‘Şiddetin otopsisi’

Güncelleme Tarihi:

‘Şiddetin otopsisi’
Oluşturulma Tarihi: Eylül 29, 2022 23:47

Alejandro Gonzalez Inarruti ve Guillermo Arriaga birlikteliğinden can bulan ‘Paramparça Aşklar-Köpekler’ ile ilgili, kendi demesiyle ‘estetik, teknik, siyasal, eleştirel 17 çeşitleme’yi derleyip ‘Karanlığın Taneleri’ adıyla kitaplaştıran Tarhan Gürkan'a ve yayımlayan da h20 Yayınevi'ne yürekten alkış!

Haberin Devamı

İyi ki böyle çabalar ve bu çabaları değerlendiren yayınevleri var. Yönetmen Alejandro Gonzalez Inarruti ve senaristi Guillermo Arriaga birlikteliğinden can bulan ve ‘Ölüm Üçlemesi’ olarak anılan üç filmin öncüsü (diğerleri de müthiş filmler, ‘21 Gram’ ve ‘Babel’) ‘Paramparça Aşklar-Köpekler’ (2001). Bu filmle ilgili, kendi demesiyle ‘estetik, teknik, siyasal, eleştirel 17 çeşitleme’yi derleyip ‘Karanlığın Taneleri’ adıyla kitaplaştıran Tarhan Gürkan, yayımlayan da h20 Yayınevi. Hepsine yürekten alkış!
Kitabı toparlayan yazar Tarhan Gürkan, çalışmayı Yılmaz Güney’e adamış ve bu filmi en çok onunla seyretmek isterdim diye yazmış, ki bir alkış da bunun için elbette! Önsözde de bu zorlu çabaya niye giriştiğini anlatmış, açıkyüreklilikle ‘taktım’ diyor! Takıntılar olmasa sanat, edebiyat, sinema vs. olur muydu demek bile anlamsız! Ve sinemanın genetik olduğunu söylüyor. Bunun yakınlığıyla da bu etkileyici, kült filme bir kitap yakışacağını düşünüyor. ‘Şiddetin otopsisi’, ‘şiddetin estetiği’ diyor. Bu çığlık gibi filmin etrafını sarmak istiyor. Nelerle mi? “Bir ses, bir yaklaşım, bir bağ, bir metinlerarasılık, bir filmlerarasılık, bir inceleme, çözümleme, eleştiri arayışı, okuma uğraşı” derken, senarist, şair, yönetmen, akademisyen, müzik yazarı, felsefeci, öykücülerden oluşan bir ‘cast’ hazırlıyor: “Bazı kırışıklıklar ütüyle açılmaz, kendinizi de ütülemeniz gerekir. İşte bu filmdeki kırış kırışlıklar da ancak böyle açılabilir diye düşündüm” diyor.
Tarhan Gürhan, kendini de ütüleyen yazarlardan, son olarak ‘Uçurumu Koruyan Korkuluk’ (Karakarga) adlı günlükleri yayımlanmıştı. Acıtıcı, dürüst, cesur bir kitap. Gürkan’ın ‘Karanlığın Taneleri’ndeki 17 yazarı nasıl seçtiğini merak ettim, çünkü kitapta yazan herkesin, ben dahil, bu filmi izlemiş olmasına karşın, yakından ilgili olduklarını sanmıyorum. Fakat kitaba başlayınca yakından ilgilenmeye de başlıyorsunuz!
İlk yazı, Farsçadan çevirileri kadar, öyküleri ve ünlü şair Füruğ’u, tanıdığı dört erkeğin gözünden anlattığı çarpıcı romanı ‘Başa Dönemeyiz’ (YKY) ile tanıdığımız Makbule Aras Eyvazi’den. Füruğ’un ‘İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına’ şiirinin çevirisiyle bitiriyor yazıyı.
Kitap şiirle başlamış oluyor bir bakıma. Dikkatimi çekti, 17 yazının çoğu şairlerden. Enis Akın, Asuman Susam, Hayati Baki, Baki Ayhan T. gibi şairlerin yazıları var. Enis Akın filme duyduğumuz sevginin karakterlerin sempatik, karizmatik olmasından ya da hikâyelerin çarpıcılığından değil, filmin “İnsanız, bilmeden yaşıyoruz” demesinden kaynaklandığını söylüyor. Asuman Susam, kadınların filmde ‘olumsuz temsil imgeleri olarak işlevselleştirildiği’ni belirtiyor: ‘Günaha davet eden baştan çıkarıcılar’. Ve filmin cinsiyetçi kodları, dili ve yaklaşımıyla da daha sert eleştirilebileceğini vurguluyor. Şairlerden Hayati Baki de yönetmenin “Hayvan sevgisine karşı olan duyarlığı da merhamet ve bilinçle sarmallanır” diye bitiriyor yazısını. Baki Ayhan T. ise yönetmenin amacının ‘hayata ayna tutmak değil ama, hayattaki parçalılığın anlamını vurgulamak’ olduğunu söylüyor.
Tarhan Gürhan, şiir-sinema ilişkisinin her iki tarafa da çok şey katacağının farkında olduğu için şairlere ağırlık vermiş sanırım. Yalnızca şairler mi, filmin ‘şiir gibi konuşturduğu’ başka yazarlar da var, örneğin ‘Hayat aşktan uzundur da ondan’ yazısıyla Yaşar Sökmensüer. Filmi başka filmler, şiirler, şarkılar, alıntılar eşliğinde öyle bir okumuş ki, insanın dönüp hemen bir daha izleyesi geliyor ki böylesi kitabın da Tarhan’ın da amacına uygun bence! Bazı filmler de bazı şiirler gibi okunuyor ve ‘Paramparça-Aşklar Köpekler’ de bunlardan biri. Böylece Tarhan Gürkan’ın niye bunca şair seçtiği de anlaşılıyor!
Ünlü romancımız ve o şimdi senarist de, Hakan Günday kısacık ama yoğunlaştırılmış bir yazıyla katılıyor kitaba: ‘İnsana inanan sadece köpekler kaldı!’ Ve ekliyor: “Bir de o insana âşık olanlar. Aşklar ve köpekler. Sadece bu ikisi katlanabilir insanın gaddarlığına.” Galiba, ziyadesiyle doğru.
Kitaptaki yazımda da var, şu iki dizeyi Hakan Günday’ın düşüncesini desteklemek için alıyorum buraya: “Hayvandan anladığım bir şey varsa/insanlardan hiçbir bok anlamadığımdır hayatta.”

‘Şiddetin otopsisi’


BAKMADAN GEÇME!