GeriKitap Sanat Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’

Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’
Sergide Nick Cave'in 'Drive' adlı videosu da yer alıyor.

Feminen, renkli ve parlaksa ucuz, banal, yani ‘kitsch’ kabul edilir, aşağılanır. Ulya Soley küratörlüğünde Pera Müzesi’nde açılan ‘Zevk Meselesi’ sergisi, ‘kitsch’ kavramından ilhamla güzellik ve beğeniyi, alt sınıf-üst sınıf, kitle kültürü-yüksek kültür gibi hiyerarşilerin olmadığı daha kapsayıcı bir gelecek için tartışmaya açıyor. Sergi, sanatın eril ve seçkinci yaklaşımının güncel sanatta esen feminist, queer rüzgârlarla kırıldığına dikkat çekiyor.

“Sigara kibrite âşık olursa yanan sigara olur.”
Pera Müzesi’nin yeni açılan sergisi ‘Zevk Meselesi’nin kapısından içeri giriyorum ve sanki sorumluluklarımdan ve içinde bulunduğum ciddi dünyadan ana kaçış alanım ‘RuPaul’s Drag Race’te (10 seneden fazladır yayında olan, drag queen’lerin yarıştığı bir realite şovu) bulunabilecek fotoğraflardan biri karşılıyor beni. O pespembe, pasparlak, abartılı makyajlı stüdyoya yakışacak bir iş. Oh be, açık açık avamlık! Showgirl Lolly Wish, parlak mor ve pembe çiçeklerin arasında, başında hare gibi bir parlaklıkla, ellerini kaldırmış, bir tanrıça gibi poz veriyor müzede önümüzde asılı olan fotoğrafta. Çerçevesi de rengârenk şeker ve boncuklardan. Pierre et Gilles, bir stüdyoda çekmiş bu fotoğrafı; o kadar büyük ve ilgi çekici ki, adeta Lolly içinden “Bana bak!” diye bağırıyor. Hoş mu şimdi bu kadar ilgi çekmeye çalışmak? Basitlik değil mi?

Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’

Banal, zevksiz, sığ, ucuz, alt sınıf, plastik, taklit; kitsch. Endüstri devrimi sonrası Almanya’da ucuz ve popüler resimleri betimlemek için kullanılan kitsch kelimesi, artık bunları çağrıştırıyor. Hemen yerel bir örnek vereyim: Her tarafı sahte altın varaklı bir ev düşünün (Eminim, geldi aklınıza bir kare), işte sana kitsch. Berbat mı? Çok da emin değiliz artık. Daha çok ‘Zevk Meselesi’...
Ulya Soley küratörlüğündeki ‘Zevk Meselesi’ sergisi, “Güzellik ve beğeni kavramları, alt sınıf-üst sınıf, kitle kültürü-yüksek kültür gibi hiyerarşilerin olmadığı, daha kapsayıcı bir gelecek için tartışmaya açılabilir mi?” sorusundan yola çıkıyor.
Beğeni sınıfsal bir gösterge midir? Beğeni skalasında neredeyim?
Birbirinden “kitsch” işleri bünyesinde bulunduran sergi, dört ana konu etrafında dönüyor: İnternet kültürü; sınıfsal bir gösterge olarak beğeni; Doğu-Batı ve alt sınıf-üst beğeni kavramları; eril ve seçkinci beğeniye dişi ve queer meydan okumalar.
Sergide gezerken kendinize soruyorsunuz, ne, ne zaman, neye göre beğenilmeye değer bulunuyor ‘üst zevk’ tarafından? Çünkü sınırlar o kadar flu ki, kendinizi üst sınıf zevklerine hâkim bir beyefendi, hanımefendi olarak görüyorsanız, verilen örneklerden bir bakıyorsunuz, bir zamanlar avammışsınız! Geçen gün bir arkadaşım “Clubhouse hemen doldu, herkes girdi, kalitesizleşti” dedi. Halbuki davetiyeli ‘seçkinler’ girerken iyiydi! İnternet kültürünü sorgulayan çalışmaların arasında Cameron Askin’in ‘Cameron’un Dünyası’ adlı çalışması, GeoCities’den bir kolaj yaratıyor. İnternetin ilk günleri... Bir görüntü kalabalığının derin çukuruna düşmüş gibi hissediyorsunuz. Siz de 90’larda bugün sofistike olarak addettiğimiz yere gelirken o çukurun içinde yolunuzu bulmaya çalışmadınız mı mesela? GeoCities’e ilk sen girdiğinde cool, sonra çukur!

Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’

Buna benzer olarak, sınıfsal beğeni kavramı, seri üretimle bulanıklaşıyor. Tek ve benzersiz olan, bir zanaatkârın elinden çıkan ve yüksek beğeni kabul edilen seramiklerin benzerleri, seri üretimle herhangi bir Ayşe Teyze’nin evine girdiğinde, artık ucuz, kitsch bir ‘mal’ olarak kabul ediliyor. Hani beğeniyorduk o garip suratlı porselen geyiği? Artık beğenmiyoruz, çünkü babaannemin evinde senelerdir köşede duruyor. Artık ‘banal’. Suna İnan Kıraç Vakfı’nın Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan esinlenen Volkan Aslan’ın çalışması, bu ikilemi bize çok iyi aktaran bir iş. Aslan, koleksiyonda yer alan ve 20. yüzyılda farklı ustalar tarafından yapılan seramik figürlerin kopyalarını üretiyor. Artık hangisi gerçek, hangisi sahte, hangisi yüksek beğeniye layık, hangisi ‘kitsch’ bilemiyorsun... Tenis oynayan, dans eden, baloya giden saçma seramik kediler sinirimi bozuyor ve beni çok eğlendiriyorlar. İşçilik olarak harikalar ama konsept olarak o kadar ‘kötüler’ ki içimi gıcıklıyorlar.

AZ KÖTÜYSE BERBAT, ÇOK KÖTÜYSE HAVALI

Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’

Çok kitsch şeyleri zaten oldum olası severim. Balat’ta eskicide, çıplak, seksi poz vermiş, peruklu gibi duran (Barbie nasıl peruklu durur diye sormayın, duruyor) bir Barbie almıştım. Geçen yaz, Antik Yunan heykeli kafalarına benzetilmiş seri üretim saksılardan cart pembe olanı seçmiştim. Arkadaşlarım beyaz ya da toprakrengi almam için ısrar etmişlerdi. Cart pembe ‘berbat’mış. Bence o kadar kötü ki, iyi!
2019’da Vogue Genel Yayın Yönetmeni Anna Wintour’un Metropolitan Museum of Art’ın yararına her yıl düzenlediği The Met Gala’nın teması ‘camp’ti. Kitsch’in kardeşi olarak görebileceğiniz, aşırılığı ifade eden ‘camp’, bir anda Vogue’un ellerinde cool (havalı) olmuştu. ‘Zevk Meselesi’nin alt metni bu ‘cool kitsch’ kavramına da dokunuyor. Doğu’yu beğenmiyorduk, avamdı, ama şimdi yoga çok cool. Alex Da Corte’nin yönetmenliğini yaptığı, Jason Musson’un metnini yazdığı sergide bulunan ‘Doğusporları’ adlı yerleştirme, Batı’nın Doğu’dan ödünç alıp araçsallaştırdığı kültürü ve Doğu-Batı arasındaki kültür hiyerarşisini sorguluyor. Benzer bir sorgulama, Slavs and Tatars’ın benim turşumatik olarak adlandıracağım, ‘Turşu Suyu ve Ceza’ işinden de geliyor. Sokakta ‘turşu sucu’ (‘Kitsch’ internet kültürünün bir öğesi olan “Merhaba poğaçacı!”ya da bir selam çakalım!) arayan gönlümü serinleten iş, Doğu’da turşu suyunun akşamdan kalmaya iyi gelen, melankolik bir görevi varken, aynı suyun ‘pozitif, iş bilir, başarılı’ Batı’ya geçtiğinde sporcu içeceği olduğunu anlatıyor. Bakınız burun kıvırdığınız turşu suyu ‘cool’ oldu.

Sana ne hayatım, ‘Zevk Meselesi’

Yazı giderek geyiğe vuruyor, çünkü vurabilirim... Kuralları kim koyuyor? Hayırlı Evlat’a göre bu bir ‘yumuşak direniş’. Hayırlı Evlat’ın ‘Bırak Kendini’ çalışmasının Pera Müzesi’nde yer alması bile başlı başına yumuşak bir direniş. Yıllardır Türkiye’nin en mutlu şehri seçilen Sinop, bütün siyasal ortama rağmen dere kenarından okey masasına, oradan rakı sofrasına sinir bozucu bir yapmacıklıkta mutlu mutlu şarkı söylüyor ‘Bırak Kendini’de. Dünya batsa Sinop’a gidip mutlu olabilirsin. I <3 Sinop. Çünkü tepki, illa eril bir tavırla, bağırmayla, tartışmayla, kavgayla gösterilen bir şey değildir her zaman. Sonsuz bir kayıtsızlık da elbet bir tepkidir. Bu bağlamda sergi, sanatın eril ve seçkinci yaklaşımının güncel sanatta esen feminist, queer rüzgârlar ile kırıldığına dikkat çekiyor. Dönüp geriye baktığınızda, feminen, renkli, parlak olan ‘ucuz, banal, kitsch’ bulunup aşağılanıyor. Artık, deniyor, başka türlü ifadeler, başka türlü anlatımlar, renkler, parlaklıklar da iyidir. RuPaul’un stüdyosuna yakışacak iş, Pera Müzesi’nde de durur. Metropolitan Museum of Art’ta tüm ünlüler aşırı abartılı görünmek için de yarışır. Karışana, beğenmeyene de “Sana ne hayatım, Zevk Meselesi” deyip geçersin.
Kitsch’in kapsayıcı potansiyelinden ilham alan, 13 sanatçı ve kolektifin işlerini bir araya getiren ‘Zevk Meselesi’ne çok kuvvetli bir alt metin sağlayan ve size konu ettiği dört alanda iyi düşünme egzersizleri sağlayacak sergi kataloğunu da edinmenizi öneririm.
‘Zevk Meselesi’ başlıklı sergi 6 Haziran’a kadar Pera Müzesi’nde.

False