GeriKitap Sanat Selçuklu’da kadın ve portre
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Selçuklu’da kadın ve portre

Selçuklu’da kadın ve portre
‘Selçuklu Kadını’, Zeynep Çilek Çimen
Abone Olgoogle-news

Selçuklu hanedanı Alaattin Keykubat’ın, sarayına hem kendi portresi sayılan bir figür hem de eşi Mahperi Hunad Hatun’un portresini yaptırması özellikle o dönem için Türk kadınına verilen değerin önemli bir göstergesidir. Kadınlar toyda, mecliste söz sahibidir. Kubadabad Sarayı çinilerindeki portreler adeta bunu anlatan görsel bir kitaptır. ‘Kadınları sporda, sanatta, ticarette, iktidarda güçlenmesi için yetiştiriyoruz’ der gibi duruyorlar orada.

Güzel bir fotoğraf çekip evimize asmak, Instagram’a ‘post’ koymak ile portre yaptırmak arasındaki ilişki psikolojik olarak neredeyse aynıdır. Nasıl sultanlar-krallar döneminde kendi portresini en yakışıklı, en güzel haliyle resmettirmek istiyorsa biz de günümüzde sosyal medyaya en güzel çıktığımız fotoğrafı saatlerce seçer, düzenler, koyarız. İnsanlık değişse de duygu aynı kalır. Var olma çabası ama en güzel şekilde.
İnsanoğlunun bu portreseverliğine bir sultan örneği olan Selçuklu hanedanı Alaattin Keykubat’ın portresinden bahsedeceğim biraz...
Konya’da bulunan Kubadabad Sarayı, Selçuklu döneminden kalma tek saraydır. Ve bu saraydan günümüze ulaşan çini kalıntılarında birçok iki boyutlu portre vardır. Cirit oynayan kadın portresi, dikiş yapıp para kazanan tüccar portresi gibi birçok resim... Bu portreler arasında en çok dikkatimi çeken Mahperi ve Keykubat portresi olmuştu. Resim üç boyutlu ve bire bir olmadığı için üsluplaştırılmış bir şekilde çizilmiştir; fakat önemli olan Keykubat ve Mahperi’yi temsil etmesidir. Hem sultan olup hem kendini mükemmele yakın resmettirmemesi, mütevazı bir kişiliğe ait olduğunun göstergesi olabilir. Zaten bir milletin kültürü ve tarihi hakkında bilgi almak istiyorsak o dönemin sanatına göz atmalıyız. Yaşam kültürüne ait en iyi kaynak her zaman sanatın türlü disiplinlerinden faydalanarak yazılmıştır. Bu portrelerde kıyafet detayları, çiçek motifleri, insanların duruşu, bakışı bize antropolojik bilgiler verir. En çok da yalınlığındaki güzellik bizi etkiler.

AZ ÇOKTUR - ‘LESS IS MORE’

Selçuklu’da kadın ve portre
Selçuklu döneminde Türk sanatında soyutlama hâkimdir. Yanlış duymadınız! Bugün modern ve çağdaş sanat akımlarının içinde yer alan soyut sanat, Anadolu’da 11. yüzyılda çoktan keşfedilmişti. Yani sanat tarihi kitaplarında sayfalarca anlatılan ve 20. yüzyılda çıkan soyut sanat, 11. yüzyılda Selçuklu’da altın çağını yaşıyordu. Tek sorun bunları hangi sanatçıların yaptığına dair yeterli kaynak olmaması. Malesef sanatçı tespiti yapamıyoruz; belki de arşivlerde elimize olmayan bilgiler vardır ama spresifik olarak sanatçı isimlerini bulmak çok zor. Çünkü o dönemde el işi yapmak, sanatla ilgilenmek çok sıradan bir şey. Halkın tamamına yayılmış bir sanat şuuru ama maalesef bizim belleğimizi oluşturamamış. Belki bundan sonra sanatçılarımızın da desteğiyle birlikte bir bellek oluşturmaya gayret ederiz. Çünkü Selçuklu geometrilerinin bugün ve geçmişte birçok sanatçıya ilham kaynağı olduğunu hepimiz gözlemlemişizdir. Bunlar arasında en güzel örneklerden biri olan Escher’dir.

Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Escher Müzesi’ni ziyaret etme fırsatım olmuştu. Orada Escher, örnek aldığı Selçuklu motiflerini resmetmiş ve kendi yorumları ile birlikte sergilenmekte. Halen teşhirde olan bu işler ilginizi çekiyorsa pandemi süreci geçtiğinde ziyaret edebilirsiniz. Esher, birçok kitabında Selçuklu üslubundan etkilendiğini belirtir. Ve işlerindeki matematiğin Selçuklu geometrisi olduğunu söyler.
Alaattin Keykubat’ın sarayına hem kendi portresi sayılan bir figür hem de eşi Mahperi Hunad Hatun’un portresini yaptırması özellikle o dönem için Türk kadınına verilen değerin önemli bir göstergesidir. ‘Divanu Lügati’t-Türk’ bir ansiklopedik sözlük olmasına rağmen kadının öneminden bahsetmiştir. Kadınlar yıllarca ve halen sanat eserlerine ilham vermişlerdir.
Kadınlar toyda, mecliste söz sahibidir. Kubadabad çinilerindeki portreler adeta bunu anlatan görsel bir kitaptır. ‘Kadınları sporda, sanatta, ticarette, iktidarda güçlenmesi için yetiştiriyoruz’ der gibi duruyorlar orada. Portrelerin bize verdiği mesajı doğru okumamız gerekir. Bir resimi yorumlarken dönemin yaşam biçimini de okuyabilirsiniz
Portresi olan Mahperi Hatun ise tam bir sanat düşkünüdür. Sanata çok değer veren, hatta kadınların sanat eğitimi için mabet yaptıran bir hanımefendidir, sultandır. Kayseri’de bulunan Hunad Hatun Medresesi tüm ilhamıyla durur. Ve bu kadim uygarlığa ve günümüze renk verir.

Selçuklu’da kadın ve portre
İşte bu Kubadabad Sarayı çinileri, Türk kadınının estetik dokunuşunun hikâyesini anlatır. Ben de bir sergimde bu konuyu irdelemiştim. Özellikle Peyami Safa’nın eski ve yeni hakkında söylediklerinden yola çıkarak. Eski ile eskimiş aynı şey değildir. Bazı şeyler eskimez. Tarihin yaşanmışlıklarına gizlenmiş bu portreler de eskimeyen portrelerdir. Bunlar günümüzde tekrar tekrar çağdaş tekniklerle yorumlanıp yeniye taşınmalı, günümüze getirilmelidir. Portrelerinin üzerinden tarihin tozlarını silerken Türk sanatının belleğini de sağlamlaştıracak olan sanatçılardır.
Öte yandan biliyorsunuz ki yaşam tıpkı Baudelaire’in dediği gibi kalıcı olan şeylerle geçici olan şeylerin bir dengesidir. Ve özellikle çağdaş zamanlarda kültürel saflıktan söz etmek mümkün değildir. Ayrıca geleneklerin yaşayabilmesi için bir toplumda yaşayan bazı bireylerin onları sürdürmeye gönüllü olması gerekir. Sürekli bir değişimin ortasında motifler de değişir. Üniversitede bir hocam soyut olan motifi tekrar soyutlamak kolay iş değil demişti.
Kolayı hangi sanatçı sever ki...

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle