GeriKitap Sanat ‘Yaşam sevincine bin selam!’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Yaşam sevincine bin selam!’

‘Yaşam sevincine bin selam!’
Ümit Kaftancıoğlu
Abone Olgoogle-news

Hikâye ve romanlarının ilk baskıları, hain bir pusuda hayatını kaybedişi, cenaze törenindeki öfke ve hüzün, ardından yazılanlar, söylenenler... Şimdi, ‘Tüfekliler’ romanının yeni edisyonu vesilesiyle Ümit Kaftancıoğlu’nu bir kez daha anarken kendimi 50 yıl öncesinde bulmak, dünyayı değiştirmek isteyen bir kuşağın heyecanını yeniden hissetmek ne tuhaf bir duygu... Ne kadar güzel söylemiş Kaftancıoğlu; “Ölüm hiç önemli değil, yaşam var dağ gibi, yaşam var gökyüzü, deniz...”

Bizim kuşağımızın yol açıcılarındandı Ümit Kaftancıoğlu. 1935 yılında Kars’ta doğmuştu. Asıl adı Garip Tatar’dır. Cilavuz Köy Enstitüsü’nde okuduğu yıllarda dünya edebiyatıyla, masal ve folklorik anlatılarla tanıştı ve kendisi de hikâye yazmaya başladı. 1957’de mezun oldu ve Mardin’in Derik ilçesine tayin edildi. Üç yıl yaşadı kendisinde ve edebiyatında büyük izler bırakan Derik’te. Öğretmenliğe verdiği arada Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü Türkçe-Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Birkaç yıl öğretmenlikten sonra TRT İstanbul Radyosu’nda yapımcı olarak görev aldı. Kaftancıoğlu adı edebiyat dünyasında işte bu tarihten sonra duyulacaktı. ‘Dönemeç’ adlı hikâyesiyle TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında büyük ödülü ve 1972’de ‘Hakkullah’ başlıklı röportajıyla 1972 Karacan Armağanı’nı kazanması teşvik ediciydi. İlk hikâye kitabı ‘Dönemeç’ ve ilk romanı ‘Yelatan’ da 1972’de yayımlandı. Sosyalist düşüncelerin taraftar topladığı, 71 darbesinin açtığı yaraların sarıldığı bu dönemde Ümit Kaftancıoğlu’nun toplumsal sorunlara parmak bastığı hikâye ve romanları ilgi toplamıştı. 1980’de, pek çok aydın ve sanatçı gibi paramiliter katiller tarafından katledildi.

ORADA BİR KÖY VAR UZAKTA
Tüfekliler’, Demokrat Parti iktidarının hüküm sürdüğü 1958 yılında, Köy Enstitüsü’nden yeni mezun olmuş bir öğretmenin Derik ilçesine tayin edilmesiyle başlar. Nihayet devlet memuru olmuş, hayatı kurtulmuştur Fevzi öğretmenin. Gurur ve sevinçle borç-harç yolcu edilir baba evinden. Ne var ki Derik’teki günleri düş kırıklığıyla başlayacak, zorluklarla geçecektir.
‘Tüfekliler’de üç yıl süren bu zorlu süreci anlatıyor Kaftancıoğlu. Kendisi gibi yeni atanmış öğretmen arkadaşlarıyla birlikte, kiraladıkları yıkık dökük, rutubetli, akrep kaynayan bir evde, ışıltısız bir kasabada, dillerini bilmediği insanların arasında yaşamak hiç kolay değil. Ama asıl zorluk Derik’in düzenine alışmakta. Zira Derik dediğin ikiye bölünmüş; “Derik’te devlet yok, hükümet yok. Necimoğlu vardır. Çölde de silâhlı olan, güçlü olan, bileği olan... Çölün kartalı Abdürrahim’dir.”
İki aşiretin düşmanlığı kendisini DP-CHP çatışması şeklinde gösterse de sorun daha derinlerde; feodaliteden beridir sürüp giden ağalık düzeninde, toprağa kimin el koyacağını tayin eden güç ilişkilerinde... Ve bu düzen, bir anda ortalığı savaş yerine çeviren eli tüfekli marabalarla sağlanıyor.
İşte böyle bir yer Derik ama gelgelelim insan dediğin de yaşam arsızı. Her türlü koşula alışmakta insandan uyumlusu yok. Fevzi ve arkadaşları da alışacaklar bu hayata. Elbette aşka düşmenin de etkisi var. Gönlünü güzel bir Ermeni kızına -Melina’ya- kaptırdığında Fevzi öğretmen, artık bir başka bakacaktır dünyaya.

