GeriKitap Sanat Oruç gitti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Oruç gitti

Oruç gitti
Oruç Aruoba. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN/MASTÜDYO
Abone Olgoogle-news

72 yaşında hayata veda eden Oruç Aruoba, sadece ona ait imlalarla dolu ve okura hep sorular soran metinleriyle Türk edebiyatının, şiirinin en kendine özgü isimlerinden biriydi. Başka hiçbir şey yapmamışsa bile ‘Türkçe’ ile felsefe yapmanın yolunu açanlardandır.

Kimsenin kendisi için geç kalmayacağı o buluşmaya o da tam vaktinde vardı.
Dışarıdan biri için, giden üzerine yazmak, sanırım daha kolaydır. Giden, sizinle birlikte yaşamış, geride tonlarca anı bırakmışsa, onların içinden çıkıp, onu herkes için tariflemek aslında olacak iş değildir.
Yazı yetersizdir. Bazen tıpkı Oruç’un metinlerde yaptığı gibi, onu sadece kelimelere değil, harflere kadar parçalamanız gerekir ki içindeki a c ı y ı, ö z l e m i ortaya çıkarabilesiniz.
Bilen bilir, iyi bir yazarı daha ilk satırlarda tanırsınız. Çünkü okumaya başlar başlamaz -onu hiç daha önceden görmüş olmasanız da- sadece ona ait olan bir sesin, o kelimelerin taşıdığı yetersiz anlamlara rağmen, sizin kafanızda oluştuğunu, sizinle, bizzat biricik bir ‘kişi’ olarak konuşmaya başladığını hissedersiniz. Öyle olur ki, o ses, taşıdığı tona kadar kafanızın içinde gezinir durur.
İyi bir yazar, gerçek bir ‘kişi’dir. Ve her gerçek kişi gibi biricik bir sesi vardır.
Oruç Aruoba, 20’yi aşkın kitabıyla kitabevlerinde bir rafta durur ve siz bir ‘Oruç Aruoba kitabı’ istersiniz.
Çetin, hatta sadece ona ait imlalarla dolu ve sonuçta size hep sorular soran metinlerle mücadele etmek pahasına:- ona uzanırsınız. Çünkü o da aynını yapar—size uzanır. Aradaki tonla süsü bırakıp direkt size... “Sen!” der. Siz de bilirsiniz ki o sizsiniz işte! Ama işte o-dur da o ‘sen’— siz de...

Ona güvenirsiniz, çünkü o, gerekirse kendini ortaya acımasızca sererken yalan söylemez;- ki siz de söylemeyin.
İyi bir yazarın yaşamı da biriciktir elbette. Ancak onu da -yani yaşamını da- yaparak yapıtını tamamlayacağını bilir. Ya da— işte! Başkası gelmez elinden.
O yüzden, o da bir yazar ya da şair üzerine yazacaksa, ‘Edip’ten başka olmayan Edip’ başlığı atar mesela Edip Cansever için. Bilir ki ancak ondan başkası olmayan olmuş olur.
Aşkları, ayrılışları, talihsizlikleri, yanlış anlamaları, hatta bizzat kendisinin yanlış yapmalarını biriktirir; - ve onlara gözünü kırpmadan bakar, bazen acımasızca— bütün o yıkımı üstlenir ki gerçek bir adam, gerçek bir yazar ve sağlam bir yapıt bıraksın geride.
Yine çok iyi bildiğiniz gibi, asıl kardeşlerimiz, akrabalarımız hemen yanımızda değil de dünyaya dağılmış olarak beklerler bizi; sadece size diyeceklerini demek için— bazen yüzyıllarca. Bir ‘kişi’nin ilk işi, gerçek akrabalarını bulmak, onlarla konuşmaktır. Yapıt -insanın yaşamı da bir yapıttır yine bilindiği gibi- ancak onlarla olur.
Onun felsefe ve edebiyattan gerçek -bu yüzden de a c ı l ı- adamları akraba seçmesi tesadüf değildir. Kızgınlığı ve a c ı s ı yla kelimeleri koparan Nietzsche tesadüf değildir, ağıtların şairi Rilke değildir, susmayı öğütleyen Wittgenstein ya da dinlemeyi sevdiği Mahler değildir. Onları bir kuyumcu gibi kelime kelime ‘Türkçe’leştirirken dilin olanaklarını da zorlar, başta kendi olmak üzere her şeyi zorlar— en dipte olanı bulmak ve en azıyla anlatmak için gözünü kırpmaz.
Haiku boşuna ona gelmemiştir.

Oruç gitti
Oruç Aruoba ve Ayşe Su Selcen.
Oruç, benim hocam, arkadaşım, en yakın dert ortağım, macera dostum, hatta çocuğumun manevi dedesiydi.
Gidişi bu kadar yakınken sağlıklı yazı yazmam imkânsız, benim söyleyeceklerimin içinde daha bir süre -yani ben de gidene kadar- a c ı ve ö z l e m olacaktır. Sonra tümüyle ö z l e m.
Bildiğiniz gibi: Özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de istemendir.
Bu durumda özlenen, önce hayatta bir çatlak oluşturur ve sonra da sadece ona ait boşluğa yerleşir. Senin, onu bir boşluk olarak kabul edeceğin ve kendinin de sana ait bir çatlağa çekileceğin ana kadar taşıyacağın bir boşluk.
Özlem çeken, daha, neler çektiğinin
farkında bile değildir—çekeceklerinin:-
Bence, ‘de ki işte’de yanılıyordu. Belki de çıkmaz sokak değildir son olarak girdiği. Çıkılamayacak olan— çıkmaz değil.
Herkesin bileceği gibi, kendini ‘kişi’ olmaya adamış olarak, yapıtını –yani elindeki tek şey olan yaşamını- yapmış olan;- yol açıcıdır.
Oruç Aruoba, hepimizin yolunda olması bir yana, başka hiçbir şey yapmamışsa bile ‘Türkçe’ ile felsefe yapmanın yolunu açanlardandır.
Şimdi onu, Karamürsel’deki aile kabristanına bırakacağız, annesi ve kardeşinin yanına; o bembeyaz uykuyu uyuması için, o korkulacak, özlenecek-eskileri geride bıraktıracak/ yenileri getirecek o uykuya.../ belki kanat takıp içinden çıkacağı uykuya.

Özel not:
Şu an, biraz annenin yanında dinlenmen gerek Oruç, nasıl yorulduğunu biliyorum; dediğin gibi asıl anlam sonra gelecektir. Ve biliyorsun ki Sevgili Feylesof Kazma, senin cumhurbaşkanlığında toplanan ‘Kazmalar Meclisi’ üyeleri, senin, bizimle yaşayacak özlemini ‘şerefle’ ömürlerinin sonuna kadar taşıyacaklar.

Oruç Aruoba hakkında
1948’de Karamürsel’de doğdu. 1973’ten başlayarak Hacettepe, Tübingen, Victoria-Wellington üniversitelerinde akademisyenlik ve öğretim görevliliği yaptı. 1983’te üniversiteyi terk etti, İstanbul’a yerleşerek çeşitli yayın kuruluşlarında çalıştı, yazı ve çeviri işleriyle uğraştı. Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rilke, von Hentig, Celan ve Başo’dan çeviriler yaptı. ‘Tümceler’, ‘Bir Yerlerden Bir Zamanlar’, ‘De ki İşte’, ‘Yürüme’, ‘Hani’, ‘Ol/An’, ‘Kesik Esin/tiler’, ‘Geç Gelen Ağıtlar’, ‘Sayıklamalar’, ‘Uzak’, ‘Yakın’, ‘Ne Ki Hiç’, ‘İle’, ‘Çengelköy Defteri’, ‘Zilif’, ‘Doğançay’ın Çınarları’, ‘Benlik’, ‘Meşe Fısıltıları’, ‘David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik’, ‘Nesnenin Bağlantısallığı’ adlı eserleri yayımlandı. 31 Mayıs 2020’de aramızdan ayrıldı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle