Türkiye’nin ilk kuir festivali başlıyor

Güncelleme Tarihi:

Türkiye’nin ilk kuir festivali başlıyor
Oluşturulma Tarihi: Kasım 11, 2011 00:00

Türkiye’nin ilk kuir festivali Pembe Hayat KuirFest 17 Kasım’da Ankara’da başlıyor. Gösterimlerin Büyülü Fener Sineması’nda gerçekleşeceği festivalde 15 ülkeden 50’ye yakın film, Ankaralı sinemaseverlerin karşısına ilk kez çıkacak.

ANKARA’nın ilk trans örgütlenmesi olan Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği KuirFest, farklı cinsel kimliklere sahip olmanın bu heteroseksist dünyada nelere karşılık geldiğini sorgulayan filmlerden oluşan programıyla Ankara’da seyircinin karşısına çıkıyor.

17-24 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleşecek Pembe Hayat KuirFest, cinsel kimlik ayrımcılığına ve şiddete dikkat çekerken Türkiye’de kuir teorinin ve sanatın konuşulmasına, tartışılmasına olanak yaratmayı amaçlıyor.

Kuir ne ola ki?

Türkçeye “tuhaf, garip, ucube” gibi kelimelerle çevrilebilecek, bir yandan özellikle erkek eşcinsellere hakaret etmenin en meşhur ifadesi “ibne”de karşılık bulan kuir, 80’lerde eşcinselleri aşağılamak için kullanılan bir kavram. 90’larda feminist ve eşcinsel hareketle birlikte eşcinsel, biseksüel, trans, interseksüel, sado-mazo gibi farklı cinsel kimlik ve yönelimlerden kişi ve grupların sahiplendiği bu kavram, günümüzde politik bir kimliği tarif ediyor.
Kuir’i kabaca açıklamak gerekirse, kuir teorinin meselesi, ne olduğu değil, neye karşı olduğuyla ilgilidir. Doğduğumuz günden itibaren cinsiyetimizle ilgili her türlü koda, öğretilenlere, bildiklerimize karşı çıkar. İçine doğduğumuz heteroseksist düzene ve heteronormatif ideolojiye, toplumun “normal” saydığı her şeye saldırır. Cinsiyetler ve yönelimler arasındaki geçişliliğe inanır; aşk ve arzu dediğimiz şeylerin, öğretilenlerle değil kişinin istediği gibi yaşanmasını savunur.
Kuir ayrıca, heteroseksüeller kadar, heteronormatif ideolojiye ayak uydurmuş eşcinsellere ve translara da karşı çıkar, onları yok etmeye çalışan sisteme hizmet edişlerini eleştirir.

Kuir yalnızca cinsellikle ilgili de değildir: Politikadan ekonomiye, sanattan hukuka heteroseksist sistemin ve ideolojinin içine yerleştiği pek çok alanda, zevk alma ve vermeyi engelleyen her türlü düşünce, kişi ve kurumla mücadele eder.

Karşı olmak için

Pembe Hayat KuirFest de işte bu mücadelenin bir parçası olmak için yola çıkıyor. Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında sırf eşcinsel olduğu için dövülen, trans olduğu için öldürülen, başka bir cinse atfedilmiş kıyafetleri giymek istediği için ucube bulunan insanların hayatlarının medya tarafından sıradanlaştırılmasına, heteroseksüelliğin dışındaki tüm yönelim ve arzuların hala hastalık olarak görülmesine, sosyal ve ekonomik haklardan yararlanabilmek için heteroseksüelliğin dayatılmasına, oğlan çocuklara mavi, kız çocuklara pembe giydirilmesine, yeterince erkek, yeterince kadın bulunmadığımız ahlak anlayışına karşı bir festivalimiz var artık!