İÇERİDEN BAKMAK

Adı farklı ama hikâyenin kendi tanıklığına dayandığını gizlemiyor Kaftancıoğlu. Romandaki bazı karakterler -Necipoğlu, Abdürrahim ve Ahmet Türk- gerçek şahsiyetler, anlatılan kimi olayın gerçekliği de çok açık. Kısacası, pek çok köy romanı gibi ‘Tüfekliler’ de kurmacayla gerçeğin iç içe geçtiği bir anı-roman .
Ümit Kaftancıoğlu ve ‘Tüfekliler’ romanı üzerinde durmak köy romanları hakkında birkaç söz söylemeyi zorunlu kılıyor: Anadolu’yu dışarıdan bir bakışla yazan ilk toplumcu yazarlar için sorun ‘ben’ merkezliydi. 1950’lerden sonra köyü konu edinenler, içeriden yazdılar o coğrafyayı. Yazdıkları döneme en uygun dil ve en uygun ûslupla, en uygun toplumsal temalarla işlediler köy hayatını, köy gerçeğini... Baskı ve sömürüyü en iyi bilenler, bu köylerden sıyrılıp Köy Enstitülerinde eğitim görme şansı yakalamış Köy Enstitülülerdi. Bugün ‘köy romanı’ndan söz ediyorsak eğer, varlığını onlara borçluyuz.
Mahmut Makal’ın ‘Bizim Köy’ü (1950) ile başlayan, 60’lı yıllarda kurulan TİP’le birlikte serpilip gelişen köy romanlarında çıplak gerçekler çırılçıplak serildi ortaya. Pek çok yazar siyaseten yazdı romanlarını; romanlar köyün kalkınması için -tıpkı elektrik gibi, su gibi, yol gibi, traktör ve okul gibi- birer araçtılar. İşte bu nedenle tanıklık etme isteği edebiyata oranla ağır basar ve sosyolojik anlamda büyük önem taşırlar.
Kaftancıoğlu’nun anlatıları da öyledir. Ancak barındırdığı siyasi ve toplumsal tahliller bir yana, edebi açıdan da doyurucudur hikâyeleri/romanları. Köy Enstitüsü’nde aldığı eğitim sayesinde Rus edebiyatından -Çehov, Dostoyevski, Tolstoy ve Pasternak- gibi yazarlardan etkilenmiş, Şolohov’un ‘Durgun Akardı Don’undan feyz almıştı. Gerçekleri ayrıntı gerçekliği içerisinde, mekân ve doğa tasvirleriye vermenin, insanı doğa ve toplum toplumsal koşullarına paralelik içinde canlandırmanın üstesinden geldi. İnsanın doğası ile tasvir edilen coğrafya arasında, olayların sertliği ile dilin sertliği arasında organik bir birliktelik sağlamayı da başardı. Yerel ağızla, folklorla, Türkçenin durusuyla tatlanan bir dili var Kaftancıoğu’nun. İşte bu dille kucaklıyor o çok uzaktaki toprakların insanlarını. Arap, Türk, Kürt, Ermeni, Ezidi... Hepsine karşı sevgi dolu. Kaftancıoğlu’nu farklı, coşkulu ve çekici kılan belki de roman ve hikâyelerinin yaşam sevgisiyle dolu olmasıdır, ki bu dizelerine de yansıyacaktır: “Selam olsun hepinize, herkese, yaşama.../ Yaşam sevincine bin selam!”

80’lerden sonra gerek köy edebiyatı gerek yazarları çok sayıda eleştriye maruz kaldı. Haklı yanları olmakla birlikte söz konusu eleştirilerin büyük bir bölümü işçiden, köylüden, yoksulluk bahsinden ve elbette isyandan uzak duran bir zihniyeti yansıtıyorlar. Eleştirilerde ihmal edilen, Köy Romanları parantezi içerisinde mütalaa edilen hikaye ve romanların direniş edebiyatının ürünü olduklarıdır. Ve Edward Said’in sözleriyle; “direniş edebiyatının sanatı ideolojiden, teoriyi pratikten ayırma derdi yoktur. (...) Bu metinler toplumsal işlevselliklerine dayanırlar; sadece fikir beyan etmez, aynı zamanda ahlaki, tarihsel ve coğrafi dersler de verirler. Direniş edebiyatının teorisi siyasetindedir.”

TÜFEKLİLER ‘Yaşam sevincine bin selam’
Ümit Kaftancıoğlu
Ayrıntı Yayınları, 2020
368 sayfa, 40 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle