GeriKitap Sanat Kültür-sanata yön veren 10 kadın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Türkiye’nin önde gelen kültür ve sanat kurumlarının dümeninde farklı disiplinlerden, hayallerden ve kariyer öykülerinden gelen yetenekli, öngörülü ve yaratıcı kadınlar var. 10 sanat kurumunun 10 yöneticisinden, onları bugün bulundukları yere taşıyan, sanatla temaslarını yöneticilik noktasına ulaştıran ‘karar anı’nın öyküsünü dinledik, tanışmak isteyecekleri kadın sanatçıları sorduk. Ortaya sanat dünyamıza yön veren isimlerin kısa portreleri çıktı.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, Türkiye'de kültür-sanat hayatına yön veren 10 kadına sorduk:

1.
 Sizi bugün bulunduğunuz noktaya yönlendiren, kültür-sanat hayatımızın karar vericilerinden biri olmaya getiren karar anınız, dönüm noktanız ne oldu? 

2. 
Günümüzden ya da sanat tarihinden size ilham olan, sohbet etmek istediğiniz bir kadın sanatçı söylemenizi istesem; kimi söylersiniz, neden?

3. Çalışmalarınızda kültür ve sanat üretimine, yaygınlaştırılmasına bir ‘kadın bakış açısı’ kattığınızı düşünüyor musunuz? Bu yönde bir motivasyonunuz var mı? 


NAZAN ÖLÇER

SAKIP SABANCI MÜZESİ MÜDÜRÜ

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Murat Şaka

Sadece Türkiye’de değil, dünyada da müzecilik alanındaki sayılı isimlerden olan Dr. Nazan Ölçer, 2003’ten beri Sakıp Sabancı Müzesi’nin müdürü olarak görev yapıyor. Müzecilik ve sanat tarihi alanındaki engin birikimi ve vizyonuyla, bir zamanlar Türkiye’ye gelmesi hayal bile edilemeyecek pek çok sanatçıyı eserleriyle ülkemizde ağırladı. Sakıp Sabancı Müzesi’ni uluslararası standartlarda bir mekân olarak yarattı. Rodin, Picasso, Rembrant, Miro gibi dev isimleri Türkiyeli seyirciyle buluşturdu. Ölçer’in rehberliğinde ilk kuşak Türkiyeli ressamların eserleri bilimsel tekniklerle inceleniyor, kapsamlı sergilerle seyirciyle buluşuyor. Kariyerinin 25 senelik bir diliminde Türk İslam Eserleri Müzesi müdürü olarak görev yapan Ölçer öğretim görevlisi olarak da bilgi ve deneyimlerini aktardı. Sanat tarihi, ilkçağ tarihi ve etnoloji-kültür tarihi eğitimini Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde tamamlayan Ölçer, 70’li yıllarda Anadolu’daki arkeolojik kazı çalışmalarında rol aldı. Kültür tarihi, müzeoloji, Osmanlı halı ve maden sanatı alanında yayınlara imza atan Ölçer, sanatçıların ve kurumların en güçlü destekçilerinden. Çocukluk yıllarında sanat ve siyaset alanından farklı ülkelerden isimlerin sohbetlerine tanıklık ettiğini anlatan Ölçer, bu çokkültürlü ortamın ve aldığı sanat eğitiminin çizdiği yolu belirlediğini anlatıyor. Fransa Cumhurbaşkanlığı’nın verdiği L’Ordre National de la Légion d’Honneur sahibi olan Ölçer, T.C Kültür Bakanlığı ve T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından üstün hizmet ödülüne layık görülmüştü. (B.Ç.)

TÜLAY GÜNGEN
YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK GENEL MÜDÜRÜ

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Murat Şaka

* Eğitimimin ve iş hayatımın neredeyse 30 yılı teknik konularda çalışarak ve yöneticilik yaparak geçti ama çocukluğumdan beri sanatla iç içeydim. Çocukluğumdan hatırladığım yılbaşı akşamlarında yemek yenir, tiyatroya gidilir, sonra evde tombala oynanırdı. Çok gezilir, zaman çevreye, doğaya ve müzelere ayrılır, müze yoksa yerel mimariye dikkatle bakılırdı. IT ekibinin başındayken Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın yönetim kurulu üyesiydim. O dönem ülkemizin ve İstanbul’un kültür-sanat altyapısının gelişimini ve sürdürülebilirliğini çeşitli açılardan düşünmemi teşvik eden karşılaşmalarla geçti. İlk İstanbul Bienali’nden, 1987’den bu yana da güncel sanatı aktif şekilde izliyorum. Pandemi sırasında sergi turlarım seyrelse de durmadı.

*
Bir isim söylemek zor… Virginia Woolf, Hale Asaf, Louise Bourgeois, Lina Bo Bardi, Linda Nochlin diye saymak isterim. Hatta odamda Mihri Müşfik’in bir otoportresi asılı, 1920 tarihli. Hep aklımda durur, Mihri Hanım’ı burada ağırlama imkânım olsaydı, bugün Türkiye’de sanatta kadının yeri hakkında ne düşündüğünü sorabilseydim…

* Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ta kitap seçerken, sergi düşünürken, etkinlik planlarken hep cinsiyetsiz bir yerden bakmaya, egemen kültüre eleştirel yaklaşmaya, sorgulayıcı olmaya çalışıyoruz. Yıllar önce yaptığımız Şükran Moral, Füsun Onur sergileri, Hale Asaf kitabı yalnızca birkaç örnek. Yayımladığımız 'Kadın Mücadelesi: Özgürlük, Eşitlik ve Kız Kardeşliğin 150 Yılı' unutulanları gözler önüne seriyor. Kısacası, kadınların sanata üretici ve izleyici olarak daha fazla dahil olması hep gündemimizde. Tam bu noktada bakış açımızı kurarken, yakın zamanda yayımlanan Linda Nochlin’in 'Kadınlar, Sanat ve İktidar' kitabının da son derece iyi bir yol gösterici olduğunu vurgulamak isterim.

ZUHAL ÜRETEN
İŞ SANAT GENEL MÜDÜRÜ

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf:
Murat Şaka

*
Bu alanda çalışmayı çocukluğumdan beri hayal ederdim demeyi çok isterdim, tabii öyle olmadı. Çocukluğum babamın işi nedeniyle çok farklı şehirlerde geçti, biraz da o nedenle bir meslek hayalini tutarlılıkla sürdüremedim. Hatırladığım bir ara doktor olmak istedim ki kan görmeye dayanamam. Bir yetenek belirtisi göstermeden oyunculuk hayallerim oldu, yazarlığa heves etmişliğim de vardır. ODTÜ’de uluslararası ilişkiler okudum, Ankara’da gazetecilik deneyimim oldu, yaptığım işe bayıldım. Ancak gazeteci olmak 1990’larda da kolay değildi, çalıştığım gazete ekonomik olarak zora girdi ve bir tercih yapmam gerekti. İş Bankası’nın uzmanlık sınavlarını geçip Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde uzman yardımcısı olarak çalışmaya başladım. Bankanın kurumsal yayınlarında yazabilmeye tav olmuştum. İş Sanat’a çıkan yolun başı, çalışacağımız departmanlarla ilgili tercihlerimizi sordukları mülakattı sanırım. İlk haftamda Ankara Resim Heykel Müzesi’nde İş Bankası Resim Koleksiyonu’ndan büyük bir sergi açılışı yapılıyordu, “Sen de gel” dediler, koleksiyonu gördüğümdeki hayranlığımı anlatamam. Sonra “Gel” denilen sergileri başka sergiler, konserleri yeni konserler izledi…

* 2015’te ‘Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar/Biz Mektup Yazardık’ başlıklı bir sergi açmıştık. O sergide yer alan mektuplarından tanıdığım, hayat hikâyesinden çok etkilendiğim Ivy Stangali ile tanışmak isterdim. 1920’lerde İstanbul’da doğan, misafir öğrenci olarak kabul edildiği Akademi’yi başarıyla bitiren, Bedri Rahmi’nin asistanı Stangali, ‘10’lar Grubu’nun kurucularından. 1964’te uluslararası politik nedenlerle, doğup İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalmış, üstelik bebeğiyle, bu ayrılık sonrasında İstanbul’daki eserleri de yitip gitmiş. Sonraki yaşamı zorluklarla geçmiş ve benim hissettiğim dünyadan biraz da küskün ayrılmış. Ivy ile tanışmak, İstanbul’un o yıllardaki sanat ortamını, sanatçılarını kendisinden dinlemek, yaşadığı zorluklara rağmen ismini sanat tarihine yazdırdığını ona söylemek isterdim.

* İş Sanat çalışanlarının büyük çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Öncesinde bankada da kadınların çoğunlukta bulunduğu, erkeklerin de kadınlara eşiti olarak davrandığı ekiplerle çalıştım. Atatürk’ün isteği ve doğrudan katılımıyla 1924’teki kuruluşunu izleyen daha ilk günlerde, ilk kadın çalışanını işe başlatan bir müessesede çalışmanın avantajını her zaman hissettim. Dolayısıyla kadınların sanata üretici ve izleyici olarak daha fazla dahil olması sadece kişisel olarak benim değil, çalıştığım kurumun gündemidir. Bu konuda benim getirdiğim bir bakış açısına özellikle ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte faaliyetlerimizde her zaman hem sanatçı hem izleyen olarak kadınların yeterince yer aldığından emin olmaya çalışırım.

YEŞİM GÜRER OYMAK
İKSV GENEL MÜDÜR YARDIMCISI

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Murat Şaka

* Konservatuvardan mezun olduğumda geleceğimle ilgili net olarak bildiğim bir şey vardı: Kesinlikle klasik müzikle ilgili bir iş yapmak istiyordum ancak müzisyen olmak istemiyordum. Müzisyenlik yeteneğin ötesinde çok büyük bir adanmışlık gerektiren bir meslek, kendimde bu özelliği göremiyordum. Konservatuvara araştırma görevlisi olarak girdim, yüksek lisans çalışmalarıma da başladım. Müziğin ve daha geniş kapsamda kültür-sanat alanının içerisinde kalmaya kararlıydım ancak diğer yandan akademik dünyanın dışında kalan klasik müzik sektörünü çok merak ediyor, bu alana bir yerinden adım atmanın yollarını da arıyordum. 1998’de Ege ve Akdeniz’deki tarihi mekânlar ve antik tiyatrolarda düzenlenen (maalesef sadece bir kez gerçekleşebilen) Amfor Müzik Festivali’nin koordinatörlüğü teklifini hemen kabul ettim. Bu alanda hiçbir deneyimim olmamasına rağmen, müthiş bir merak ve işi öğrenme arzum vardı. O festivalde aralarında Efes ve Aspendos Antik Tiyatroları da olmak üzere dört mekânda 12 konser gerçekleştirdik. Bir festival organizasyonunda yapılmaması gereken 10 hatanın 10’unu da yapıp
-kendi yöntemlerimle- çözümünü buldum. O festival tüm zorluklarına rağmen benim için bir dönüm noktasıdır. 2017’ye dek, akademik hayatla festival yöneticiliğini bir arada götürdüm. Sonunda festival yöneticiliği ağır bastı, akademik hayata noktayı koyarak tam zamanlı olarak bu tarafa yöneldim ve 2006-2018 arasında İstanbul Müzik Festivali’nin direktörlüğünü üstlendim. 2017’den bu yana ise İKSV Genel Müdür Yardımcılığı görevini üstleniyorum.

* 
Yeteneği, işine olan tutkusu ve yenilmez azmiyle beni büyüleyen, kısa da olsa tanıma fırsatı bulduğum en güçlü ve en muhteşem kadın Leyla Gencer’di. Frida Kahlo ve Maria Callas ile tanışmayı da çok arzu ederdim. Her ikisi de eşsiz yeteneklerini iç dünyalarıyla birleştirerek sanatına aktarabilmeyi başarmış 'efsanevi' kadınlar.

* Yaklaşık yüzde 65 oranında kadın çalışana ve yüzde 70 oranında, karar verici konumda bulunan kadın yöneticiye sahip bir kurum olarak, kadınların güçlendirilmesi, kültür sanat hayatına ve üretimine eşit katılımı konuları gündemimizde çok önemli bir yer tutuyor. Biz de İKSV olarak bu anlamda oluşturduğumuz çeşitli projelerle kadın müzisyenleri, tasarımcıları, oyun yazarları ve film yapımcılarını destekleyerek toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmeyi ve kadınların kültür sanata erişimini artırmayı hedefliyoruz. İstanbul Müzik Festivali’nin çalgı, şan ve şeflik branşlarında geleceğin kadın müzisyenlerini desteklemek amacıyla 2018 yılından bu yana TSKB’nin desteğiyle hayata geçirdiği ‘Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu’ ve İstanbul Caz Festivali’nin 2022 yılına kadar programında 50:50 cinsiyet eşitliğini sağlama hedefi bu yönde attığımız adımlardan sadece birkaçı. Ek olarak İstanbul Film Festivali ‘Çiçek İstemez’ adlı bölümüyle her yıl merkezinde kadınların olduğu filmleri, yönetmenleri festivalde bir araya getiriyor. ‘Türkiye’nin Kadın Koreografları’ başlıklı bir konuşma serisi düzenleyen İstanbul Tiyatro Festivali, 2021 yılı yerli proje seçkisinde kadın temasına ağırlık vermeyi hedefliyor. İstanbul Bienali ise bu yıl Dünya Kadınlar Günü’nü 13-14 Mart’ta, kadın bakış açısını odağa alacak bir etkinlikle kutlamaya hazırlanıyor.

GÜL MİMAROĞLU
ENKA SANAT DİREKTÖRÜ

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Murat Şaka

* 1971 yılında ülkemizde Kültür Bakanlığı’nın kuruluşunun verdiği heyecanın üzerine, 1973’te yurtdışında Kabuki Tiyatrosu’ndan harikulade kostümleri ve dekorları ile son derece etkilendiğim bir Noh oyununu izledikten sonra, kendimi dönemin tek kuramsal tiyatro okulu olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü’nde buldum. Sevda Şener, Metin And, Özdemir Nutku gibi pek çok duayen ismin öğrencisi olma fırsatını yakaladım. Bu isimlerin öğrencisi olabilmek hem büyük bir şans hem de kariyerimin şekillenmesi açısından ilham verici oldu. Bu isimler aynı zamanda kariyerimin çeşitli dönemlerinde desteğini aldığım, fikir danıştığım birer mentor benim için. Kuruluşuna şahitlik ettiğim ve kültür-sanat alanındaki faaliyetlerinin uzun yıllardır başında olduğum ENKA Vakfı ile yollarımın kesişmesi de mezuniyetin ardından gerçekleşti. 1983’te başlayan bu birliktelik, kültür ve sanatın sürekliliğini ve erişilebilirliğini sağlamak amacıyla sanatın tüm dallarına kucak açtığımız ulusal ve uluslararası projeler, etkinlikler ve işbirlikleriyle durmaksızın büyüyor.

* Camille Claudel, Margot Fonteyn, Billie Holiday, Marie Curie, Rahibe Teresa, Diane Arbus, Sophia Loren, Maria Callas ve İdil Biret hayata bakış açıları, olağanüstü yetenekleri, eserleri ve sanata olan tutkuları ile beni heyecanlandıran, dünya görüşüme ve sanata bakışıma büyük katkıları olan kadın yetenekler ve biliminsanlarının bir kısmı. Bugün biz kadınlar, sanat, bilim ve siyaset gibi alanlarda aldığımız yolu, onların attığı o ilk cesur adımlara borçluyuz.

* Otuz yılı aşkın süredir ENKA Sanat’ın yöneticiliğini üstleniyorum. Bu süreçte ekibimle birlikte, çok sayıda genç sanatçının eğitimine yönelik burs programları gerçekleştirdik, farklı alanlara odaklandığımız sosyal sorumluluk çalışmaları yaptık, sanat üretimini ve sanatın yaygınlaşmasını teşvik için farklı kurumlarla iş birliğinde sponsorluk, proje ve programlar geliştirdik, sanatçıların görünürlüğüne ve her kesimden izleyicinin sanatla buluşmasını hedeflediğimiz etkinlikler düzenledik. Bu faaliyetlerin omurgasını üç temel kavram oluşturdu: Özgür düşünce, estetik bakış ve yenilikçilik. Bu süreçte en büyük motivasyonum, özellikle de genç sanatçılara kendini özgürce ifade edebildiği ve yeniyi deneyebileceği bir platform sunabilmek; sanat üretimine, sanatçının eğitimine ve görünürlüğüne verdiğimiz desteği artırabilmek oldu.  

KUMRU EREN
BORUSAN CONTEMPORARY DİREKTÖRÜ


Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Murat Şaka

* Akademik yöntem ya da bilimsel yöntem, bana göre insanın kendini tanıması/araştırması tarafında da çalışan bir enstrüman. Çocukluktan bu yana plastik sanatlar alanında kendimi eğitmeye uğraşıyorum; nihayetinde sanatçı olacak kadar yetenekli olup olmadığımı bilmeksizin edebiyatçıları ve mühendisleriyle ünlü bir liseden çıkıp, hayat boyu hayalini kurduğum okula, Güzel Sanatlar Akademisi’ne gidiyorum. Akademide ve yüksek lisansta aldığım atölye eğitimi, plastiği ve sanatçının üretim sürecini tanımama yardımcı oldu. Ancak yüksek lisans tezim üzerinde çalışırken -ki  master tezinin amacı araştırma yöntemi edinmek aslında- çocukluktan bu yana sanata dair beni büyüleyen şeyin aslında işin görünmeyen kısmı, malzemeden ve sanatçının üretim niyetinden aşkın bir şey olduğunu kavradım. Bu kavrayış plastikle hesaplaşmış biri olarak, beni teori denilen o büyülü alana; sanatın arka planında çalışan formülü keşfe yönlendirdi. Yönetim ve süreç tasarımı tarafında uzmanlaşmak, teori ve pratik arasındaki bir optimizasyon gibi gelişti, bir denge noktası. Meslektaşlarım arasında plastikten gelen başka bir isim var mı bilemiyorum ama aldığım eğitimin sanatçıyla daha fazla empati geliştirebilme ve problem çözme tarafında işe yaradığını düşünüyorum.

* ‘Kadın sanatçı’ tanımı, feminist sanat tarihi yazımından gelen bir çerçeve gibi durmakla birlikte bir tarihsel ayrıma da işaret ediyor.1980’lerin sonlarına değin, Türkiye’deki sanatçı profili de dünyadaki ‘Batılı, beyaz ve eril’ profil tanımlamasına uygun olarak, tuval resmi yapan erkek ressamlardı. 90’larla birlikte yeni medyum’ları denemeye cesaret ederek ağırlıklı video ve deneysel işler üreten; mekân, göç, bellek, kimlik, toplumsal aidiyet, beden kavramları üzerinde çalışmış Türkiyeli sanatçıları, günümüz güncel sanatının omurgasının oluşmasında etkili olan öncü sanatçılar olarak önemli ve ilham verici buluyorum. Füsun Onur, Ayşe Erkmen, Gülsün Karamustafa, Hale Tenger, Nil Yalter, İnci Eviner’i bu bağlamda sayabiliriz. Hannah Arendt ile sohbet de fena olmazdı!

* Kadın bakış açısından farklı olarak, ‘eşitlikçi’ bir bakış açısı getirmeyi önemserim. Bu noktadaki motivasyon, temsil alanı bulamayan gruplara gerek izleyici gerekse de sanat pratiği tarafında fırsat eşitliği yaratılabilmesi. Kültür-sanat alanı, toplumumuzda en geniş tabanlı ‘öteki’ olarak ekonomik, sosyal ve siyasal alanda temsil alanı bulamayan kadın temsilinin negatif bir korelasyonla en yoğun olduğu alanlardan biri. Bunu izleyici ve üretici düzeyinde söyleyebilmek sevindirici. Kültürün, varlıkbilimsel ve antropolojik olarak da bu şekilde kodlandığı ve kadının özellikle bu alanda taşıyıcı rol üstlendiği son zamanlarda sıkça duyulan bir argüman. Bugün ise başta cinsiyet olmak üzere, herhangi bir kimlik politikası filtresine takılmadan, toplumu oluşturan tüm bireylerin temsil alanı bulabilmeleri çağdaş dünyanın çözmesi gereken bir sorunsal olarak duruyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu yalnız toplumdaki kadın bireylere ait bir sorun değil; mülteci sorununun bir ‘insan hakları’ sorunu olarak ele alınması gerekliliği gibi, vatandaşlık hakları üzerinde evrensel bir sorun, temel bir ‘insan’ sorunudur.

FİLİZ OVA
ZORLU PSM GENEL MÜDÜRÜ


Kültür-sanata yön veren 10 kadın


* Almanya’da okuduğum okulda tüm çocuklar kendi yetenekleri doğrultusunda yönlendiriliyordu. Benim yatkınlığım hep sanata yönelikti. Tüm okul hayatım boyunca keman çaldım, orkestrada yer aldım. Müzik yapmak günlük rutinimin bir parçasıydı. Dolayısıyla çok erken yaşta müziğin mesleki hayatımın bir parçası olacağını biliyordum. Ayrıca genç yaşta Türkiye’ye taşınmaya karar vermiştim. Dolayısıyla iş arayışım da bu yönde oldu. Sanat tarihi ve Amerikan edebiyatı eğitimi aldığım Tübingen Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra ilk olarak İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na başvurdum ve Ocak 2006’da İKSV’de Medya İlişkileri Bölümü’nde işe başladım. 2008’de İş Sanat’a geçişim ise işin yaratıcı ve içerik yönlendirici tarafında yer almayı istememden kaynaklıydı. İş Sanat’ta sanat yönetmeni yardımcısı ve ardından sanat yönetmeni olarak görev aldım. Kasım 2020 itibarıyla, Zorlu Performans Sanatları Merkezi Genel Müdürlüğü görevini üstlendim. Zorlu PSM’deki genel müdürlük görevimin yanında, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde misafir öğretim görevlisi olarak sağlıklı ve sürdürülebilir kültür kurumlarının yönetimini ele alan Mekan ve Lojistik dersi veriyorum.

* Piyanist ve besteci Clara Schumann ile müzik konuşmayı isterdim.

* Bulunduğum Zorlu Grubu’nda Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını referans alan 'Akıllı Hayat 2030' stratejik yaklaşımımız doğrultusunda hareket ediyoruz. Kapsayıcı ve çeşitlilikten beslenen, daha iyi bir gelecek hayaline ancak hayatın her alanında eşitliği yakalamış bir toplum olarak ulaşabileceğimiz inancıyla yayınlanan 'Eşit Bi’ Hayat' manifestosu ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir kurum kültürü haline gelmesi hedefleniyor. Bu anlamda sadece kültür sanat alanında değil tüm alanlarda kadınlar önemli rollerde yer alıyor. Zorlu PSM olarak, kadınların ekonomik yaşamın her alanında ve her seviyesinde var olmalarını destekleyen UN Women ve UN Global Compact ortak inisiyatifi olan Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ne (WEPs) imza attık. Programlarımızı oluştururken toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımıyla bakıyor, Keychange gibi müzik endüstrisinde cinsiyet eşitliğini hedefleyen oluşumlar içinde yer alıyoruz.  Araştırmalar tüketici olarak kadınların kültür sanat hayatında hali hazırda belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor. Farklı grupların nitelikli kültür sanat içeriğine erişmesi için de ayrıca çalışıyoruz. 


MERİÇ ÖNER
SALT ARAŞTIRMA VE PROGRAMLAR DİREKTÖRÜ

Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Mustafa Hazneci

* Mimarlık eğitimi almaya küçük yaşta karar vermiştim. Çevremde mimar tanıyarak değil binaları, hatta daha çok içinde yaşayanları inceleyerek verilmiş bir karardı bu. Böyle bir yerden mimarlık ile ilişkilenince eğitim sürecinde aklıma yatmayan bazı şeyler oldu. İtirazlarımın başında ‘star’ mimarlık müessesesi geliyordu. Ben mahallenin mimarı olmayı istiyordum. Tesisatçı, terzi, fırıncı gibi… O dönemde öne çıkarılan mimarlığın büyük, eşsiz, benzersiz gibi sıfatları olan birtakım tekil binalarla meşgul olduğunu düşündüğüm için uygulama alanına mesafe aldım. Bu kararımı, Mardin’de yürütülen bir UNDP araştırma projesine dahil olunca test etme şansım oldu. Yerinde tespitler yaptığımız, envanter derlediğimiz bir çalışmaydı. Böylelikle merak ve sorularla ilerleyen araştırma ortamındaki memnuniyetimi yaşamış oldum. Aynı zamanda zihnimdeki Türkiye genişledi. Diğer mimarlık eğitimi, tarih ve coğrafya ile örneklendirebileceğim çok çeşitli bilgi alanını dönüştürmüştü. Ezber olduğunu sandığım alanları yapılar üzerinden anlamak, okumak kültürün katmanlarını deşifre etmek gibiydi. Mardin çalışmasından bir süre sonra İstanbul’da 2005’te gerçekleştirilen Dünya Mimarlık Kongresi’nde sergiler koordinatörü olarak görev aldığımda farklı noktalar yavaşça birleşti. Nihayet 2007’de Garanti Galeri’de görev alınca maddi kültüre odaklanan araştırmaların sergiler, yayınlar aracılığıyla kamuya açık hale geldiği bir ortama dahil oldum. SALT’a geçişle mimarlığı tekil nesneler olmaktan çıkaran; bugünü ve geçmişi anlamak, yerler, zamanlar, alışkanlıklar hakkında konuşmak; mimarlığın kültürden edindiği ve kültüre kattığı katmanları çözümlemek için geniş bir kayıtlar bütünü olarak tarif edecek işler yapma fırsatım oldu. Öğrencilik yıllarımın en başında edindiğim, kişi ve nesneye odaklanmanın kolaycı ve seçici olduğuna dair fikrim değişmedi. Aslında bir alandan diğerine geçiş yaşamadım. Bir yerde edindiğim izlenim, daha geniş düşünmeye ve üretmeye olanak tanıyan bir ortama dahil olmamı sağladı. Kültür alanında aracılık konumunu önemsiyorum. Bulunduğum yer çok sayıda insanın fikir ve üretimlerinin kamuya açılmasını sağlıyor. Bir mimar olarak çalışma ihtimaline oranla benim için en keskin fark bu sanırım.

* Böyle bir soru karşısında aklıma anında bir yanıt geleceğini düşünmezdim ama birden Jenny Holzer düştü. Özellikle ‘Truisms’ serisini bağımsız cümleler halinde içimde her yere taşıyabildiğim için sanırım.

* Günlük söylemimde böyle bir iddia taşımıyorum. Çünkü kadınlık veya erkeklik kavramlarına yalnız bir özellik olarak bile onay verirsem, cinsiyetlere göre duygu ve davranış biçimi şeklinde tarif edilen tüm klişeleri kabul etmiş olacağım. Halbuki insanların hatta dünyanın yalnızca iki cins üzerinden tarif edilmesini doğru bulmuyorum. Ancak benim bu tavrım hepimizin belli kıstaslar üzerinden çok farklı biçimde engellendiği durumları ortadan kaldırmıyor. Kendi günlük hayatımda bu sebeple en çok dikkatimi verdiğim ve gayret ettiğim, herhangi bir pozisyonda birilerini engelleyici olmamak. SALT’ta kadınların sanata her açıdan katılma biçimlerine dair farkındalık ve özenimiz, çoğunluğu kadın olan ekibimizin katkısıyla doğallıkla yüksek. Bir yanda Türkiye’de 20'nci yüzyıl sanat tarihinde kadınların yerini doğru biçimde hizalamaya yarayacak, diğer yanda güncel işlerin ve tartışmaların üretilmesine ve kamuya taşınmasına vesile olacak nitelikte araştırma, sergi ve yayınlar yapıyoruz. Asıl meselenin her işi, her türe karşı ayrımcılığa yer vermeyecek bir tutumla yapmak olduğunu vurgulamalıyım. Her ortamda dönüştürücü bir etki yaratmak için belirleyici olan davranışlarımız.

