Kaan Aydos

Biraz hareket ve Akdeniz diyeti sperm kalitesini düzeltebilir

6 Şubat 2024
Son 10 yıl içerisinde tüm dünyada sperm değerlerinde ciddi bir düşüş dikkat çekmekte. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre 80’li yıllarda doğal yolla eşlerini gebe bırakabilen erkeklerin ortalama sperm sayıları 40 milyon/mL iken, şimdi bu sayı 15 milyona kadar düşmüş durumda. Şayet önlem almadan devam ederse ileriki nesillerde kısırlık vakalarında artışla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacak.

Bilimsel araştırmalara göre genel vücut sağlığı ve sperm kalitesi üzerinde olumsuz etkide bulunabilecek faktörler arasında başlıca beslenme, obezite, sigara ve alkol alışkanlığı, madde bağımlılığı, hava kirliliği, uykusuzluk, tarım ve böcek ilaçları ile gıdalardaki katkı maddeleri ön plana çıkmakta. Bütün bu risklere karşın kişisel olarak nasıl tedbir alabiliriz?

Geçtiğimiz yıl yayınlanan bir rapor en basitinden beslenme tarzını düzenlemek ve fiziksel aktivitelere ağırlık vermekle sperm kalitesinde anlamlı bir artış olacağını gösterdi. 260 erkek üzerinde yapılan bu çalışmada Akdeniz diyeti alan ve oturmaktan vazgeçip daha fazla hareket edenlerde sperm sayısı, hareketi ve normal morfolojisinin 4 ay içerisinde diğerlerinden daha yüksek değerlere ulaştığı ortaya çıktı. Akdeniz diyetinden kastedilen balık, tavuk, meyve, başta yeşil yapraklı olmak sebze ile nohut, fasulye gibi baklagillerden zengin besin alınmasıdır. Bunların faydası antioksidan ve antiinflamatuvar yani iltihap hücrelerini azaltıcı etkiye sahip olmalarından kaynaklanır. Nitekim klasik yaşam tarzını süren erkeklerde spermlerin içinde yüzdüğü seminal sıvıda antioksidan miktarı düşük kalmakta, bu da oksidatif stres dediğimiz durumu yaratarak spermlerde DNA hasarını artırmaktadır. Akdeniz diyeti, içerdiği fitokimyasallar sayesinde çevresel kirliliklerin yarattığı zararları giderici etkiye de sahiptir.

Bunun aksine aşırı miktar kırmızı et, yağlı yemekler ve şeker tüketimi ile katkılı hazır atıştırmalıklar uzun sürede ciddi sağlık problemleri yaratabilir. Kanser, diyabet, metabolik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları gibi genel vücut sağlığı üzerinde ciddi sakıncalar doğurdukları gösterilmiştir. Bunlar da neticede testislerin çalışmasını ve sperm kalitesini etkiler. Sadece spermler üzerinden değil, cinsel fonksiyonlarda sebep oldukları zayıflamayla da kısırlık nedeni olabilirler.

Diğer yandan, tarım ve hayvan besiciliğinde kullanılan katkı maddeleri ile ortama saçılan deterjan ve plastik atıkların içerisindeki östrojen benzeri kimyasallar su ve besinler yoluyla alındığında vücudun hormon dengesini değiştirerek testislerde sperm üretimini bozmakta. Özellikle anne adaylarının hamilelikleri sırasında böyle ajanlara maruz kalması doğacak çocukların ürogenital problemlere yatkınlığını artırabilir.

Benzer şekilde sedanter yaşam tarzının da üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bilinmekte. Örneğin günde 4 saatten fazla oturur pozisyonda çalışan erkeklerin sperm hareketlerinin önemli derecede düştüğü gösterildi. Uzun süreli oturmanın en belirgin etkisi testislerde ısı artışına neden olmasıdır. Normalde skrotum kesesi içinde testisler vücut ısısından 3-4 derece daha soğuk ortamda çalışmasını sürdürebilir. Otururken bacakların arasında sıkışan testislerde ısının artmasıyla sperm üretimi de bozulmaya başlar. Burada hem yüksek ısının doğrudan sperm üretimini zayıflatması hem de artan oksidatif stres nedeniyle spermin enerji kaynağı olan mitokondrisinin yeterli çalışamaması söz konusudur. Enerjiden mahrum kalan spermlerin bir yandan kuyruk hareketi bozulurken diğer yandan yumurtayı delip içine girmesini sağlayacak mekanizmaları işlemez hale gelir. Neticede bu erkeklerin eşlerini gebe bırakma şansları azalır.

