GeriSeyahat Sagalassos efsanesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Sagalassos efsanesi

Sagalassos efsanesi

İki bin yıl önce Psidya’nın en zengin, en güzel şehriydi. Romalılar öylesine iyi yapılandırmıştı ki ne Büyük İskender’in orduları ne de depremler yok edebildi. Konumu sayesinde yağmadan da korundu. Ağlasun’daki antik şehir, nadide çeşmesi, tapınağıyla meraklı gezginleri bekliyor.

Türkiye’de yüzlerce arkeolojik alan var ve çoğuna hak ettiğinden daha az ziyaretçi gidiyor. Sagalassos da bunlardan biri. Antalya ve Eğirdir’den kolaylıkla ulaşılabilir bir noktada bulunuyor ama çoğu gezgin göl kenarındaki bu güzel kente uğramadan başka bir yere geçiyor.
Zahmet edip gidenler için gerçek bir keşif Sagalassos. Toros Dağları silsilesinde bulunan Akdağı’nın sarp yamaçlarında kurulan antik kent muhteşem yerleşimi için bile ziyaret edilmeye değer. Büyük İskender MÖ 333’te şehri talan etmiş. Yine de Helen uygarlığına dayanan yerleşimle ilgili pek çok iz bulacaksınız. Göreceklerinizin çoğu tarihe eserler bırakmaya meraklı bir kavmin, yani Romalıların elinden çıkmış.
Burdur’un Ağlasun ilçesindeki Sagalassos günümüze en iyi şekilde korunarak ulaşan antik yerleşimlerden. 1200 kilometrekarelik alana yayılmış. 1700 metrelik yükseklikte. Hiç yağmalanmadan günümüze ulaşmayı başarabildiği için neredeyse bütün eserler yerli yerinde. Burada yapılan çalışmaların nihai amacı yapıları ilk günkü görünümlerine kavuşturmak ve bu muhteşem Roma kentine yeniden hayat vermek. Sagalassos, Psidya bölgesinin en zengin kenti olarak kabul ediliyor. Limana giden yolda yer alması ticaretin gelişmesinde önemli rol oynamış. Ticaretinde önemli yer tutan yüksek kalitedeki seramikler için gereken toprak güneyinde bulunan Çanaklı Ovası’ndan sağlanmış. Ayrıca son derece kültürlü bir aristokrasisi varmış antik kentin, bu da sanatın kalitesinin diğer kentlerle kıyaslandığında çok daha yüksek olması sonucunu doğurmuş. Bizans İmparatorluğu’nun ilk yıllarında Sagalassos, Antioch’dan (Yalvaç) sonra Psidya bölgesinin en önemli ikinci piskoposluk merkezi unvanını kazanmış ve bu 12’nci yüzyıl sonlarına kadar devam etmiş.
Arazinin coğrafi özellikleri dolayısıyla şehrin büyük kısmı yamacı kesen teraslar üzerine kurulmuş. Günümüzde kalıntılar o kadar büyük bir alana yayılmış ki, onları hakkını vererek inceleyebilmek için en azından 2-3 saate ihtiyacınız var. Gezeceğiniz alan gölge yoksunu. Yanınıza mutlaka şapka, su alın. Sandviçinizi tepeye saklayın, burada yemeğinizi yerken sessizliği bozan tek şey kuşların sesi olacak.
Şehirle ilgili detaylı bilgiyi web sayfasında bulabilirsiniz. (www.sagalassos.com.tr)

Neon Kütüphanesi

120’li yıllarda şehrin zengin bir ailesince yaptırılmış. Ailenin adı kütüphaneye verilmiş. 4’üncü yüzyıl sonlarına doğru zemini, 40 ve 60 metrekarelik iki mozaikle kaplanmış. Büyüğünün ortasında Aşil’in Troya Savaşı’na katılması betimlenmiş. Yangın ve depremlerden nasibini alan, depo olarak da kullanılan yapı onarılıp ziyarete açıldı. Mozaikleri görmek isterseniz bekçiden yardım isteyin. Tiyatronun doğu kısmında bol miktarda kırık çanak çömlek bulunmuş olması bize Sagalassos’un yüzyıllar boyunca endüstriyel çapta bir seramik üretim merkezi olduğunu da gösteriyor.

Sagalassos efsanesi

Hamam

2’nci yüzyıl başlarında, İmparator Hadrian zamanında yapılan hamamın süslemelerindeki detaylardan 4’üncü yüzyılda onarım geçirdiği anlaşılıyor. Üç katlı ve 4 bin metrekarelik hamamın sıcak odalarının duvarları 40 ton Afyon mermeriyle kaplı. 6’ncı yüzyılda ısıtma sistemi eklenmiş. Alt katının bir dönem çarşı olduğu düşünülüyor. Bulunan kol, bacak, kafa parçaları birleştirildiğinde, 5 metrelik İmparator Hadrian heykeline ait oldukları ortaya çıkmış.

Tiyatro

Sagalassos’taki en etkileyici, en iyi korunmuş yapılardan biri tepedeki tiyatro. 9 bin kişilik yapı 6 ve 7’nci yüzyıllardaki depremlerden zarar görse de büyük bölümü hâlâ sağlam. Dünyanın en yüksek irtifadaki tiyatrolarından biri olduğu söyleniyor. 180 – 210 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor. Helenistik mimari örneği ve büyük bölümü ayakta. Yıkık bölümlerine ait parçaların birçoğu orkestra çukurunda; bu da arkeologları sevindiriyor. Tiyatronun güneyindeki 12 metrelik sütunsa muhtemelen yapıma kaynak sağlayan kişinin heykelini taşıyormuş.

Antoninler Çeşmesi

Tiyatronun yanı başındaki Belçikalı arkeologlar tarafından büyük titizlikle onarılan iki yapı var: Anıt çeşme ve kütüphane. Bugün bile suyu akan anıt çeşme, 161 – 180 yılları arasında, Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında yaptırılmış. 500’lerde ve 650 senesindeki depremler çeşmeye büyük hasar vermiş.
İlk bakışta tiyatro sahnesine benzeyen anıtsal yapı 28 metre genişliğinde, 9 metre yüksekliğinde. Yedi farklı türde taş, kelimelerin yetersiz kaldığı bir ustalıkla işlenmiş, ışıkla oynamayı seven Afyon mermeriyle kaplanmış.
Çeşmeyi süsleyen heykeller Burdur Müzesi’nde. 2010’da tekrar suyu bağlanan çeşmeye ertesi yıl da heykellerin kopyaları yerleştirilmiş.

Apollo Klarius Tapınağı

Aşağı agoranın batısında son derece etkileyici bir kilise kalıntısı mevcut. Eski bir tapınağın üzerine inşa edilmiş. 1 ya da 2’nci yüzyılda inşa edilen yapının mimarisi çok sade. 5’inci yüzyıldan itibaren kiliseye dönüştürülmüş. Güneyinde bir mezarlık mevcut. Aşağı agoranın üst kısmındaki teraslarda ise yukarı agora, bouleterion, odeon ve Roma İmparatoru olan Antoninus Pius (86 – 161) onuruna yaptırılmış bir tapınak var.

Kahramanlar Anıtı

En etkileyici yapı kentin batısında, hâlâ ayakta duran Heroon. İsmi “kahramanlar için yapılmış anıt” anlamını taşıyor. Büyük kahramanlar, muhtemelen Büyük İskender için yaptırılmış, şehrin en parlak döneminde dansçı kız figürleriyle dekore edilmiş. 14 metre yüksekliğindeki yapı podyum, friz ile ana yapıdan oluşuyor. 2’nci yüzyılda onarımdan geçtiği anlaşılan eser, dönemine göre olağanüstü mimari özellikler taşıyor. Kazılarda podyum sağlam ama friz ve ana bina çökmüş halde bulunmuş, buna rağmen kazı ekibinin en büyük tesellisi etrafa dağılan taşların çok zarar görmemiş olması. Birbirlerinin eteklerinden tutmuş dans eden 14 kızın betimlendiği friz gerçekten görülmeye değer. Korint düzenindeki sütunları ve kendine özgü mimarisi ile anıt, kahramanların hak edeceği bir güzellik ve zarafet sergiliyor. Heroon’un yanında bir Dor tapınağına ait kalıntılar var. Muhtemelen Zeus’a adanmış ve antik kentteki birçok eserden önce yapılmış. Sonraki yıllarda tapınak şehir surlarına katılınca bu nadide taş işçiliği de kurtulmuş.

False