın artması; hücrelerde beslenme bozukluğu ve DNA hasarlarından ölümüne kadar geniş bir yelpazede sperm üretimini olumsuz yönde etkileyecektir.

Her ne olursa olsun, doğal yolla gebelik isteniyorsa, sperm sağlığını bozabilecek tüm olası faktörlerden kaçınmak en doğrusu. Nasıl sigaradan ve elektromanyetik dalgalardan uzak kalınmasına dikkat ediyorsak, sıkı ve dar iç çamaşırı ya da pantolon giymekten kaçınmak da günlük yaşantımızı engellemez, aksine sperm sağlığının korunmasına yardımcı olabilir. Netice olarak kısırlıktan korunmada bir önlem de bol, testisleri sıkmayan, pamuklu ve ince giysilerin tercih edilmesidir.

Yazının Devamını Oku

Sperm sağlığında L-arjinin önemi

16 Mart 2021
L-arjinin bir aminoasittir, yani vücudumuzdaki proteinlerin önemli bir parçası. Proteinleri bina duvarına benzetirseniz, aminoasitler duvarı yapan tuğlalardır. Arada eksik tuğla olursa, bina çöker. İşte, aminoasitler bu bakımdan vücudumuzun çok önemli yapı taşları olarak kabul edilir. L-arjinin de bunlardan biri. 2 önemli görevi vardır; birincisi spermin enerjisini sağlamak, ikincisi ise spermi oksidatif stresin zararlı etkilerinden korumak.

Bir sperm hücresinin yumurtayı dölleyebilmesi için önce içine girmesi gerekir. Bunu ise bir yandan kuvvetli kuyruk hareketleri ile yumurtanın zarlarını zorlayarak yani mekanik yolla, bir yandan da başın ön kısmında yerleşmiş ve akrozom olarak bilinen kesenin açılmasıyla dışarı çıkan enzimlerin kimyasal yolla zarları eritmesiyle gerçekleştirir. Gerek mekanik gerekse kimyasal işlemler enerji gerektiren olaylardır. Yani spermin bunları yapabilmesi için enerjiye ihtiyacı bulunur. Sperm enerjisinin önemli bir kısmını şekeri yakarak kazanır. İşte L-arjinin, glükoliz olarak bilinen bu şeker yakılması reaksiyonunun temel hammaddesidir. Ortamda bulunan nitrikoksit sentetaz adlı enzim L-arjininden nitrikoksit adlı bir molekülün yapılmasını sağlar. Nitrikoksit ise daha fazla şekerin yakılmasıyla depolanan enerji miktarını artırırken, aynı zamanda oksidatif stres neticesi açığa çıkan zararlı oksijen moleküllerinin sperme hasar vermesini de önler. Bu şekilde spermin sağlığı korunarak, embriyo gelişimini başlatmak üzere yumurtaya girmeleri de kolaylaştırılmış olur.

L-arjinin’in sperm hareketi ve DNA hasarı üzerine olumlu etkileri çok sayıda çalışmada gösterilmiştir. Bunun yanı sıra cinsel fonksiyonlar üzerinde de etkisi bulunur. Yarı-esansiyel besinler grubundan olup, ihtiyacın arttığı durumlarda dışarıdan da alınması gereken arjinin en fazla hindi ve tavuk eti ile kabak çekirdeği, yer fıstığı, süt, nohut, bezelye ve mercimekte bulunur. Yeterli olmazsa ilave kaynaklarla desteklenmesi gerekir.

L-arjinin kimlerde kullanılmalı? Çocuk sahibi olmayı bekleyen her erkekte arjininin faydalı olması düşünülemez. Ancak bir grup erkekte faydası olacaktır. İşte önemli olan da asıl fayda görecek bu olguları seçebilmektir. Şayet sperm mitokondrisinin enerji kapasitesinde azalma gösterilmişse ya da oksidatif stresin varlığı ortaya çıkarılmışsa o zaman bunun kullanılmasından fayda beklenmeli. Günümüzde sperm sağlığının bu yönlerini değerlendirecek güvenilir testler mevcut. Her hastalığın tedavisinde olduğu gibi kısırlık tedavisinde de sorunun gerçek kaynağı ortaya çıkarıldıktan sonra buna uygun bir tedavi başlanılırsa, o zaman baba adaylarının da hayalleri gerçekleşmiş olur. Gereksiz yere aşırı miktarda alınması ciddi yan etki yaratabilir. Bunlar arasında tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı, varsa gut belirtilerinde şiddetlenme, herpes enfeksiyonu geçirenlerde yeniden tutulum, diyare, sindirim bozuklukları karşılaşılabilecek başlıca sorunlardır. Dolayısıyla L-arjinin, ilgili testlerle ihtiyaç olduğu ortaya konulan olgularda, uygun doz ve süreye dikkat edilerek kullanılırsa sperm sağlığı bakımından faydalı olabilir.

Yazının Devamını Oku

Erkeğe bağlı kısırlık durumunda FSH hormonunun önemi

8 Mart 2021
Kısırlık nedeniyle araştırılıyorsanız, sıklıkla sizden kanda FSH ve testosteron hormon düzeylerine baktırmanız istenir. Önce bunun ne anlama geldiğini görelim. FSH, yani follikül uyarıcı hormon beyinden salgılanır ve erkekte testislerde sperm üretiminin sağlıklı biçimde sürdürülmesinden sorumludur.

FSH’nin normal değerlerinin üzerine çıkması, testislerde sperm üretiminin bozulmuş olduğunun bir göstergesidir. Ne kadar fazla yükselmişse, bozulma da o derece şiddetlidir. Burada FSH’deki artışın sperm üretimini bozduğu anlaşılmamalı, sperm üretimi bozulduğu için FSH yükselir. Çünkü testiste inhibin adlı bir başka hormon da üretilir ve normal koşullarda beyinden FSH salgılanmasını dengeler. Ama testisler bozulup da inhibin salgılanamazsa, FSH üzerindeki fren de kalkacağı için biz kanda FSH’yi yüksek buluruz. Azospermi olgularında çoğunlukla FSH yükselmiştir. Testislerdeki bozukluk tedavi ile düzeltilirse, FSH de düşmeye başlar.

Bazı erkeklerde ise FSH normalin çok altında gelir. Bu durumda dışarıdan FSH hormonu vermekle, bozulmuş olan sperm üretimi yeniden normale dönebilir. Özellikle hipogonadotropik hipogonadizim dediğimiz ve FSH ile birlikte testosteronun da çok düştüğü azoospermik erkeklerde tedavi sonrası yeniden sperm çıkışı bile başlayabilir.

Bir de FSH’nin normal geldiği durumlar söz konusudur. Diğerlerine göre bu olgular daha şanslıdır çünkü tahlilleri azospermik bile olsa testislerde sperm üretimi tamamen normal de olabilir. Bunların %10’unda sperm taşıyan kanallarda tıkanıklık var demektir. Ancak yapılan çalışmalar, FSH düzeyi normal bile olsa hormonun yapısında ya da testislerde bağlandığı hücrelerin reseptörlerinde bir bozukluk olabileceğini, bu durumda sağlıklı sperm üretiminin de etkilenebileceğini ortaya koymuştur. İşte bu nedenle, FSH’nin normal olduğu ve tıkanıklığın da bulunmadığı erkeklerde dışarıdan hormon takviyesinin yapılması tedavide faydalı olabilir. Ancak burada en önemli husus, sperm üretimindeki bozukluğun başka nedenlerden de kaynaklanmış olabileceğidir. O nedenle de tedaviye karar vermeden önce çok iyi tetkik edilmesi ve olası başka faktörlerin de düzeltilmesi gerekir. Gerçekten de azospermik erkeklerde yaptığımız bir genetik araştırma, testiste FSH hormonunun bağlanacağı reseptörlerde bozukluk olabileceğini ve ancak bunların sağlam olduğu erkeklerde hormon tedavisinden beklenen yararın sağlanabileceğini gösterdi. Bunların dışında oksidatif stres saptanan kısırlık durumunda da FSH tedavisinin yeri olduğu ve spermlerde DNA hasar oranlarını anlamlı oranda düşürdüğü gösterilmiştir.

FSH tedavisi düzenli aralıklarla yapılan enjeksiyon ya da ağızdan alınan ilaçlarla sağlanabilir. Ancak arada hormon tahlilleri yapılarak kandaki düzeyleri yakından takip edilmeli ve olası yan etkileri bakımından dikkatli olunmalıdır. Tedavi süresi yerine göre 1 ay ile 6 ay arasında değişebilir. Takiplerinde ise sperm sayısı ve hareketi ile DNA hasarının düzeyi kontrol edilmeli.

Netice olarak FSH hormonunun, gerek testislerdeki bozulmanın durumunu ortaya koyması gerekse tedavideki etkinliği ile erkeğe bağlı kısırlık tedavisinde önemli bir yeri olduğu söylenebilir. Ancak bunun için detaylı bir değerlendirme ile tedaviye uygun adayların seçilmesi ve belirli kurallara göre takiplerinin yapılması temel koşuldur.

 

Yazının Devamını Oku

Kısırlık tedavisinde L-Karnitin kullanımı

4 Mart 2021
Sağlıklı bir gebeliğin olabilmesi için önce spermin yumurta içine girmesi ve döllenmeyi başlatması gerekir. Spermin yumurtaya girebilmesi ise 2 önemli fonksiyonu yerine getirebilmesine bağlıdır, güçlü kuyruk hareketi ve akrozom dediğimiz kesenin açılarak içinden yumurtanın zarlarını delecek olan enzimlerin açığa çıkması. Her iki fonksiyon da ancak yeterli enerjisi varsa gerçekleşebilir, aksi takdirde sperm yumurtaya giremez, girse de döllenmeyi başlatamaz.

Spermin enerjisi için yakıt kaynaklarından biri de L-Karnitin’dir. L-Karnitin daha çok et, kümes hayvanları, balık ve sütte bulunur. Bir miktarı vücutta da yapılmakla birlikte dışarıdan alınmasına büyük oranda ihtiyaç duyulur. L-Karnitin vücuda girince en çok epididim bezinde yerleşir. Burası, spermin testisten çıkıp yumurtaya doğru ilerlemeye başlarken tüm gereksinimlerini karşıladığı bir konak yeridir. Sperm yaklaşık 10 gününü burada geçirir. İhtiyaçlarını temin ettikten sonra da yola koyulur. Bu sırada L-Karnitin ihtiyacını da gidermesi gerekir. L-Karnitin, epididimdeki acyl  dediğimiz yakıt malzemelerini spermin mitokondrisi içine taşıyan bir kargo vazifesi görür. Mitokondri içinde de bunların yakılarak enerji açığa çıkmasını sağlar. Sperm de yumurtaya ulaştığında bu enerji ile daha güçlü kuyruk darbeleri yapabilir ve yumurtanın zarını delerek içine girmeyi başarır.

L-Karnitin’in bir diğer faydası ise, oksidatif stresi azaltarak DNA hasarlarının meydana gelmesini engellemesidir. Böylece sperm daha sağlıklı bir yapıda yumurta ile buluşur. Sağlıklı spermlerin döllenme yapma ve embriyo geliştirme kapasiteleri daha fazla olur. Düşüklerin ortaya çıkması da bu sayede azaltılır.

L-Karnitin’e en fazla ihtiyacı olanlar, epididimlerinde geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı kalınlaşma olan ya da et ve süt ürünlerinden yetersiz beslenenlerdir. Vücutta L-Karnitin’in çalışmasını yöneten genlerde doğuştan yetersizlik olması da buna ihtiyacı artırır. Genetik defektleri her zaman kolayca ortaya koyamayız ama sperm hareketinde düşüklük varsa ya da oksidatif stres belirteçlerinde veya DNA hasarında artış olması durumunda bundan şüphelenilebilir. Böyle durumlarda dışarıdan L-Karnitin kullanılabilir. Kısırlık nedeniyle L-Karnitin tedavisi gören erkeklerin sperm değerlerinde anlamlı düzelme olduğu, bir çok çalışmada gösterilmiştir. Etkisinin görülebilmesi için tedavi süresi en az 2-3 ay olmalıdır. Ancak hemen belirtelim, spermlerde bozulma yapan tek neden L-Karnitin eksikliği değildir, bunun yanı sıra çok sayıda faktör de sorumludur. O nedenle bir tedaviye başlarken, sperm fonksiyonları çok yönlü araştırılmalı, olası diğer sebepler de uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Netice olarak, seçilmiş hastalarda L-Karnitin kullanılması bir grup erkekte sperm hareketinin artmasında ve oksidatif stres ile DNA hasarlarının azalmasında faydalı olabilir. Şayet bu parametreler düzeldiyse, L-Karnitin tedavisinin faydalı olduğu söylenilebilir. Gebelik gelişmesi ise başka faktörlere de bağlı olduğu için, beraberinde bunlara yönelik tedbirlerin alınması uygun olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Gebelik kayıpları sperm bozukluğundan kaynaklanabilir

24 Şubat 2021
Çocuk beklentisi içindeki çiftlerin en büyük hayal kırıklığı, hiç şüphesiz sağlıklı başlayan bir gebeliğin düşükle sonlanmasıdır. Olağan gebelik kontrollerinde fötusun kalp atışını duyan çiftlerin yüzde 15’i, ne yazık ki ilerleyen günlerde bebeklerini kaybetmekte. Gebeliğin daha başında test yapıp da gebe kaldıklarını öğrenen çiftlerin ise neredeyse yarısı daha sonra bu talihsiz sonuçla karşı karşıya kalmakta. Gebeliğin 24. haftasına kadar peşi sıra üç ya da daha fazla düşük yaşanması durumu tekrarlayan gebelik kayıpları olarak tanımlanır.

Yakın zamana kadar düşüklerin sorumlusu kadın olarak görülmekteydi. Bu nedenle de bir yandan yaşam tarzı ve beslenmesi sorumlu tutulurken diğer taraftan üreme sisteminde olabilecek bozukluklar yönünden tetkikler önerilmekte. Buna rağmen gebelik kayıplarının üçte birinde herhangi bir neden bulunamamış ve sebebi de açıklanamadan kalmıştır. Oysa embriyonun gelişmesinde sperm ve yumurtanın katkıları eşittir. Eşit miktarda genetik malzeme birleşerek fetüs gelişir. Bu bakımdan, bebeğin anne karnında sağlıklı büyümesinde spermden gelecek sinyaller çok önemlidir.

Geçtiğimiz sene İngiltere’de yapılan bir çalışma, sperm DNA hasarlarının gebelik kayıpları ile yakın ilişkisini ortaya koydu. 217 çift üzerinde yapılan bu araştırmaya göre, ister doğal yolla olsun ister tüp bebekle, şayet erkeğin spermlerinde DNA hasar oranı yüksekse, düşük görülme riski de anlamlı ölçüde artmaktaydı. Bu artış hem ilk kez düşük yapanlar için hem de tekrarlayan gebelik kayıpları için geçerli olarak bildirildi. Aslında başka çalışmalar da bu yönde uyarılarda bulunmakta. Çok sayıda meta-analiz, DNA hasarlarının düşük gelişme olasılığını 2 ya da 3 kez artıracağını göstermekte. DNA hasarının her yüzde 10’luk artışı, gebelik şansını 1.3 oranında azaltmakta.

DNA hasarlarının neden gebeliği engellediği bilimsel olarak izah edilebilir. Burada en çok üzerinde durulan konu; oksidatif strestir. Ancak bir diğer önemli husus ise kadının da bu hasarların etkili olmasında oynadığı roldür.  Örneğin, kadın yaşı 35’in altında olanlarda yumurta, içine giren spermdeki DNA hasarlarının yüzde 40’ını onarmakta. Ancak yaş arttıkça yumurtanın bu tamir edici gücü de azalır. Gerçekten de, sperme ait DNA hasarları yumurta tarafında onarılmaya çalışılır. Ama hasar çok fazlaysa ya da yumurtanın tamir edici mekanizmasında bir bozukluk varsa, hasar olduğu gibi fetüse geçip bebeğin genetik şifresine girecektir. Bebekteki genetik bozukluklar da kadın vücudu tarafından reddedilir ve düşükle sonuçlandırılır. Aslında embriyo gelişiminde spermin etkisi gebeliğin daha ileriki günlerinde devreye girer. Yani başlangıçta döllenme gerçekleşir ve fetüs gelişmeye başlar, ama bir süre sonra spermin genetik mekanizması işlemeye başlayarak etkili olur. İşte bu evrede hasarlı genomik yapı fetüsün gelişimini bozarak düşüğe neden olmakta. Tüp bebek için de bu geçerli olup, gebelik kaybı yaşayanların DNA hasar oranlarının, tüp bebek ile sağlıklı doğum yapan erkelerdekine göre 2 kat fazla olduğu görülmekte.

Neticede, çocuk sahibi olmaya niyetlenen erkeklerde rutin sperm analizi ile birlikte oksidatif stres ve sperm DNA hasarlarının da değerlendirilmesi gebeliğin gidişini tahmin etmede faydalı olabilir. Ancak yukarıdan da anlaşılacağı üzere, sağlıklı bir gebelik hem sperm hem de yumurtayı ilgilendirmekte. O nedenle her iki eşin de aynı zamanda ele alınması çok önemlidir.

Yazının Devamını Oku