Netice olarak, baba olmaya niyetlenen erkeklerin en azından sağlıklı beslenmeye dikkat etmeleri ve gün içinde hafif fiziksel egzersiz yapmalarının bile sperm sağlıklarının korunmasında önemli bir fayda sağlayacağı akılda tutulmalı.

Yazının Devamını Oku

Anne baba adayları, çocuk sahibi olma niyetinizi fazla ertelemeyin!

20 Ocak 2024
Evli çiftlerin yaklaşık beşte birinde kısırlık sorunu ile karşılaşılmakta. Hal böyle olunca da çoğu kez sperm tahlili yaptırıp erkekte bir eksiklik olup olmadığı araştırılır.

Normal bir sperm analizinde ejakulatın her mililitresinde en az 15 milyon kuyruklu sperm hücresi bulunması, bunların da en az üçte birinin ileri doğru hareketli olması beklenir. Böyle bir sonuç gelince sperm tahlili normal olarak yorumlanır ve eşinde de herhangi bir anormallik bulunmamışsa zamanın akışına bırakılarak bekleme sürecine girilir. Oysa çocuk yapma çabalarını ertelemek doğru bir hareket midir?

Yakınlarda yayınlanan bir araştırmanın sonuçları bu konuda daha temkinli olunması yönünde uyarı vermekte. Bu çalışmada sperm tahlilleri normal bulunan bine yakın erkek takibe alındı. Sonuçta görüldü ki, FSH hormonu yüksek olanlarda zaman içinde sperm değerlerinde bozulma, hormonu normal olanlara göre çok daha hızlı gelişmekte. O nedenle de otörler sperm tahlili normal de olsa, FSH hormonu yüksek olan erkeklerin çocuk yapma girişimlerini fazla ertelememelerini önermekte.

FSH hormonu testiste spermlerin beslenmesini sağlayan başlıca kaynaktır. Sperm üretiminde bir aksaklık olduğunda beyin bu hormonun salınımını artırarak testisleri daha fazla beslemeye çalışır. FSH hormonunun yüksek olması, sperm üretiminde bir şeylerin ters gittiğinin en iyi göstergesidir. O nedenle de henüz sperm tahlili normal olsa bile FSH’nın yüksek gelmesi sperm üretiminin zayıfladığına, ileride değerlerde daha erken düşüş gelişeceğine dikkat çekmelidir.

Aslında yaş ilerledikçe erkekte sperm değerlerinin düşmeye başladığını biliyoruz. Her ne kadar bir erkeğin baba olma potansiyeli kadınların aksine hayat boyu devam etse de sperm kalitesinde bozulma ve cinsel işlevlerin zayıflaması yıllar geçtikçe çiftin çocuk sahibi olma şansını düşürebilir. Burada en önemli husus, özellikle çevresel faktörlere bağlı olarak spermlerin içinde yüzdüğü seminal sıvıda bir takım toksik metabolitlerin birikmesidir. Bu şekilde birikim oksidatif stres dediğimiz bir ortam yaratarak spermin hareketi, yumurtaya girmesi ve döllenme kapasitesini anlamlı derecede bozabilir. Daha ilerleyip DNA hasarları artmaya başladığında tüp bebeğin başarısında da ciddi düşüş, hatta gebelik kayıplarında artış görülmekte.

O halde ileride sıkıntılı bir durumla karşılaşmamak için nasıl bir yol izlenmeli? Çocuk yapmaya niyetlenildiğinde bir ön muayeneden geçilmesi en ideal olanıdır. Çünkü geçirilmiş hastalıklar, testislerin doğuştan gelen anomalileri, kalıtsal hastalıklar, içinde yaşanılan çevresel koşullar, kötü yaşam tarzı gibi bazı durumlar daha başlangıçta spermlerde yetersizlik yaratarak beklemekle zaman kaybına yol açacağından erken müdahale edilmesini gerektirir. Şayet azoospermi söz konusuysa belki tedavi ile sperm çıkışı sağlanabilir. Azoospermi olmasa bile, belirgin bir varikosel ya da DNA hasarında artış saptanırsa bunların düzeltilmesi doğal yolla gebelik şansını artırabilir. En basitinden, zararlı alışkanlıkların terk edilmesi, farkında olmadan sürdürülen kötü yaşam tarzının değiştirilmesi, sağlıklı beslenme önerileri çiftin çocuk sahibi olması yönünde destek sağlayacaktır.

Netice olarak, günümüz yaşam şartları ve bozuk çevresel faktörler artık üreme sağlığı üzerinde ciddi riskleri de beraberinde getirmiş durumda. Önceki nesillerde gördüğümüz 6 veya 7 çocuklu aile tablolarından gittikçe uzaklaşmaktayız. Bunun farkında olarak baba ya da anne olma hayallerimizin gerçekleşmesini şansa bırakmayıp, daha temkinli davranmak zorunda olduğumuzu unutmayalım.

 

Yazının Devamını Oku

Sperm morfolojisi tüp bebek başarısını etkiler mi?

13 Aralık 2023
Doğal yolla gebelik elde edemeyen çiftlerde son çare olarak tüp bebek önerilir.

Tüp bebek yapılan çiftlerin de yaklaşık yarısında ne yazık ki gebelik görülmemekte. Başarısız tüp bebek denemelerinden sonra sıklıkla sorun sperm şekillerindeki yani morfolojisindeki bozukluklarla ilişkilendirilmekte. Acaba sperm morfolojisi gerçekten de tüp bebek başarısı üzerinde belirleyici bir parametre mi?

Tahlillerde sperm morfolojisinin normal olarak kabul edilmesi için bunun %3’ten fazla olması beklenir. Bunun anlamı, her 100 spermden en az dördünün normal şekilde olması demektir. Yani %4, %5 gibi görece düşük sayılar görseniz de bu değerler gebelik olması için yeterlidir. Netice olarak, tahlil sonucunda spermlerinizin %3 ya da daha fazlasının normal şekilde olduğunu gördüyseniz endişe etmeyin ister doğal yolla ister tüp bebekle olsun, çocuk olması için burada bir sorun yok.

Asıl merak edilen konu, normal şekilli sperm oranının %4’ten daha düşük olduğu erkeklerde tüp bebek başarısının etkilenip etkilenmeyeceğidir. Günümüzde tüp bebek hemen hemen tüm merkezlerde ICSI tekniği ile yapılmakta, yani tek bir sperm seçilerek yumurta içine yerleştirilir. Yakın tarihte 2 binin üzerinde çiftin ICSI ile yapılan tüp bebek sonuçlarının incelendiği bir seri bildirildi. Bu çalışma, sperm morfolojisi %4’ün altında olsa da gebelik ve doğacak çocuğun sağlığı bakımından anlamlı bir risk taşımadığını göstermekte. Dolayısıyla tüp bebeğin başarısız olduğu çiftlerde sorunun tek başına sperm şekli ile ilgili olmadığı anlaşılmakta.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı, spermin baş şeklinin nasıl olduğudur. Çünkü yine çok sayıda tüp bebeğin değerlendirildiği geniş çaplı çalışmalara göre tüm spermlerin baş kısmında şekil bozukluğu varsa, işte asıl bunlarda tüp bebeğin tutma şansı anlamlı derecede düşmekte. Bu şekilde baş anomalili spermlerle tüp bebek yapıldığında sağlıklı bir doğumla sonuçlanma olasılığı yaklaşık 4-5 kat azalmakta. Çünkü baş kısmı asıl spermin genetik sağlığı bakımından önemli bir göstergedir. Şayet genetik yapıda ya da fonksiyonlarda bir kusur varsa, bu kendini başta küçülme ya da aşırı büyüme, düzensiz şekil alma, içinde vakuoller dediğimiz boşlukların oluşması gibi birtakım bozukluklarla gösterir. Oysa embriyonun normal gelişmesi ve anne rahminde tutunabilmesi için babadan gelen genetik malzemenin sağlıklı olması gerekir. İşte bu nedenle baş morfolojisi bozuk spermlerle tüp bebek yapıldığında çocuk olma şansı azalmakta.

