Kuş hiç olmuş!

Güncelleme Tarihi:

Kuş hiç olmuş
Oluşturulma Tarihi: Ocak 20, 2023 09:59

Melike Koçak'ın öykü kitabı ‘Hiçkuşu’nun büyük resminde yazının resim olarak sergisini geziyorsunuz, öykülere tek tek baktığınızda ise neredeyse her sözcüğün hayatın, tabiatın, insanın, kitabın boyasını almış olduğunu. “Anlattığım senin hikâyen” dedikleri arasında en çok kadınlar var, mahallesi ise hepimizin mahallesi, biraz Kolera biraz Pulbiber, biraz da Ülkü Tamer’in şiirini uzun uzun yazdığı ‘Yenidoğan’.

Haberin Devamı

Tamam, Melike Koçak’ın yaptığı oyun değil, yazdığı da, ‘Hiçkuşu’ (Can Yayınları), fakat kitabın adını görünce, olasılıkla herkes gibi benim de hiç, kuş olur mu sorusu geldi gelmesine de, daha çok da Nâzım Hikmet’in “Süsünü sevsinler mini mini kadın” dizesi nerden ve nedense geliverdi! Belki de ‘Hiçkuşu’na adını sevsinler demek istediğim için!
Hiçkuşu tabiatta yok ama kitapta var, öyleyse artık var demektir. Harfleriyle, adıyla, renkleriyle, kanatlarıyla, uçuşuyla nasıl bir kuş derseniz, sayfaları göğe doğru açılan bir kitaba bakacaksınız artık. Kitap da açık. Kapağı da ayrıca ‘Hiçkuşu’nun güzelliğine görsel bir delil.

Kuş hiç olmuş

Güzelliğine dedim... Aslında iç açıcı desem daha iyi. Kitabın içi güzelden başka kavramlarla söz edilebilecek kanat hareketleri, uçuş alıştırmaları, hayvan arkadaşlarla hemhal oluşlar ve tensel parçalanışlarla dopdolu çünkü. Kitabın açıklığı ve iç açıcılığında yer ile göğü buluşturmaya yeltenmesi yatıyor biraz da. Kabuk da var, öz de. İkisinde de birbirine sızan şeyler olduğunun ziyadesiyle farkında olduğu için anlatımı da okuru rahat bırakmayan, dahası ‘dürten’ cinsten!
Bunca ‘dert’ için birilerinin de ‘dürt’mesi kaçınılmaz değil, mecburiyse, Melike Koçak’ın kitabı tam da bunu ‘dert’ edinmiş işte. Ama bir yerden ve bir biçimde ‘dürt’müyor, şiirde, öyküde, romanda ve film için artık klişe ötesi bir gerçeklik, ‘post-truth’ mu desek, kazanmış olan ‘meselesi olmak’ mevzuundan mülhem, hepsini öncelikli mesele yapmış bir kitap.
Edebiyat nereden başlıyorsa tam da oradan başlıyor meselesi, dilden. Dil diye bir sorun var. Hiçkimse nece konuşuyor derseniz, bissürü yanıt bulunur, kuşça, kuyuca, derince, tence, bazen bir iç çekiş olarak, grice, Çingence, avluca, mahallece, pulbiberce, resimce dilini tarif et derseniz, tek sözcükle yanıtlarım, sesçe, susça.
Büyük resme bakalım! Klişeler çağında o bataktan çıkmak ne zor! İnsan gülmekten yazamıyor bazen! Klişe bu, kullanışlı da! ‘Hiçkuşu’nun büyük resminde yazının resim olarak sergisini geziyorsunuz, öykülere tek tek baktığınızda ise neredeyse her sözcüğün hayatın, tabiatın, insanın, kitabın boyasını almış olduğunu.
‘Hiçkuşu’ denizden havalanıyor, maviliklerden, balinalardan ve onları şiirleriyle buluşturan şairlerin dizelerinden; Didem Madak, Elif Sofya, Asuman Susam ve en sevdiğim şiirlerinden ‘Balina’nın “hey kaptan/ne balinayım ben şimdi inadı içinde/ne senin mavi balinan” dizeleriyle Gülten Akın’dan. “Tante Rosa, Dirmit ve Hayriye’lere” adanmış bir kadın kolektifi olarak da çalışıyor sözcükler sessizliğe.
“Anlattığım senin hikâyen” dedikleri arasında en çok kadınlar var, mahallesi ise hepimizin mahallesi, biraz Kolera biraz Pulbiber, biraz da Ülkü Tamer’in şiirini uzun uzun yazdığı ‘Yenidoğan’. Pervasız bir dil, gözüpek, tam da içinden yazdığı ‘Şakkıdı da Şakkıdı’ öyküsündeki cesaret gibi: “Memelerimize kapanan sırtımız dikelir, sesimiz çiçeklenir.”
Hepsi öykü mü ‘Hiçkuşu’nun? Bazı yapıtlar, yazıldığı varsayılan türleri de sorgulamamıza vesile olurlar, bazı şiir, öykü kitapları, romanlar... ‘Hiçkuşu’ da onlardan. Öykü kavramını genişleten, uçlara götürüp, içinde başka konukları da, tıpkı öykülerdeki yakınları gibi ağırlayan, fakat onlara saygı duruşunda bulunmaktan çok hakiki bir dost gibi yaklaşanlardan. Bunu bir şiddet öğesi olarak değil ama kitabın sonuna aldığı Elif Sofya şiirindeki “Dilimi her sözde küçültüyorum” dizesi uyarınca, parçalarına ayırmak, küçültmek için yapıyor. Niyesi de hem Sofya’nın şiirinde hem Koçak’ın öykülerinde saklı değil, apaçık: “Söz ve dil birlikte bitsin diye”.
Böylece ‘hiç’ mi olacak acaba fazlalıklar? ‘Hiçkuşu’, olmayan kuşların adı mı olacak? Onunla birlikte bazı şeyler, çok kötülükler, anlatılmaz fenalıklar, inanılmaz pislikler, kırıklar, dökükler de yok olacak belki. Kristal Gece benzeri saldırılar, cinayetler, yakıp yıkmalar, vurup gitmeler...
‘Hiçkuşu’nda ağırlananlar arasında sayıp dökmeci listeci bir eğilim olarak şiire komşu bölümler de var, özellikle ‘Kıyamet’teki o mahalle betiminde, ki kokusu kitaptan taşıyor. ‘Leyal ile Hiçkuşu’ masalındaki ‘tip’ler de öyle. ‘Çan’ ve ‘Ten’ bölümlerinde kendine ne şiirde ne öyküde yer bulabilmiş ‘bahtıkara’ sözcüklerin de, iki ülke arasındaki ‘ara bölge’deki tedirginliklerini seyrediyoruz.
Kuş hiç olmuş, gökten elmalar düşmemiş, hiçlik göğe çıkmış, kanatlarında öyküden şiire, denemeden konuşmaya komşularıyla ses olmuş, sus olmuş.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!