Kaan Aydos

Her erkek cebinde kendi biyolojik saatini taşır

12 Mayıs 2022
Erkek yaşı sadece baba olma şansını azaltmıyor, aynı zamanda dünyaya getireceği çocuğunun sağlığı üzerinde de etkili olmakta. Uzmanlar bunun biyolojik yapımızın kaçınılmaz bir sonucu olduğu noktasında hem fikir.

Geçen yıllarla birlikte hayatın akıp gittiği hepimizce bilinen bir gerçek. Bu sırada vücut saatinin kadranları da dönmeye devam eder. Her tik-tak biraz daha yaşlandığımızı bize duyurmakta. Bunu geri çeviremeyiz. Ama akılcı ve gerçekçi olursak daha kaliteli hale de getirmek kendi elimizde.

İnsan neslinin devamı için doğumla birlikte üreme sistemi de olgunlaşmaya başalar ve zamanı gelince çocuk yapacak seviyeye erişir. Erkekte bunun göstergesi olgun sperm hücrelerinin çıkmaya başlamasıdır. Her ne kadar sperm üretimi her üç ayda bir kendini yenileyerek ölene kadar devam ederse de vücudun yıllar içinde tükenmesiyle spermlerin kalitesinde de artık bozulma eğilimi baş gösterir. Bunu fırında ekmek yapmaya benzetebilirsiniz. Siz aynı unu aynı suyu koysanız da fırın eskidiyse yeteri kadar ısıtmayacağından eskisi gibi lezzetli ekmek elde edemezsiniz.

20’li yaşlarda testisler spermleri çevreden gelecek zararlı etkenlerden var gücüyle korurken, 35’inden sonra bu gücünü sürdüremez ve bunun neticesinde de spermler bozulmaya başlar. Bunun en güzel kanıtı spermlerde yaşa bağlı DNA hasarlarının artışıdır. Çünkü yıllar geçtikçe, spermlerin içinde yüzdüğü sıvıda zararlı metabolizma artıkları gittikçe artar şekilde birikmeye devam eder. Bu artıklar da genetik malzeme üzerinde birikerek bir süre sonra spermin yaşlanması ve nihayetinde canlılığını yitirmesi kaçınılmaz hale gelir. Fransa’da 2000 erkek üzerinde yapılan bir araştırma, tüp bebek de yapılsa, ileri yaş erkeklerin baba olma şanslarının anlamlı derecede düştüğüne dikkat çekiyor.

İşte, erkekte vücudun biyolojik saati 35-40 yaşlarında alarm vermeye başlar. Bunun anlamı, artık spermleri koruyacak, sağlığını idame ettirecek gücü kalmadığıdır. Örneğin Columbia Üniversitesi’nden Dr. Kleinhaus ileri yaş erkeklerden gebe kalan kadınlarda düşük olasılığının arttığını bildirmekte. Düşük olmasa bile çocukta mental bazı problemlerin görülme riskine de vurgu yapmakta.

Pekiyi, ileri yaş erkeğin vücudunda ne değişiklikler oluyor da artık spermlerini koruyamaz hale geliyor? Her şeyden önce erkeğin temel ihtiyacı olan testosteron ve DHEA hormonları azalır, buna paralel olarak da FSH ve LH yükselir. Yine yapılan araştırmalar, üç ayda bir yeni sperm üreten kök hücreler kendilerini kopyalarken her döngüde bazı genlerinde hasar geliştiği, bunların da yıllar içerisinde üst üste yığılarak yumurtayı döllemeye girişen spermin sağlığını bozduğunu gösterdi. Böyle spermler eşlerini gebe bırakma potansiyellerini kaybetmese de doğacak çocuğun sağlığında sorun çıkarabilir. Oysa kadında doğduğu gün kaç yumurtası varsa, hayat boyunca bu sabit kalır, yani kök hücreler kendini kopyalamaz. Dolayısıyla erkekte olduğu gibi böyle kusurlu gen birikme riski de taşımazlar.

O halde ne yapalım; öncelikle sigara ve alkol alışkanlığından kurtulun. Cep telefonu ve bilgisayarınızı testisinizden uzak tutun. Elektromanyetik dalgalardan, kimyasal toksikanlardan, radyasyondan korunun. Yaşınız gereği kullandığınız ve testisleri etkileyebilecek ilaçlara dikkat edin. Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet gibi cinsel hayatınızı bozabilecek hastalıklar yönünden düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin. Ama hepsinden öte, hayata gülümseyerek bakın, huzurlu olun. Sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürebilmenin temelinde ruhsal rahatlığın çok önemli yeri olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

 

Yazının Devamını Oku

İleri yaş erkeklerde kısırlık sorunu

6 Mayıs 2022
Günümüz şartları gereği baba olma yaşı gittikçe ilerlemekte. 70’li yıllarda erkeklerin %15’i baba oldukları zaman 35 yaşını geçmişlerdi. Oysa günümüzde çocuk sahibi olan erkeklerin neredeyse dörtte biri 35 yaşın üzerinde. 35 yaş, üreme başarısı bakımından erkekler için de kritik bir dönem. Yapılan araştırmalar, 40 yaş üzeri erkeklerde spermlerin de yaşlanmaya başladığını ve eşlerini gebe bırakma kapasitelerinin anlamlı şekilde düştüğünü ortaya çıkardı. Buna göre geçen her yıl için baba olma şansı %5 azalmaktaydı. Daha erken yaşlarda kısa sürede gebelik görülürken, 45 yaşına gelince bekleme süresi neredeyse 5 kat artmakta. Bahsettiğimiz bu durumu “sperm yaşlanması” olarak kabul ediyoruz.

Spermlerin ilginç bir özelliği, yapıları gereği ölmeye programlanmış olmasıdır. Biz buna apopitoz diyoruz. Aslında bu bir bakma faydalı bir önlem olarak görülebilir. Çünkü erkekte her 3 ayda bir kök hücreler çoğalarak yeni spermler üretir ve bu ömür boyu tekrarlayarak sürer. Ancak yıllar geçtikçe gerek biyolojik bir sonuç olarak gerekse bozuk çevresel koşullardan kaynaklanan nedenlerden dolayı, üretilen spermlerde genetik hasarlar birikmeye başlar. İşte, hasarlı spermlerin anomalili bebekler dünyaya getirmesini önlemek için böyle spermler ölerek ortamdan temizlenirler. Ancak bazı koşullarda spermler daha erken yaşlanarak çocuk yapma kapasitelerini kaybetmektedir. Biz de spermlerin erken yaşlanmasını önler ya da sağlıklı yaşlanabilecekleri bir ortam sağlarsak bir kısım erkeğin kısırlık sorununu da çözebiliriz.

Yaşa bağlı hücre hasarlarının temelinde oksidatif stres ve bununla ilişkili DNA hasarları bulunur. Spermleri de oksidatif stresten korumanın başlıca yolu sağlıklı beslenme ve çevreden gelebilecek zararlı etkenlere karşı düzgün bir yaşam tarzından geçer. Bu konuyu diğer yazılarımızda çok kez irdeledik.

Yaşlı spermlerin kısırlığa yol açmasının önüne nasıl geçilebileceği üzerinde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu amaçla senolitikler ve senomorfikler olarak adlandırılan tedavi alternatifleri tanımlandı. Senolitikler, hasarlı spermlerin ortamdan uzaklaştırılmasını hızlandırmakta, senomorfikler ise yaşlanmış spermlerin ölmesini geciktirerek çocuk yapma kapasitelerini artırmaktadır. Bunlar doğal besinlerle alınabildikleri gibi hazır ürünler şeklinde de kullanılabilirler.

Senolitikler arasında en tanıdık olanları daha çok soğan, şalgam gibi mor renkli meyve sebzeler ile elma kabuğunda yer alan quercetin (kuersetin) ve bitkilerin sarı, turuncu, kırmızı gibi parlak renklerini veren flavonoid pigmenti içeren domates, havuç, pancar, patlıcan benzeri besinlerdir. Bunlar dışında çok sayıda meyve, sebze ve kuruyemiş ürünleri de senolitikler içinde geçer. Senomorfik olaraksa en bilineni, kırmızı üzüm ve kırmızı üzümden elde edilen ürünlerde bulunan resveratroldür.

Bunların dışında sperm yaşlanmasına karşı tedbir olarak probiyotikler de önerilir. Mide-bağırsak florasında doğal dengenin korunmasını sağlayan faydalı mikroorganizmalar ya da bakteriler olarak bilinen probiyotikler en fazla yoğurt, kefir, ayran ve peynirde bulunur. Ayrıca hazır formlar halinde dışarıdan da alınabilir.

Ancak şunu da belirtmekte fayda var, sperm sağlığını bozacak ancak günümüz teknolojisi ile tanı koyamadığımız daha çok sayıda faktör bulunmakta. Belki de bunların bir kısmı ancak laboratuvar ortamında muamele görecek spermler seçerek aşılabilecektir. Diğer yandan kadına ve yumurtaya ait yine tanı koyamadığımız sorunlar da eşlik ediyor olabilir. O nedenle, her türlü tedbiri almamıza rağmen doğal yolla gebeliğin görülememesi durumunda fazla zaman kaybetmeden tüp bebeğe geçilmesi uygun olur.

Netice olarak, spermlerin biyolojik olarak yaşlanması nedeniyle yaş ilerledikçe erkeklerin baba olma şansları da azalır ancak kadında olduğu gibi tamamen kısır yapacak bir sınırı da yoktur. Gerek normal metabolik süreç gerekse çevresel koşulların etkisiyle spermler daha erken de yaşlanabilir. Sperm yaşlanmasının kısırlığa yol açmaması için her yönüyle sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürülmesi çok önemlidir.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı bir üreme için yaz güneşinden faydalanabilirsiniz

21 Nisan 2022
Çoğumuz için soğuk kış aylarının en sıcak yanı, yazın deniz kenarında güneşlenme hayalidir. Her ne kadar tatil imkânı genelde birkaç hafta ile sınırlı kalsa da sürekli sahil kentinde oturanlar için deniz-güneş ortamı artık yaşamlarının bir parçası olmuştur.

Yaz aylarında güneşlenmenin sağlık bakımından birçok rahatsızlığa faydası olacağı bilinen bir gerçek. Acaba aynı fayda erkeğin üreme sağlığı için de geçerli mi?

İtalya’da Parma Üniversitesinde yapılan bir araştırma, yaz mevsiminde normal hareketli sperm sayısında anlamlı bir artış olduğunu ortaya koydu. Benzer diğer gözlemler de bu yönde bir eğilim olduğu konusunda hem fikir. Araştırmacılar bunu güneş ışınlarının etkisiyle ciltte artan D vitamini yapımı ve bununla ilişkili olarak da testosterondaki yükselmeye bağlamakta. Gerçekten de D vitamini, erkekte sperm üretimi için çok önemli bir kaynaktır. Ancak yakın tarihli çalışmalar D vitamininin sadece testosteron üzerinden etki göstermekle kalmadığını, doğrudan testisleri de etkilediğini bildirmekte. D vitamininin testislerde de üretiliyor olması, bunun sperm sağlığı bakımından ne kadar gerekli olduğunun bir diğer göstergesidir. Gerçekten de gerek prostat, seminal veziküller ve epididim gibi genital bezlerde gerekse doğrudan sperm hücrelerinde D vitamininin bağlandığı reseptörlerin varlığı bilimsel çalışmalarda gösterildi.

Her ne kadar D vitamini için güneş ışınları önemli bir kaynak olsa da konu üreme sağlığı olunca daha geniş çapta değerlendirmek gerekir. Çünkü testislerde sperm üretimi normal vücut ısısından 2-4 derece daha soğuk ortamda gerçekleşir. Isı arttıkça spermin kalitesi de bozulmaya başlar. Gerçekten de sürekli sıcak banyo ya da sauna alışkanlığı olanlarda ya da sıcak ortamda çalışanlarda sperm değerlerinin düştüğü görülüyor. Dolayısıyla, uzun süre güneş altında kalınması bu bakımdan sakıncalı olabilir. Diğer yandan aşırı ultraviyole ışınlarına maruziyetin cilt yanıkları ve kanseri gibi ciddi yan etkileri olabileceği de bilinmekte. Bütün bunları dikkate alan uzmanlar, günde 10 dakikalık güneş banyolarının üreme sağlığı bakımından faydalı ve yeterli olduğu noktasında hem fikir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus da ışınların dik olarak geldiği öğle saatleri dışında güneşlenmeden fayda görüleceğidir. Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Dr. Anne Clark’a göre, işyeri çalışanlarının sabahları 10-15 dakikalık çay molalarını açık havada yapmaları bile yeterli güneş ışığı sağlayabilir.

Diğer yandan, kısırlık sıklığı bakımından sıcak ya da soğuk ülkelerde yaşayanlar arasında anlamlı bir fark bulunmamakta. Benzer şekilde, ülkeler arasında doğurganlık oranlarında mevsimsel değişiklikler de gösterilmiş değildir. Burada belirleyici olan, açık ortamlarda doğrudan güneş ışığına maruz kalınma süresidir. Yaz mevsimi olsa da zamanın çoğunu kapalı ortamda geçirmenin bir faydası olmayacaktır. Nitekim İngiltere, Danimarka gibi kuzey ülkelerinde insanlar, yüzünü nadir gösteren güneş ortaya çıkar çıkmaz birkaç dakikalığına da olsa güneşlenme alışkanlığı edinmişlerdir. O halde yaşadığımız yer neresi olursa olsun, güneş ışığından faydalanmak için fırsat yaratmaya çalışılması sağlığımız açısında çok önemlidir.

Hiç kuşkusuz yaz mevsiminin üreme sağlığı üzerine etkisini sadece güneşlenme fırsatı vermesine bağlayamayız. Bunun yanı sıra dengeli beslenme, uyku düzeni ve çevre koşullarının sağlıklı olmasına da özen gösterilmeli. Yaz sebzeleri ve meyveleri antioksidan içerikleriyle sperm kalitesine önemli katkı sağlarlar, bunlardan yeteri kadar faydalanmasını da bilmeliyiz.

Netice olarak, yaklaşan yaz mevsimi güneş ışınlarından faydalanmak için iyi bir fırsattır. Ancak her konuda olduğu gibi bunda da aşırıya kaçılmaması, günlük 10-15 dakikalık güneş banyoları yapılması, bunda öğle saatleri yerine sabah ya da ikindi vakitlerinin tercih edilmesi, güneşin ısıtmaya başladığı saatlerde denize girilmesi dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır.

 

Yazının Devamını Oku

Baba olmak bazen sabır ister

14 Nisan 2022
Bugüne kadar yaklaşık 25-30 yıl beklediniz, evlendiniz ve artık baba olmak istiyorsunuz.

Ben bu noktada, çocuk olmasına niyetlendiğiniz günden itibaren 1 yıl beklemenizi öneriyorum. Çok bariz bir aksi durum söz konusu değilse, eşinizin yaşı da uygunsa bir yıl içinde büyük olasılıkla hayaliniz gerçekleşecektir. Bu sürede herhangi bir tedavi arayışına girmeye gerek yok. 30 yıldır bedeniniz sizi baba yapmak için hazırlandı. Bunun sonucunu almak için az bir süre daha beklemeniz sizi endişelendirmesin. Bazen bir yıl içinde de gebelik görülmeyebilir. İşte o zaman bir sorun olup olmadığını ortaya çıkarmak için bazı tetkikler gerekecektir. Bu da sizi üzmesin çünkü hormon yetersizliği, kanal tıkanıklığı, oksidatif stres, DNA hasarı gibi bir sorun ortaya çıkarsa 3-6 aylık tedavi süreci içerisinde yine çocuk olabilir.

Diyelim ki tahlilde azoospermi olduğu anlaşıldı ve testislerden ameliyatla sperm aramaya karar verdik. Yaptığımız TESE’lerin üçte birinde tüp bebekle sonuç alabiliyoruz. Çok şanslıysak yeni ROSI tekniği de sizi baba yapabilir. Eşi 48 yaşında olan bir hastamda TESE ile sadece 1 tane sperm bulduk, eşinde ise yine sadece 1 tane yumurta çıktı ama tüp bebek ile ikiz çocukları oldu.

İnsan biyolojisi çok ilginçtir, tahlillerde sadece birkaç sperm çıksa bile hiç beklemediğiniz bir anda bunlar eşinizi gebe bırakabilir. Sperm sayısı 500 binden az olan erkeklerin %4’ü eşlerini doğal yolla gebe bırakabilmekte! Bu elinizdeki sperm tahlillerinde her alanda 4-5 adet sperm görüldü şeklinde yazar. Tabii ki netice almak için birkaç yıl beklemek gerekebilir ama dediğim gibi hiç şansımız yok şeklinde düşünmeyin.

Hiç kuşkusuz nadir sperm çıkan erkeklere çocuk olması için beklemeleri önerilmez. Çünkü bazı genetik bozukluklarda sperm üretimi zaman içinde daha da kötüleşerek tamamen kaybolabilir. Bu riski göze almamak için en ideali bir an önce tüp bebek yapılmasıdır. Hatta ilk görüldüğü anda spermleri dondurup saklarsak sonraki denemeler için de elimizde bir depo oluşturmuş oluruz. Tüp bebeğin başarısı en fazla %50’dir. Ancak her ay peş peşe tüp bebek de yapılmaz. İşte söylemek istediğim de bu; yani tüp bebeğin tutmaması her şeyin bittiği anlamına gelmez. Hiç ummadığınız anda eşiniz doğal yolla da gebe kalabilir. Çocuk olması için tek bir spermin yumurtaya ulaşıp döllenme yapması yeterli. Bunun için o spermin sadece güçlü hareket kabiliyeti olan bir kuyruğa ve sağlıklı bir genetik malzemeye ihtiyacı vardır. Bununla birlikte şayet sperm sayısı azalmışsa sperm üretiminin de kalitesi bozulmuş demektir, yani bu spermlerin doğal haliyle döllenme yapabilecek güçleri azalmıştır. O nedenle bir süre tedavi ile bunların desteklenmesi şanslarını artırır. Varikoselin düzeltilmesi, hormonal dengenin sağlanması, metabolizmayı düzenleyecek ilaçlar ya da destek ürünleri bu süreçte faydalı olabilir. Tabii ki sağlıklı beslenme ve sağlıklı bir yaşam tarzı temel koşuldur.

Pekiyi bu süreci nasıl geçirmek gerekiyor? Bir beklenti içine girildiğinde zaman geçmek bilmez. Değil birkaç yıl, birkaç ay beklemek bile zor gelir. Burada sizi rahatlatacak olan, tedaviniz için gereken neyse her şeyin yapıldığı konusunda ikna olmanızdır. Bunu da doktorunuz sağlar. Bırakın takibinizi o yapsın. Kontrolleriniz dışında kendinize zaman ayırın. Günlük işlerinize devam edin, hayatınızı yaşayın. Günümüz teknolojisinin size sağlayacağı başarı oranlarını kabul edin. Doğal yolla çocuk olur dediğimizde bunun her ay için %20-30 civarında olduğunu, tüp bebeğin de ancak %50 sonuç vereceğini, TESE’ye girenlerin üçte birinde olgun sperm bulunabileceğini bilirseniz, daha sonra hayal kırıklığına uğramazsınız.

Ama hayallerinize son verecek bir sınır olmadığını da düşünerek denemeye devam edebilirsiniz. Bir noktada sabrınız ya da gücünüz tükenebilir, işte o zaman mutluluğu eşinizle birlikte geçireceğiniz geleceğinizde arayın. Unutmayın, hayat devam ediyor ve siz de büyük bir şans olarak dünyaya geldiniz. Bu şansınızı en iyi ve verimli şekilde değerlendirin. Çeşitli sosyal yardım kuruluşlarında gönüllü olmanız, oradakilerle ilgilenmeniz sizi çok rahatlatacak, içinizi kemiren endişeleri uzaklaştıracaktır. Birilerine destek olmanız, yaptıklarınızın onları mutlu ettiğini görmeniz yaşamanıza anlam katar, kendinizi değerli hissedersiniz. Bu anlamda evlat edinmek ya da koruyucu aile olma seçenekleri her zaman önerdiğim alternatiflerdir. Başarılarına imrendiğimiz birçok çiftin çocukları olmadığını da hatırlayın. Asıl mutluluk yanı başınızda, el ele verdiğiniz hayat arkadaşınızdadır.

Yazının Devamını Oku

Gençlerin içtiklerine dikkat etmesi üreme sağlığı bakımından önemlidir

6 Nisan 2022
Amerika Birleşik Devletleri Harvard Üniversitesi ve Danimarka Copenhagen Üniversitesinde yapılan bir araştırma, aromalı, gazlı alkolsüz içeceklerin aşırı tüketiminin testislerin çalışmasını bozarak üreme sağlığını ciddi derecede tehdit ettiğini ortaya koydu. Yaş ortalaması 19 olan 3000 erkek üzerinde yapılan çalışmaya göre bu ürünler sperm sayısında, hareketinde ve morfolojisinde anlamlı düşüş yapmakta.

Alkolsüz olmaları nedeniyle yumuşak içecekler olarak adlandırılan değişik aromalı şekerli içeceklerin kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda özellikle genç yaş grubunda gittikçe artma eğiliminde. Yapay tatlandırıcı eklenmesiyle daha masum görünüm kazandırılmaları bunları fazlasıyla özenilir hale getirmiştir. Oysa çoğu bilimsel çalışma içerisinde şeker oranı oldukça yüksek bu tür içeceklerin kalp rahatsızlıkları, tansiyon, diyabet, obezite, iktidarsızlık gibi birçok hastalığa yatkınlık yarattığını vurgulamakta. Şekeri elimine etmek için kullanılan aspartam, sakarin ya da sukraloz gibi yapay tatlandırıcıların da bağırsaklarda doğal biyolojik mikrobik florayı değiştirerek bir takım yan etkilere yol açtığı gösterildi. Hatta şekere karşı toleransı azaltarak bir anlamda diyabete yatkınlık yarattığı bile tartışılmakta. Kolalı içeceklerin de hem yoğun şeker hem de kafein içerikleri ile, benzer sağlık problemleri için ciddi risk taşıdığı söylenebilir. Ancak dikkatten kaçan asıl sorun, bu tür beslenme alışkanlıklarının üreme sağlığı üzerindeki olumsuz etkileridir.

Oysa araştırıcılar süt, süt ürünleri ve taze meyve suları dışında aromalı alkolsüz içeceklerin henüz ilerisi için üreme sağlıkları ile ilgisi olmayan gençler arasında aşırı tüketiminin testislerin çalışmasını bozarak sperm kalitesini azalttığına dikkat çekmekte. Kanda inhibin-B ve FSH hormonları arasında olması gereken normal oranın anlamlı derecede bozulmuş bulunması da sperm üretimindeki defektin testisteki hasarlanma ile ilişkili olduğuna işaret etmekte. Bu içeceklerden günde ortalama 220 mililitre tüketilmesi total sperm sayısında %20 azalma yapmakta. Ancak sperm sayısındaki düşüş, çok daha az tüketimlerde bile görülmekte.

Bahsi geçen içeceklerin bir diğer etkisi hücrelerde erken yaşlanmaya yol açmaları. Hücre yaşı, genetik malzemedeki telomer boyu ile orantılıdır. Aşırı şekerin hücrelerde telomer boyunu kısaltarak yaşlanmayı hızlandırdıkları ve kısırlığa neden olabilecekleri bilimsel olarak ortaya konmuştur. Yine şekere bağlı insülin direnci gelişmesi de oksidatif stres yaratarak spermlerin yumurtayı dölleyebilme şansını düşüren bir başka etkendir. Üzerlerinde şekere duyarlı reseptör taşımaları nedeniyle spermler bu duruma fazlasıyla maruz kalmakta. Şeker ve insülin metabolizması bozuklukları benzer şekilde beyin ve testis arasındaki hormonal etkileşim yolağını etkileyerek de üreme kapasitesini azaltabilir.

Yapay tatlandırıcı içeren içeceklerde de benzer şekilde sperm kalitesinde bozulma gözlenmekle birlikte, bu etkinin daha az olduğu bildirilmekte. Ancak burada, diğer yönleriyle tatlandırıcının kimyasal yapısının ve ambalajlardan kaynaklanan toksik maddelerin etkisi söz konusu olabilir.

Burada vurgulanması gereken önemli bir husus, sperm kalitesindeki bozulmanın çocuk olma şansı üzerinde belirleyici bir önemi bulunmadığıdır. Yani, sperm sayısı düşük de olsa yine de doğal yolla veya tüp bebekle sağlıklı bebekler dünyaya gelmekte. Yine bu tür içecek tüketenlerde tüp bebek başarısının değişmeyeceği yönünde çalışmalar da bulunmakta. Çünkü üreme başarısı sadece sperm değerleri ile değil, sperm kalitesi ile yakından ilişkilidir. Eşlik eden obezite, sigara alışkanlığı, çalışma ortamındaki toksik kimyasallara maruziyet, aşırı sıcak ortam gibi çok sayıda çevresel faktörün de kısırlık olasılığını artırdığı biliniyor. Sperm değerlerindeki bozulma sadece kısırlık şüphesi olabileceği yönünde bir uyarıdır. Çiftlerin çok yönlü tetkik edilmeleri ile olası tüm faktörler ortaya çıkarılıp birlikte önlemlerinin alınması esastır. Bu şekilde önce doğal yolla gebelik beklenir, olmazsa tüp bebeğe geçilir.

Netice olarak, özellikle gençlerin aromalı, alkolsüz, şekerli ya da yapay tatlandırıcılı içecek tüketiminden sakınmalarının ileride baba olma şanslarını artıracağı bilinmeli. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da aşırıya kaçılması sadece üreme değil genel vücut sağlığı bakımından da son derece önemlidir.

 

Yazının Devamını Oku

Üreme sağlığı üzerine incirin faydaları

31 Mart 2022
İncir meyvesi (Ficus carica) tarihin ilk ekilen meyvelerindendir. Özellikle ege denizi kıyılarında yoğunlaşan incir üretimi önemli bir ticaret aracı olmuştur. Türkiye incir üretimi bakımından dünyanın başta gelen ülkelerindendir. Mineraller, vitamin ve proteinlerden zengin içeriği ile incir vücut sağlığının korunmasında eskiden beri önerilen bir besin kaynağıdır. Yapısında bol lif bulunması ve düşük kalori indeksi nedeniyle de ideal kilonun idame ettirilmesi bakımından çoğu diyette yer almıştır.

İncirin besleyici özelliği içindeki A, C, K ve B vitaminleri ile potasyum, magnezyum, çinko, bakır, manganez ve demir gibi minerallerden gelir. Erkeğin üreme sağlığı üzerine etkisi ise içerdiği tanninler, flavanoidler ve karotenden kaynaklanmaktadır. Bunların özellikle antioksidan özellikleriyle hücre çoğalmasını ve DNA sağlığını destekleyici etkileri birçok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. İncirin bir diğer özelliği ise kanda testosteron kullanımını artırmasıdır. Gerçekten de kurutulmuş incir ekstraktları ile beslenen hayvanlarda cinsel isteği artırıcı etkisi olduğu gösterilmiş ve bu da kanda testosteron seviyesinin artışı ile ilişkilendirilmiştir. Testosteron hem beyin üzerinden cinsel fonksiyonlarda hem de testislerde sperm üretiminin sürdürülmesinde temel role sahip bir hormondur. Diğer yandan, incir meyvesi çinko bakımından da zengindir. Çinko testosteron hormonu yapımında önemli bir role sahiptir. Çinko eksikliğinin erkekte testosteron hormonunda anlamlı düşüklüğe yol açtığı çalışmalarda gösterilmiştir. Erkeklerde prostat bezi ve seminal sıvıda çok yüksek seviyelerde bulunması çinkonun üreme fonksiyonları için ne kadar önemli olduğunu gösterir.

İncirin testislerin sağlıklı çalışmasını destekleyici bir diğer özelliği ise insülin hormonu üzerinden olmaktadır. Diyabetik hayvanlar üzerinde yapılan yakın tarihli bir araştırmada incir yaprağından hazırlanan özütlerin sperm kalitesini artırdığı gösterilmiştir. Bilindiği üzere şeker hastalığında insülin hormonuna karşı bir direnç gelişmekte ve bu da hücrelerin kandaki glükoz şekerinden faydalanmasını kısıtlamaktadır. İşte aynı mekanizma, testiste sperm hücrelerinin gelişimini destekleyen Sertoli hücreleri için de söz konusudur. İnsülin metabolizmasındaki bozulma sonucu bu hücrelerin beslenmesi bozularak normal sperm üretimi sürdürülemez. Araştırıcılar, böyle hayvanların incir yaprağı ekstraktları ile beslenmesi durumunda kan şekerinin düştüğünü, sperm hareket ve morfolojisinin de anlamlı derecede düzeldiğini gösterdiler. Buradaki düzelme, DNA gelişiminden sorumlu bazı küçük protein ürünlerindeki artış ve oksidatif stres ortamının giderilmesiyle ilişkili bulunmuştur. Oksidatif stresin en önemli zararı spermlerde yarattığı DNA hasarı ve bunun neticesinde hücre ölümüne yol açmasıdır.

Oksidatif stres erkek kısırlığının en önde gelen nedenlerinden biridir. Özellikle son yıllarda artan çevre kirliliği ve yaşam tarzındaki değişiklikler spermlerde bazı zararlı oksijen ürünlerinin birikimine yol açarak yumurtayı dölleme kapasitelerini azaltmakta, hatta tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olmaktadır. Bunun tedavi edilmesinin üreme başarısını ciddi ölçüde artırdığı çoğu çalışmada ortaya konmuştur. Özellikle incir içeriğindeki fenoller olarak bilinen bir grup bileşiğin antioksidan etkiyle sperm hücrelerinin kaybını azaltarak sayılarında artış yaptığı gösterilmiştir.

Netice olarak incir, antioksidan özelliği ve testosteron hormonu desteği bakımından erkekte üreme fonksiyonlarının sağlıklı biçimde sürdürülmesinde faydalı bir besin olarak önerilebilir. Her konuda olduğu gibi incir tüketiminin de bir beslenme uzmanı kontrolünde bilinçli şekilde yapılması ve aşırıya kaçılmaması çok önemlidir.

Yazının Devamını Oku

Erkek kısırlığı hakkında yanlış ve doğrular

25 Mart 2022
Birçok konuda olduğu gibi kısırlık için de toplumumuzda değişik inanışlar süre gelmiştir. Bazıları faydalı gibi görülse de bilimsel temeli olmayan duyuma dayalı çoğu uygulamalar aksine zarar da verebilir. İşte doğru olduğu sanılan yanlışlardan bazıları...