Yazının Devamını Oku

Kısırlıktan korunmada omega-3 desteği

17 Kasım 2023
Beslenme düzenimizdeki bozuklukların önemli bir hedefi de üreme sağlığı oldu.

Vücudumuzun sağlıklı gelişimi yeterli ve dengeli biçimde protein, karbonhidrat ve yağ almamızı gerektirir. Bunlar temel yapı taşlarıdır. Her birinin işlevi farklıdır. Her ne kadar aşırı yağ tüketiminin kalp damar hastalıkları başta olmak üzere çok yönden sağlığımızı tehdit edeceği bilinse de son yıllarda omega-3 yağ asitlerinin özellikle üreme sağlığı üzerindeki etkisi daha fazla önem kazandı.

Omega-3 bir çeşit yağ asididir. Vücudumuzda yeteri kadar üretilmez ve dışarıdan alınması gerekir. Günümüz beslenme düzeninde işlenmiş gıdaların yerleşmesi neticesi ne yazık ki yiyip içtiklerimizde artık yeteri kadar omega-3 bulmak mümkün olmamakta. Hayvanların doğal besin kaynaklarını kaybetmeleri ve suni yemlere zorlanması bu eksikliğin başlıca nedeni. Oysa bu kimyasal hücrelerin olgunlaşması ve çalışmasında son derece önemli bir göreve sahiptir.

Omega-3 hücre zarının akışkanlığını sağlayarak dışarıdan besin maddelerinin hücreye girmesine yarar. Aynı zamanda hücreler arasındaki haberleşmeden de sorumludur. Bunun spermler için önemi çok büyüktür. Çünkü spermin yumurtaya girebilmesi için başını çevreleyen ve akrozom olarak bilinen kesenin açılarak içindeki enzimlerin açığa çıkması gerekir. Ancak bu sayede yumurtanın zarlarını eriterek içine girip döllenmeyi sağlayabilir. Akrozom kesesinin yumurtaya yaklaştığını fark etmesi ve bu sırada açılması için kese duvarının yapısında yeteri kadar omega-3 bulunmalıdır. Diğer yandan spermin düzgün şekilde hareket edebilmesi de yine kuyruğunu çevreleyen membrandaki omega-3 sayesinde gerçekleşebilir. Bütün bunların yanı sıra, antioksidan ve iltihap hücrelerini uzaklaştırıcı etkileriyle de sperm kalitesi üzerinde önemli etkiye sahiptir. Sperm DNA hasarları kısırlık nedenleri arasında önde gelen nedenlerden biri olmuştur. Omega-3’ün antioksidan faydaları bu yönüyle de dikkate değer.

Danimarka’da bir üniversite hastanesinde yapılan araştırmada gerek diyetle gerekse takviye ürünler içerisinde yeteri kadar omega-3 alınmasının sperm değerlerinde anlamlı bir düzelme yaptığı ortaya kondu. Özellikle kısırlık nedeniyle tedavi arayışında olan, 30 yaş üzeri ve kilolu erkeklerde omega-3’ün faydasının daha fazla olduğu görülmekte. Bu anlamda Akdeniz diyeti olarak bilinen ve ağırlıkla deniz ürünleri ile bitkisel yağa dayanan beslenme tarzının erkeklerin üreme başarısını artırdığı dikkat çekmekte. Sadece erkek değil, eşinin de benzer beslenme alışkanlığı olması durumunda etkisi artmakta. Sperm kalitesindeki düzelme hiç kuşkusuz gebelik şansını da artıracaktır.

Yazının Devamını Oku

Erkekte aşırı kilo kısırlık yapabilir

6 Ekim 2023
Elbiseleriniz dar gelmeye başlamış ve merdiven çıkmakta zorlanıyorsanız, aşırı kilolarınız yaşam kalitenizi etkilemeye başlamış demektir. Böyle durumlarda ilk akla gelen, şeker hastalığı ya da kalp-damar hastalığınızın bulunma riskidir. Oysa baba olmaya niyetlenen yaş grubundaki erkekler üreme sağlığında bozulma bakımından da endişe etmeli. Gerçekten aşırı kilolar kısırlığa yol açar mı?

Yapılan araştırmaların çoğu, vücuttaki yağ miktarı arttıkça, sperm kalitesinde de anlamlı bir düşüş olacağı yönünde hem fikir. Şayet vücut ağırlığınız belli bir sınırı aşarsa obez sınıfına girmişsiniz demektir. Böyle durumlarda baba olma şansınız daha da azalır. Obez olup olmadığınızı basit bir hesapla anlayabilirsiniz. Şayet kilonuzu boyunuzun metre biriminden karesi’ne böldüğünüzde 30’un üzerindeyse, bu obezite anlamına gelir. Bunun normalde 25’in altında olması gerekir. Aradaki değerleri aşırı kilolu, yani şişman olarak kabul edebiliriz.

Yapılan araştırmalar şişman erkeklerde sperm sayısının %11, obezlerde ise %42 daha düşük olduğunu ortaya koymakta. Hatta şişmanlarda azoospermi riski %39 artarken, obezlerde bu oran %81’e çıkmakta. Benzer şekilde sperm hareketi ve canlılığında da belirgin düşüş görülmekte. Ancak bunun tam tersi durumda, yani aşırı zayıflarda da benzer şekilde sperm kalitesi bozulabilmekte. Kısacası, spermlerinizin sağlıklı kalabilmesi için kilonuzu normal sınırlarda tutmanız şart.

Vücutta biriken aşırı yağ dokusu sperm kalitesini çeşitli mekanizmalarla bozabilir. Bunun başında testosteron hormonunda düşme gelir. Yağ hücreleri testosteronu östrojene çevirerek, kandaki testosteron miktarını azaltır. Oysa testosteron gerek cinsel performans gerekse sperm üretimi için son derece gerekli bir hormondur. Östrojendeki artış ise bunun tam tersine erkeksi fonksiyonları baskılar. Diğer yandan, obez erkeklerde aşırı yağ birikimine bağlı olarak testislerin içinde bulunduğu skrotal kesede ısı artar. Normalde testisler vücut ısısından 3-4 derece daha düşük ortamda sağlıklı çalışır, bunun artması sperm kalitesinde ciddi bozulma yapar. Bunların dışında, yağ hücrelerinden çıkan toksik metabolitler ve seminal sıvıda biriken lökositlerin ortama çıkardıkları zararlı atıklar da spermleri olumsuz etkilemekte. Böyle durumlarda sıklıkla oksidatif streste artış yaratarak spermlerde DNA hasarına yol açtıklarını görmekteyiz. Bütün bunlar sonuçta erkeğin eşini gebe bırakma başarısını azaltıp, gebelik kayıplarında, düşüklerde artışa yol açabilir.

Obezite sadece spermler üzerinden değil, yaşam kalitesinde neden olduğu bozulma ile de üreme sağlığını etkiler. Buna eşlik eden kronik hastalıklar, ruhsal değişiklikler, eşler arasında yarattığı uyumsuzluk dolaylı yollardan çiftin çocuk sahibi olma şansını azaltabilir.

Ancak endişe etmeyin. Aşırı kilolardan kurtulmanız durumunda eski sağlığınıza kavuşma şansınız var. Bir araştırmaya göre düşük kalorili bir diyetle sekiz haftada ortalama 16 kilo veren erkeklerde sperm sayısının %40 arttığı ortaya kondu. İdeal kilo korunabildiği sürece bu düzelme de devam etmekteydi. Tabii burada sadece kilo vermek değil, sağlıklı beslenmek de önemli bir etken olma durumunda.

Netice olarak, erkeklerde aşırı kilo üreme sağlığını olumsuz etkileyerek bir kısırlık nedeni olabilir. Obezite sınırına gelinmişse bu risk daha da artmakta. Bunun önüne geçmek için zamanında önlem alarak hiç kuşkusuz baba olma şansınızı koruyabilirsiniz. Genç erkeklerin beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri, bu anlamda ileriye yönelik endişelerden kurtaracaktır. Şayet hali hazırda kilo probleminiz varsa, hiç vakit kaybetmeden bir diyetisyen eşliğinde çalışmalara başlamanızda büyük yarar var.

 

Yazının Devamını Oku

Diyabet hastalığı baba adayları için risk oluşturabilir

14 Ağustos 2023
Bir çocuğun dünyaya gelmesinde spermin yükü çok fazladır.

Bir çocuğun dünyaya gelmesinde spermin yükü çok fazladır. Öncelikle yumurtaya taşıdığı genetik malzemesinin hazırlanması için testiste 74 gün boyunca yoğun bir metabolik faaliyet sürdürür. Testisi terk ettikten sonra ise yumurtaya ulaşmak için en az 5 metrelik bir yolu kat etmesi gerekir. Bunu da ancak güçlü kuyruk hareketiyle başarabilir. Hedefine ulaştığında ise yumurtanın etrafındaki zarları delebilmek için başında taşıdığı akrozom kesesini açarak içindeki enzimleri boşaltmalıdır. Bütün bunlar enerji harcamasını gerektirir. Spermin enerji kaynağı başta glukoz olmak üzere besinlerle aldığımız şekerlerdir. Diyabet hastalarında insülin yetersizliğinden dolayı hücreler şekerden faydalanamaz. Bir yandan şekerden mahrum kalmak, diğer yandan da bozulmuş metabolizmadan dolayı ortamda biriken artık ürünler spermi işlev göremez hale getirerek kısırlığa neden olur. Diyabeti olan erkekler bu bakımdan ciddi bir risk altındadır.

Sperm enerjisini, mitokondri adlı organelinde şekeri yakarak sağlar. Mitokondri bir bakıma spermin aküsü gibi çalışır. Ürettiği ATP molekülleri spermin olgunlaşmasında, kuyruğun hareket ettirilmesinde diğer yandan da yumurtanın zarlarının geçilmesinde kullanılır. İnsülin ise şekerin mitokondriye girmesi için gerekir. Diyabette insülin yetersizliği vardır ve dolayısıyla şekeri alamayan mitokondri enerji üretemez. Buda tahlillerde sperm hareketinde azalma ile kendini gösterir. Döllenmedeki aksaklık da doğal yolla gebe kalma şansını azaltır.

Diyabetin bir diğer etkisi ise sperm DNA hasarlarında artış yapmasıdır. İnsülin metabolizmasındaki bozukluk, spermlerin içinde yüzdüğü sıvıda toksik metabolitlerin artımı neticesi oksidatif strese yol açar ki bu da DNA hasarlarının önemli bir nedenidir. Tüp bebek başarısızlıklarında sperm DNA hasarları önemli rol oynar. Embriyo kalitesinde bozulma ve tekrarlayan gebelik kayıpları ile DNA hasarlarındaki artış arasından da anlamlı ilişki gösterilmiştir.

Şeker hastalığı damar ve sinirlerde yarattığı tahribatla kalp ve böbrekler başta olmak üzere ciddi sağlık problemleri yaratabilir. Benzer şekilde testis sağlığını da olumsuz etkiler. Sperm üretimi için gereken FSH hormonu ile testislerden testosteron üretimi azalır. Obezite de eşlik ediyorsa hormonal dengede bozulma daha da artar. Şeker hastalarında görülen cinsel fonksiyonlardaki azalmanın önemli bir nedeni testosteron düşüklüğü ile ilişkilendirilir. Yine genital sinirlerdeki zayıflamaya bağlı olarak cinsel ilişki sırasında atılan meni miktarı azalır. Bütün bunlar, erkeğin çocuk yapma başarısında azalmayı da beraberinde getirir.

Bilimsel araştırmalar, diyabetli annelerin hamilelikleri sırasında çocuğun testislerinde gelişim bozukluklarının ortaya çıkabileceğini göstermekte. Epigenetik değişiklikler olarak adlandırılan bu olaylar, ileride çocukta da diyabet hastalığına ve hatta kalıtsal sperm bozukluklarına yol açabilir.

Netice olarak, şeker hastalığı vücudun diğer sistemlerinin yanı sıra üreme sistemi için de önemli bir risktir. Erken tanı konup zamanında müdahale edilirse olası problemlerin önüne geçilmesi de mümkün olabilir. Özellikle anne adaylarının bu bakımdan dikkatli olmaları, buna yönelik önlemler almaları önerilir.

 

Yazının Devamını Oku

Cepteki mobil telefonlar spermler için tehlike saçıyor

20 Temmuz 2023
Cep telefonları artık sadece yaşantımızın değil, vücudumuzun da adeta bir parçası haline geldi.

Özellikle genç nüfusta başlıca iletişim aracı olarak kullanılmakta. Bilimsel araştırmalar telefon kullanımındaki artışın insan sağlığı için ciddi bir tehdit potansiyeli oluşturduğu yönünde uyarmakta. Bunların başında da üreme sağlığında bozulma gelmekte.

Cep telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgalar kolaylıkla vücudumuzdaki dokulara nüfuz edebilmekte. Bu nedenle de belli bir frekansın üzerinde üretilmelerine izin verilmez. Yine de telefon kullanıcılarında baş ağrısı, tansiyon yüksekliği, uyku bozuklukları gibi şikayetlerde artış dikkat çekmekte. Hatta menenjioma, glioma gibi beyin hastalıklarıyla bağlantısı üzerinde de durulmakta. Elektromanyetik dalgaların yarattığı bir diğer sorun da testisler üzerindeki zararlı etkileri. 1492 erkeğin sorgulandığı bir araştırmanın sonuçları, özellikle telefonun pantolon cebinde taşınması durumunda spermlerin canlılığı ve hareketinde %8 oranında azalma olduğunu göstermekte.

Evlilik çağında çiftlerin yaklaşık beşte biri kısırlık nedeniyle tedavi arayışına girer. Bunların yarıya yakınında ise sorun erkekten kaynaklanmakta. Ne yazık ki bunların da çoğunda sorunun kaynağını teşhis edemiyoruz. Kısırlık sorunu son 10 yılda anlamlı bir artış göstermiş durumda. Buna paralel olarak yaygınlaşan bilgisayar, cep telefonu, internet, baz istasyonları gibi kaynaklardan çıkan elektromanyetik dalgalar üreme kapasitesindeki düşmede önemli bir etken olabilir.

Testise yakın taşınan telefonların tehlikesi hem testislerde ısı artımı yapmaları hem de spermlerde DNA hasarı oluşturmalarıdır. Testisler skrotum kesesi içinde normal vücut ısısından 3-4 derece daha soğuk ortamda çalışır. Oysa telefondan yayılan elektromanyetik dalgalar testisleri ısıtarak sperm üretimini bozar. Bu sırada testislerde testosteron yapımı da azalır. Telefonun 6 dakika çalışması durumunda cilt üzerindeki ısıyı 2-3 derece artırdığı gösterilmiştir. Elektromanyetik dalgalar aynı zamanda spermlerin içinde yüzdüğü seminal sıvıda zararlı metabolitleri de artırarak neticede genetik malzemelerinde hasarlanmaya yol açmakta. DNA hasarındaki artışın spermlerin yumurtayı dölleme kapasitesini azalttığı, hatta düşüklere neden olduğu bilinmekte. Bütün bunlar üst üste eklenince erkeğin eşini gebe bırakma şansı da azalacaktır.

Bir araştırmaya göre erkek popülasyonunun yarısının telefonlarını pantolon ön cebinde taşıdıkları gösterilmiştir. Araştırıcılar bunlarda sperm sayısının %10, morfolojisinin ise %15 normalden daha düşük olduğunu bildirmekte. Şayet telefon kullanım süresi günde 1 saati geçiyorsa, spermlerdeki sorun da 2 kat artmaktaydı. Konuşma sırasında telefon şarjda tutuluyorsa sonuçlar daha da düşük bulundu. Hiç kuşkusuz buradaki bozulmayı sadece telefonla izah edemeyiz; dizüstü bilgisayarları, yaş, sigara alışkanlığı, obezite, çalışma ortamı gibi yaşam kalitesini etkileyen daha başka faktörler de eşlik ediyor olabilir. Ama her ne olursa olsun, elektromanyetik dalgalara maruz kalınması sperm sağlığı üzerinde ciddi bir tehdit olmayı sürdürmekte.

Netice olarak, sperm sağlığını korumak için cep telefonlarının kullanım süresini kısa tutmaya, pantolon cebinde taşımamaya, kulaklık gibi modern teknolojilerden faydalanarak telefonu testisten uzakta muhafaza etmeye özen göstermeli. Ama hepsinden önemlisi sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme alışkanlığı edinmenizdir.

Yazının Devamını Oku

Spor yapan baba adayları için uyarılar

22 Haziran 2023
Hareket, vücut sağlığı için önemli bir ihtiyaçtır. Düzenli fiziksel aktivitelerin kas ve kemiklerin güçlenmesi, kalp sağlığını desteklemesi, fazla kilolarda kurtulmak gibi çok sayıda faydası bilinmekte.

Daha enerjik ve kaliteli bir yaşam insan ömrünü de uzatır. Ancak her konuda olduğu gibi, fiziksel aktivitelerin de aşırı ve kontrolsüz yapılması ciddi sorunlara yol açabilir. Üreme sağlığı da bunlardan biridir.

Bilimsel çok sayıdaki veri, sportif faaliyetlerde üreme fonksiyonlarını tehlikeye sokacak belli bir sınırın bulunduğunu ortaya koymuştur. Örneğin uzun mesafe koşucuları ve bisiklet sürücülerinde spor için harcanan süre ve efor arttıkça, sperm kalitesinde de bozulma başlamakta. Koşu bantlarıyla yapılan çalışmalarda yoğun fiziksel aktivitenin bir yıl devam etmesi durumunda sperm sayı ve hareketinde düşme yaptığı gösterilmiş. Her ne kadar kesin bir veri bulunmasa da sportif faaliyetlerin şiddeti ve süresi arttıkça testislerin çalışmasının gittikçe zayıfladığı söylenebilir.

Ağır sportif faaliyetler kanda kortizol ve katekolaminlerde artışa yol açmakta. Bunlar, vücudun stres durumlarına verdiği normal bir yanıttır. Neticede kaslara daha fazla oksijen ve enerji sağlamak için metabolizma hızlanır, nabız ve tansiyon yükselir. Aynı zamanda bu maddelerdeki artış beyinden salgılanan FSH ve LH hormonlarının salgılanma ritmini bozar, üretimini azaltır. Oysa FSH ve LH, testislerde sağlıklı bir sperm üretimi için temel ihtiyaçtır. Eksikliklerinde hücreler beslenemez, kanda testosteron düşer. Bu da spermin sayısını, hareketini ve şeklini olumsuz yönde etkileyerek, tahlillerde düşme yapar. Yanı sıra interlökinler ya da sitokinler olarak bilinen başka faktörlerin de ortamda artması testislerin çalışmasında düzensizlik yaratabilecektir.

Aşırı fiziksel aktivitelerin spermlerin içinde yüzdüğü sıvıda serbest oksijen düzeyini yükselterek oksidatif strese yol açması da bir başka tehlike olarak karşımıza çıkmakta. Oksidatif stres spermlerde DNA hasarı yaparak yumurtayı döllemesi ve embriyo gelişimini bozabilir, tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilir.

Yine spor sırasında artan vücut ısısının testislerin çalışmasını bozucu etkisi olabilir. Testisler normalde vücut ısısından ancak 3-4 derece düşük ortamda kalırsa sperm üretimini normal sürdürebilir. Beden hareketleri ile testisler ısındıkça, sperm kalitesi de bozulur. Eğilerek yerden ağırlık kaldırmaya dayanan aktiviteler, ıkınma sırasında karın içi basıncını artırarak mevcut bir varikoselin şiddetini artırabilir.

Spor sırasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise testisler üzerine olabilecek küçük travmalardır. Bu şekilde testis dokusunda hasarlanma ve kalsifikasyonlar gelişebilir. Özellikle bisiklet kullananlarda buna daha fazla rastlıyoruz.

Netice olarak, hafif ve düzenli beden egzersizleri hem genel vücut sağlığı için hem de psikolojik olarak kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayarak kaliteli yaşama katkıda bulunur. Ancak kontrolsüz yapılan uzun süreli ve ağır sportif faaliyetlerin değişik mekanizmalarla testislerin çalışmasını olumsuz yönde etkileyerek spermin kalitesini bozabileceği, bunun da erkeğin eşini gebe bırakma şansını azaltabileceğini akılda tutmalı. Fiziksel aktiviteye başlarken testisleri koruyucu önlemlerin alınması, çalışma süresinin ve şiddetinin zarar vermeyecek düzeyde tutulması, testiste sperm üretimini bozabilecek altta yatan nedenlerin önceden araştırılması, vitamin, mineral ve beslenme düzeninin buna göre ayarlanması, daha da ideali bir spor hekimine danışılması bahsettiğimiz olumsuzlukların önüne geçilmesi için dikkat edilmesi gereken önemli hususlardır.

 

Yazının Devamını Oku