Ayşe Arman

İyilik zamanı ilik zamanı

27 Eylül 2019
DUYDUK duymadık demeyin! Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi GOP Hastanesi’nde “Şimdi iyilik zamanı, şimdi ilik zamanı!” sloganıyla bir kampanya düzenlendi. Katılımcılar üç tüp kan verdi ve Türkök havuzuna katkıda bulundu. Beni de davet ettiler, yaptıkları işe o kadar saygı duyuyorum ki hemen atladım geldim İngiltere’den, kan verdim ve bağışçı adayı oldum.

Lütfen siz de Kızılay Türkök’e gelin, üç tüp kan vererek yaşama tutunmayı bekleyen binlerce insana umut olun. Bununla da kalmayıp eğer bir hastayla doku grubunuz eşleşiyorsa, bağışçı olmaktan vazgeçmeyin. Hele ki nakil tarihine yakın zamanlarda hiç geri dönmeyin! Çünkü burada sadece insanların umutlarını söndürmekle kalmıyorsunuz, onların yaşamını da tehlikeye atmış oluyorsunuz! Konuyu Prof. Dr. Barış Malbora’yla enine boyuna konuştuk...

- Hocam, nedir sorun?

Sorunun kaynağı yaşamı tehdit eden hastalıklar. Yeryüzünde öyle hastalıklar var ki günümüz bilgi ve teknolojisinde tek çözüm, maalesef kök hücre nakli...

- Nedir o hastalıklar?

Lösemi ve kan/kemik iliği kanserleri. Tabii diğer organ kanserleri, doğumsal metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve Akdeniz anemisi gibi doğumsal kansızlıklar. Bunların da günümüzdeki tek kesin çözümü kemik iliği nakli...

- Peki ‘kök hücre nakli’yle ‘kemik iliği nakli’ aynı şey mi?

Şöyle ki, “kemik iliği nakli” bir kök hücre nakli. Ama kök hücre naklinin tek kaynağı kemik iliği değil. Kök hücre kaynağı olarak, sıklıkla kemik iliği kullanıldığı için “kök hücre nakli” ile “kemik iliği nakli” eşanlamlı gibi kullanılıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı Greta’lar kurtaracak!

26 Eylül 2019
GRETA Thunberg!

Henüz 16 yaşında.

Biliyorsunuz, dünya çapında bir iklim aktivisti.

Politikacıların korkuyu rüyası.

Birkaç gün önce New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinde muazzam bir konuşma yaptı.

Dinlerken gözlerim doldu, tüylerim diken diken oldu.

SADECE PARA VE EKONOMİK BÜYÜMEDEN SÖZ EDİYORSUNUZ. BU NE CÜRET!

Liderlere şu sözlerle seslendi: “

Yazının Devamını Oku

Gülben 39. anaokulunu bugün açıyor... Sadece çocuklara değil annelere de hizmet veriyor

25 Eylül 2019
BUGÜN Diyarbakır Bismil, Aralık köyünde Gülben Ergen 39. anaokulunu açıyor. Bunu değerli buluyorum. Ve onu kutluyorum. 

Biliyorsunuz, 9 yıldır ‘Çocuklar Gülsün Diye Derneği’yle Türkiye’nin her yerinde anaokulları açtı. Evet, her kafadan bir ses çıktı, çıkıyor. İnsan Gülben kadar meşhur olunca seveni de oluyor, sevmeyeni de. Ama en kolayı hiç açmaması. Öyle değil mi? Hiç böyle gayretlere girmemesi... Ama o giriyor, oturduğu yerde oturmuyor, ününü faydalı şeylere kullanıyor...

Seni tebrik ediyorum Gülben. Türkiye’nin eğitim hayatına bir güzellik daha kattın...

Teşekkür ederim. Ne kadar heyecanlıyım anlatamam. Her açtığımız anaokulunda, o ilk anaokulunu açtığımızdaki heyecanı, coşkuyu hissediyorum. İnanır mısın, hiç azalmıyor...

- Bu kaçıncı anaokulu?

39.’su oluyor. Kendi çocuklarımın ötesinde, ülkemin çocukları da benim için çok değerli. Okulöncesi eğitimin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu anlatmaya çalışıyorum dilim döndüğünce, elimden geldiğince... 9 yılda 39 tane anaokulu oldu. İstikrar ve süreklilik benim için önemli. Arı gibi çalışıyoruz bunun için. Yaptığımız şeyin sürdürülebilir olması için uğraşıyoruz.

- Çocuklar Gülsün Diye Derneği nerden nereye geldi...

Evet. Bununla da gurur duyduğumu gizlemeyeceğim. Küçük gören, “Üç-dört ay yapar, biter!” diyen, alay eden, zarar vermek için elinden geleni yapan her şeye ve herkese rağmen derneğimiz dimdik ayakta. Ve biz 39. anaokulumuzu açıyoruz.

BEN BİR KEZ BİLE DERNEK YARARINA BAĞIŞ TOPLAMAK İÇİN ŞIK OTELLERDE KERMESLER YAPMADIM!

Yazının Devamını Oku

Cennet gülüşlü kız gitti

24 Eylül 2019
İnanmakta hâlâ zorluk çekiyorum ama gitti.

Beyaz atına bindi ve gitti.

“Sil ağzının kenarını, yine gülüşünden cennet akıyor” demiş ya şair... Kastettiği Nesli olmalı, Neslican Tay...

Ben onun gibi güzel gülüşü olan hiç kimseyi tanımadım hayatımda. İçinde bir güneş vardı sanki. Yüzü içeriden aydınlıktı...

Ve o gülüşü, ah o gülüşü...

Bir kere görenin unutmasına imkân yoktu.

Çok özel biriydi. Uzaydan gelmiş gibiydi. Başka bir dünyaya ait gibiydi. Eniştem Kazım Apa sayesinde tanıdım onu. “Instagram’dan mutlaka takip et!” demişti. Dediğini yaptım ve hayran oldum bu 19 yaşındaki genç kadına. Gülüşüne, enerjisine, paylaşımlarına, gücüne, dirayetine, cesaretine...

Aradım, İstanbul’a geldi.

Yazının Devamını Oku

Profesör Levent Kurnaz’dan felaket senaryosu değil, gerçek… İklim değişikliği böyle devam ederse Eminönü, Karaköy, Beykoz sular altında kalacak!

22 Eylül 2019
Aslında büyük bir felaket yaklaşıyor. Ama duyarsızlık son haddinde! Ne devletler ne bireyler ciddiye alıyor. Her şey, ‘Yarından Sonra’ film senaryosu gibi algılanıyor. Fantastik bir buzul çağı yine! Nasıl olsa bizi vurmaz, bize dokunmaz! Ama çocuklarımız son derece ciddiye alıyor. Hatta bu konuda grev yapıyor, okula gitmeyi reddediyorlar. “Geleceğimiz yoksa, okul niye” diye sorguluyorlar. Gidişat durdurulamazsa, gerçekten de bir ‘gelecek’ olmayacak. Bu röportajda Profesör Levent Kurnaz’a ‘iklim değişikliği’ hakkında merak ettiğim her şeyi sordum…

* Kitabınıza, ‘Son Buzul Erimeden’ demişsiniz. Bayıldım adına… Ve korktum da aynı anda… Birkaç sene önce de Greenpeace için Kuzey Kutbu’na gidip buzulların eriyişine yerinde tanık olmuştum. Pek çok sorum var size. Hazırsanız başlayalım hocam…

- Başlayalım bakalım…

* Buzullar neden eriyor?

- Güneşten dünyaya sabit bir miktar enerji geliyor. Bu enerjinin dünya yüzeyinden tekrar uzaya yayılması gerekiyor. Ama başta karbondioksit olmak üzere ‘sera gazları’ dediğimiz gazlar bu enerjinin uzaya yayılmasını engelleyerek dünyanın ısınmasına yol açıyor. Bundan dolayı da buzullar eriyor!

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır annesi Saliha Edizer: 14 yaşındaydı oğlum... El kadar çocuk! Karnesini almasına bir hafta kala ortadan kayboldu

20 Eylül 2019
Bugün Diyarbakır annelerinden Saliha Edizer huzurlarınızda.

Ben sadece, üçünün hikâyesini paylaşabildim ama orada daha 35 anne var. İstanbul’da 5 yıl önce HDP Kağıthane binasına gittikten sonra, dağa kaçırıldığı ileri sürülen Yakup Edizer’in annesi Saliha Edizer, 9 Eylül günü, Diyarbakır’daki eylemde yerini aldı. Hâlâ orada. Çok acı hikâyeler, elbette ki çok boyutu var ama ben size, evlatlarına kavuşmak isteyen annelerin çok acılı olduğunu söyleyebilirim. Bütün görüştüğüm anneler hüngür hüngür ağlıyordu. Bu ıstırabın bir gün bitmesi dileğiyle...