Yanlış 1. Sigara erkekte kısırlık yapmaz: Hayır, bilimsel çalışmalar sigara bağımlılığının sperm kalitesini ciddi anlamda bozduğunu göstermiştir. Özellikle sperm DNA hasarları ile sigara alışkanlığı arasında kuvvetli bir ilişki bulunur. Sigara alışkanlığındaki sürenin uzaması ile sperm sağlığı üzerindeki riski de artmakta. Ancak bu bakımdan erkek daha şanslı çünkü sigarayı bırakmakla 3 ay içerisinde sperm kalitesinde düzelme başlayabilir.

Yanlış 2. Erkeğin yaşlanması kısırlık yapmaz: Hayır, erkeğin yaşı ilerledikçe sperm kalitesi de bozulur. Evet, erkekte her yaşta sperm üretimi devam eder ve kadınlarda olduğu gibi belli bir yaştan sonra kesilmez ama yumurtayı dölleme ve gebeliği sürdürebilme başarısı azalır. 45 yaş üzeri baba adaylarının eşlerini gebe bırakma süresi 5 kat uzamakta, gebelik kayıpları ve düşük riski de artmakta. Bunda yıllar içerisinde oksidatif strese bağlı birikimlerin sperm DNA’sında yaptığı değişiklikler önemli faktördür.

Yanlış 3. Sıkı iç çamaşır testisler için daha sağlıklıdır: Hayır, bu her zaman doğru değil. Çünkü testisler ne kadar serin ortamda kalırsa sperm üretimleri de o kadar sağlıklı olur. O nedenle de normalde skrotum kesesi içerisinde testisler vücut ısısından 2-4 derece daha serin bir ortamda tutulur. Sıkı ve kalın giysiler testislerde hem sıcaklığı artırarak hem de kan dolaşımını bozarak spermin kalitesini etkileyebilir. Testisler için daha çok pamuklu ve bol giysiler önerilir.

Yanlış 4. Çok testosteron almakla sperm sayısı daha fazlalaşır: Hayır, fazla testosteron beyinden salgılanan LH hormonun baskılayarak tam aksine testislerde küçülme ve sperm üretiminde bozulma, neticede de kalıcı azoospermiye yol açabilir. O nedenle de kısırlık nedeniyle testosteron tedavisi yapılacaksa, doğrudan testosteron ilaçları verilmez, testisleri uyararak testosteron salgısını artıracaklar tercih edilir. Böylelikle hem testislerin küçülmesi önlenir hem de testis içinde yeterli düzeyde testosteron hormonu birikmesi sağlanmış olunur.

Yanlış 5. Fazla kilo erkeğin üremesini engellemez: Hayır, vücutta biriken yağlar kanda testosteron hormonunu düşürüp östrojeni artırarak sperm üretimini bozabilir. Çalışmalar, obez erkeklerin %11’inde sperm sayısında düşme, %39’unda ise azoospermi gelişebileceğine dikkat çekmekte. Bunda, obeziteye neden olan yanlış beslenme alışkanlıklarının da ayrıca katkısı olur. Üreme sağlığı için ideal kiloda olmak bu bakımdan önem taşır.

Yanlış 6. Erkeğin baba olma şansını belirlemede sperm kalitesi tek başına yeterlidir: Hayır, erkekte üreme sağlığı genel vücut sağlığı ile yakından ilişkilidir. Kronik hastalıklar, hormonal bozukluklar, sigara ve alkol alışkanlığı, kullanılan ilaçlar ya da obezite, diyabet gibi metabolik bozukluklar da değişik yönleriyle erkeğin üreme kapasitesini azaltabilir.

Yanlış 7. Kısırlık sadece çocuk olmaması demektir, başka bir önemi yoktur: Hayır, sperm değerlerindeki bozukluklar vücudun başka sistemlerine ait bir bozukluğun işareti de olabilir. Örneğin kısırlık nedeniyle tetkik edilen erkeklerin bir kısmında tesadüfen testis tümörü bulabiliyoruz. Ya da beyinde hipofiz bezinden kaynaklanan bir tümör de hormon salgısındaki bozukluk nedeniyle sperm üretiminde bozulmaya ve neticede kısırlığa neden olmuş olabilir. Bunlar gibi çok sayıda hastalık bazen kısırlık muayenesi sırasında ortaya çıkabilir.

Yanlış 8.

Yazının Devamını Oku

Kısırlığa karşı 7 temel tavsiye

17 Mart 2022
Çocuk olmasına niyetlenen her çiftin ilk ilişkide bunu başarma şansı çok azdır. Böyle bir beklenti içine girilmemeli. Korunmayı bıraktıktan sonra gebelik görülmesi sıklıkla birkaç ay alır. Bir yıl geçmesine rağmen çocukları olmayan çiftlerin oranı %15’tir, yani yaklaşık her on çiftten 1 ya da 2’sinde gebelik görülmez. Bir diğer ifadeyle, çoğu çiftin bir yıl içinde çocuğu olacaktır, endişe etmeyin. Olmaması durumunda bir tedavi arayışına girilebilir. Peki, gebelik olsun diye sadece beklemek yeterli mi yoksa bazı önlemler de alınmalı mı? Tabii ki sperm kalitesini bozacak bir durum söz konusu ise bundan kaçınmak kaliteli bir sperm çıkışı için çok önemlidir.