KuirFest seyircisi sensin

Bütün bu cümlelerin ardından belirtmeye gerek var mı bilmiyorum ama yine de söyleyeyim: KuirFest izleyicisi olmak için illa ki farklı cinsel kimliklere sahip olmanız gerekmiyor. Tam aksine cinsiyetlerden arınmaya hevesli ve istekli olmanız yeterli. Sırf erkek ve kadın olduğunuz için size yüklenen kodlardan, rollerden bıktıysanız; ne giyeceğinize, kimle sevişeceğinize karışan kurallar size basıyorsa siz gerçek bir KuirFest seyircisisiniz demektir.
Festival ilk yılında yerinde bir seçim yaparak küçük bir programla çıkıyor karşımıza. Yine de filmler o kadar doğru ve özenle seçilmiş ki aralarından seçim yapabilmek zor görünüyor. Gelecek hafta daha ayrıntılı bir liste hazırlayıncaya kadar beş filmlik ‘kaçırılmaması gerekenler’ listem aşağıda?
Zenne: Festival’in açılış filmi de olana Zenne imkânsız görünen bir dostluk hikâyesini anlatıyor. Antalya’da seyircilerin dakikalarca alkışladığı film Ankara galasını KuirFest’te yapacak.
Nar: Antalya’nın çok konuşulan diğer filmi? Ümit Ünal’ın “Sınıfsal değil kişisel bir mücadeleyi anlatıyor” dediği ve Türkiye sinemasının en gerçekçi lezbiyen karakterlerinden ikisine hayat veren Nar, bu yılın en iyi filmlerinden biri olmaya aday. Bir Aşk Şarkısı: Fransız edebiyatının önde gelen roman ve oyun yazarlarından Jean Genet’nin ilk ve tek filmi. Kuir Sinema’nın ilk önemli örneklerinden biri sayılan film, Amerika’da 70’lerin sonuna dek yasaklanmış, İngiliz Film Enstitüsü de yıllar sonra ancak sansürleyerek filmin gösterimine izni vermişti.
Zehir: Genet’nin eserlerinden ve özellikle Bir Aşk Şarkısı’ndan esinlenerek çekildi. Velvet Godmine, Cennetten Çok Uzakta, Beni Orada Arama filmlerinden tanıdığımız bağımsız yönetmen Todd Haynes’ın da ilk kurmaca uzun filmi.
80 Gün İçin: Geçen yılın ödül avcısı filmlerinden? San Sebastian’dan Hamburg, Amsterdam ve Torino’ya, pek çok festivalden ödül toplayan film, gençliklerinde çok yakın arkadaş olan Axun ve Maite’nin ilk öpücüklerinden 50 yıl sonra karşılaşmalarını anlatan etkileyici bir dram. Festivalle ilgili ayrıntılı bilgi için: festival.pembehayat.org

Sonbahar’dan sonra

Gelecek Uzun Sürer
Yönetmen: Özcan Alper
2011/Türkiye/108’


İlk filmiyle büyük başarı elde eden yönetmenlerin işi gerçekten de çok zor. Bütün gözler üstünde çalışmak, senden daha iyisini bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmamak, eleştirmenlerin tatmin olup olmayacaklarını düşünmek ikinci filmi çekmeden sinemayı bırakmak için yeterli nedenler sayılabilir. Özcan Alper’in sinemamızın en iyi filmlerinden biri olan Sonbahar’la düştüğü durum da buydu. Bir sonraki filmi merakla bekleniyor, Sonbahar’dan daha iyisini çekip çekemeyeceği konuşuluyordu. İlk gösterimini Adana Film Festivali’nde yapan Gelecek Uzun Sürer, soruları olup da yanıt bulmak isteyenler için bu hafta sinemalarda.
Film, İstanbul’da bir üniversitede müzik araştırmaları yapan Sumru adlı genç bir kadının ağıt derlemeleriyle ilgili yaptığı tez çalışması için birkaç aylığına güneydoğuya yolculuğa çıkmasını anlatıyor. Sumru bu yolculuğu sırasında bölgedeki insanların hikayeleriyle karşılaşırken, bir yandan da yüzleşmekten kaçtığı aşk hikayesini de beraberinde taşıyor.
Gelecek Uzun Sürer’in ikinci bir Sonbahar ya da ondan daha iyisini bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacağı kesin. Çünkü ne onun kadar inandırıcı hikaye ve karakterler, ne de orada gördüğümüz bir yönetmenlik izliyoruz. Mesela film boyunca Sumru adlı karaktere inanmadığımız gibi başına gelenlere de, sır gibi sakladığı hikayesine de anlam veremiyoruz. Sıkı bir gardroptan seçilmiş kıyafetler, “özgür kız” havaları, oradaki savaşla, kentlerle, yollarla, insanlarla kurduğu romantik ilişki Sumru’yu bir masaldan kaçmış kız çocuğuna dönüştürüyor. Paris sokaklarında gezerken görsek bile bir nebze olsun inanabilirdik ama Sumru Diyarbakır’da olmamış. Karakterin karikatüre dönüşmesinde oyuncusu Gaye Gürsel’in de katkısı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Gürsel de prenses olduğunun farkında sanki ve rolünü gerçek kılmak, derinlik katmak için özel bir çaba göstermiyor. Filmde Sumru kadar karşısına çıkan korsan DVD’ci Ahmet ve kilise bekçisi Antrik de zayıf senaryodan paylarına düşeni almışlar. Sırf yüzüyle bile etkileyici olabilen Durukan Ordu, ergen kalmış bir erkeğe ait kitap cümleleri söylemekten öteye geçemiyor ne yazık ki. Antrik karakteri ise Sumru’nun romantikliğiyle yarattığı bir sanrı gibi, gerçekte var mı yok mu anlamıyoruz bile. o da bu bir masalın parçası sanki.
Kısacası, Gelecek Uzun Sürer’in Sonbahar’ı çekmiş bir yönetmenin filmi olduğuna inanabilmek çok güç. Yine de filmi mutlaka görün. Çünkü asıl şimdi, Özcan Alper’in bir sonraki filmini merak edeceksiniz.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!