- Siz de Yakup Edizer’in annesisiniz, sizin de evladınıza kavuşmanızı dilerim...

İnşallah, bütün umudumuz o...

- Bütün anneler çocuklarına kavuşmak isteyen anneleri anlıyor ve acısını paylaşıyor...

Sağ olun var olun (ağlıyor). Başına gelmeyen anlamaz, yok böyle bir acı... Henüz 14 yaşındaydı... 14 nedir ki, el kadar çocuk... Yakup, lise 2. sınıf öğrencisiydi. Karnesini almasına bir hafta kala çocuk ortadan kayboldu.

- Bu acı olay ne zaman, nasıl başınıza geldi?

9 Haziran 2015’te. HDP bürosuna gidip geliyordu, seçim zamanı yardımda bulunuyordu, broşürlerini mi ne dağıtmış... Sonra gidiş o gidiş, kayboldu, bir daha haber alamadık, dağa gönderdiler çocuğumu... Etrafımızdakilerden biri etkiledi Yakup’u...

Yazının Devamını Oku

Bunlar anne-baba kuzusu... Yavrularımızı bıraksınlar bir an önce kavuşalım!

19 Eylül 2019
Bugün de Diyarbakır Anneleri’ni yazmaya devam ediyorum. İkinci annenin adı Sadiye Özbey. Sorularımı yanıtlarken ağlıyordu. Malatyalı Sadiye Özbey, 17 Eylül 2015’te, Rize’den kendisini ziyarete gelirken Tunceli’nin Pülümür ilçesinde yol kesen PKK’lı teröristler tarafından aracı yakılıp kaçırılan oğlu astsubay Semih için 5 Eylül’de oturma eylemine katıldı. Eyleme hâlâ devam. Bir ümit, oğluna kavuşmayı bekliyor...

Sadiye Hanım... Sizin de evladınıza bir an evvel kavuşmanızı dilerim...

Teşekkür ederim. İnşallah... Hepimiz bekliyoruz.

Kaç gündür oradasınız?

Bugün 17. günümüz.

Bu acı olay ne zaman başınıza geldi? Ne zamandır çocuğunuz yok?

17 Eylül 2015 tarihinden beri yok. Benim evladım, Semih’im, astsubaydı. Bana sürpriz yapmak için bayram izninde eve gelecekti. Rize’de görevdeydi. Tunceli Pülümür yolunda, kendi aracıyla gelirken önünü kesip araçtan çıkarıyorlar. Aracı orada yakıp oğlumu da dağa götürüyorlar. O günden beri haber alamıyoruz. (Ağlıyor...)

Peki olayı siz nasıl öğrendiniz?

Yazının Devamını Oku

Kalbimizin orta yerinde yangın var!

18 Eylül 2019
Diyarbakır Anneleri... Onların yüreği yangın yeri. Günlerdir yazılıp çiziliyor. Yaşadıkları acıya ortak olmamak mümkün değil. Oğlunu kaybeden ve ondan haber alamayan, hayatta olup olmadığını bilemeyen bir annenin neler hissedebileceğini bütün anneler bilir. Hacire Anne, biliyorsunuz, eylemi başlatan anneydi. O, oğluna kavuşunca, diğer Diyarbakır Anneleri’nde bir umut, “Bizim oğlumuz da acaba?..”Cevabını bilmek mümkün değil, eylem sürüyor. Bugün 16. gün. Ben kasımdan beri on yedi yaşındaki oğlundan haber alamayan Ayşegül Biçer’le konuştum...

Öncelikle evladınıza, Muhammed Mustafanıza, Hacire Anne gibi bir an evvel kavuşmanızı dilerim... Bütün anneler, çocuklarına kavuşmak isteyen anneleri anlıyor ve acılarını paylaşıyor...

Çok teşekkür ederim. İnşallah kavuşuruz, bütün ümidimiz o...

Kaç gündür eylemdesiniz...

Bugün 16. gün.

Bu acı olay, ne zaman başınıza geldi? Ne zamandır çocuğunuz yok?

17 Kasım 2018’den beri oğlum kayıp. 10 aydır hasretim ona...

Nasıl bir çocuktu Muhammed Mustafa?

Yazının Devamını Oku