Çocuğu olmayan erkeklerde sıklıkla sperm üretimindeki hasara bağlı sayıda azalma, spermlerin içinde yüzdüğü sıvının kirlenmesi, kanallarda tıkanıklık gibi kolay tanı konulabilecek sorunlara rastlıyoruz. Yanı sıra stresli yaşam, beslenme bozukluğu, diyabet, tiroid hastalığı ve benzeri sağlık sorunları, obezite, kalp hastalığı, kemoterapi veya ışın tedavisi alınması, yaşam tarzındaki bozukluklar, ruhsal sorunlar, sigara ve alkol alışkanlığı ya da iş yerinin çok sıcak olması gibi çevresel durumlar da kısırlık için risk oluşturmaktadır.

Erkeğin yaşının ilerlemiş olması, kısırlık yönünden kadınınki kadar problem oluşturmaz. Zamanla şansı azalsa da erkek için her yaşta baba olmak mümkündür. Ancak yaşlanma erkekte ilişkiye girmeyi güçleştirecek cinsel sorunlar çıkarmışsa o zaman etkili olabilir. Bütün bunlardan dolayı, baba olmaya karar veren bir erkeğin gerek mental gerekse fiziksel sağlığı bakımdan tedbirler alması beraberinde şansını da artıracaktır. İşte bunlardan bazıları:

1. Düzenli sağlık kontrollerinin yapılması: Bu şekilde, altta yatan gizli bir hastalığın ortaya çıkması mümkündür. Örneğin o zamana kadar anlaşılmamış bir şeker ya da tiroid hastalığı ya da hormon bozuklukları bu sayede tanınabilir. Hatta nadir de olsa testiste gelişmeye başlamış bir tümör bile erkenden saptanabilir. Erken tanı konan kanserlerin tamamen ortadan kaldırılarak normal yaşam süresine kavuşulması mümkündür.

2. Genital hijyene dikkat edilmesi: Sperm kanallarına mikrop bulaşının başlıca kaynağı idrar yoludur. Prostatit, epididmit, orşit gibi enfeksiyonlar genelde bu şekilde gelişir. O halde genital organların temiz tutulması, iç çamaşırların temizliği, kullanılan tuvaletlerin hijyenik olması böyle bir enfeksiyonun önlenmesi bakımından dikkat gerektirir.

3. Cinsel yolla geçen enfeksiyonlardan kaçınılması: Güvenli olmayan cinsel birliktelikler bu anlamda çok risklidir. Şüpheli ilişki sonrası kokulu, sarı-yeşil bir akıntının başlaması ya da testislerde ağrı hissedilmesi uyarıcı olmalı. Şayet böyle bir durumdan şüphe ediyorsanız, erkenden doktor kontrolüne girmenizde fayda var. Cinsel yolla bulaşmada en sık karşılaşılan hastalıklar klamidya ve gonore yani bel soğukluğudur. Özellikle gonokok bulaşlarında zaten çok ince olan sperm kanalları kolaylıkla tıkanarak azoospermiye yol açabilir. Klamidya ise prostatta yerleşerek prostatitlerin önemli bir nedenini oluşturur. Çok eşlilikten kaçınmak ve kondom kullanımı bu tür enfeksiyonların gelişme sıklığını azaltacaktır.

4. Sigara ve alkol alışkanlığından vazgeçilmesi: Aşırı alkol tüketimi zamanla testosteron başta olmak üzere sperm üretiminden sorumlu hormonların salgılanmasını azaltır. Ayrıca karaciğerde de birikerek vücudun bağışıklık direncini bozabilir. Sigaranın ise seminal plazmada yaratacağı oksidatif stres sonucu sperm hareketini zayıflattığı, döllenme kapasitesini düşürdüğü ve DNA hasarı oranlarını arttırdığı çok sayıda bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Dolayısıyla üreme sağlığının korunmasında bu tür alışkanlıkların terk edilmesi ciddi fayda sağlar.

5. Sağlıklı bir yaşam tarzınız olmalı: Burada sözü edilen beslenme alışkanlığındaki bozukluklar. Hazır gıdaların, konservelerin, beklemiş yağda yapılan kızartmaların olumsuz etkileri bilinmekte. Hormonlu gıdalar da içerdikleri östrojen benzeri katkı maddeleri nedeniyle sperm üretimini bozabilir. Aşırı kahve ve gazlı içecek tüketimi de testis sağlığını olumsuz etkilemekte. Yağlı beslenmeye bağlı kolesterol yüksekliği spermlerin yumurtaya girme başarılarını bozucu bir etki gösterir. Obez erkeklerde aşırı yağ birikimi testosteron hormonunu düşürerek gerek cinsel gerekse üreme sağlığı bakımından ciddi bir risktir. İdeal kiloyu korumak, antioksidan özellikte sebze ve meyve tüketmek, çinko ve selenyumdan zengin baklagiller, A vitamini içeren havuç gibi vitamin kaynağı besinlerin alınması, düzenli egzersiz yapılması sağlıklı yaşamın temel unsurlarıdır.

6. İş yeri sağlığı:

Yazının Devamını Oku