DERYA BİGALI
AKBANK SANAT MÜDÜRÜ


Kültür-sanata yön veren 10 kadın

Fotoğraf: Murat Şaka

* Hayatımda bazı dönüm noktaları oldu, hem de oldukça ani kararlarla. Yapı olarak karar verdiğimde çok hızlı aksiyon alan biriyim. Bu özelliğin kariyerimde de yansımaları oldu. Sanata olan ilgimin belki de başta ressam amcam Şeref Bigalı olmak üzere ailemde sanata olan yakınlıktan kaynaklandığını söylemem mümkün. Annem ve babam da sanata çok ilgi duyarlardı. İlkokulda divan edebiyatı şiirleri ezberlerdim. Babam yurtdışından caz LP'leri getirirdi, yazın Abdi İpekçi Spor Salonu’ndaki caz konserlerini kaçırmazdık.
Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okurken sanat alanında bir şeyler yapmak istiyordum ama çevrenin de teşvikiyle bilgisayar mühendisliğini yazdım. 1986’da ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldum ve önce NETAŞ’ta çalıştım. Bu dönemde Kanada firması Northern Telekom’un Türkiye’deki ilk dijital hatlarının prototip çalışmasında yer aldım. Stuttgart Alcatel’de yazılımcı olarak çalışmak üzere Almanya’ya gitmek hayatımda önemli rol oynadı. Yedi yıl boyunca birçok farklı uluslararası projede yer aldım. Program yazmak insanda analitik düşünmeyi ve sebep sonuç ilişkilerini kurmayı çok geliştiriyor. Her konuya bir program gibi bakıyorsunuz ve kendinizi sürekli farklı olasılıkları düşünmeye eğitiyorsunuz. Stuttgart’ta çalışırken sanata olan ilgim dolayısıyla birçok eğitime katıldım, resim ve seramik çalışmaları yaptım. Tatillerimi Avrupa’daki müze ve festivalleri izlemek üzere kullanıyordum. Caz da çok ilgi duyduğum bir alandı. Küçük lokallerde Miles Davis, Keith Jarrett, Jan Garbarek, Bobo Stenson, Charlie Haden, ralph Towner, Egberto Gismonti gibi çok değerli sanatçıları dinleme imkânım oldu.
İstanbul’a 1995’te döndüm. Akbank’ın bilgi işlem firması Aknet’te programcı olarak çalışırken Akbank’ın caz festivali yaptığını öğrendim. Caz festivali fikri beni çok etkiledi. Kısa bir sürede mesleğimi bırakıp festival için çalışmaya karar verdim. Akbank Kültür Sanat Müdürlüğü’nde festival yöneticiliği yaptım, daha sonra Entegre İletişim Müdürü oldum ve 2003’te Akbank Sanat Müdürü olarak Beyoğlu’ndaki merkeze geldim.
Stuttgart’tayken gittiğim, FORUM adında altı katlı bir sanat merkezi vardı, her katında farklı etkinlikler düzenleniyordu. İstanbul’a döndüğümde FORUM 2’yi açmayı hayal ediyordum. Belki bilmeden o dönemde hayal ettiğim şeyleri yıllar sonra gerçekleştirme imkânını elde ettim. Yıllar sonra altı katlı bir sanat merkezinin yönetimine gelmiştim. Her zaman hayallere inanan biriyim, çünkü her şey bir hayalle başlıyor, yeterince azim ve cesaretiniz de varsa hayata geçirilebiliyor.

* Hep ilgiyle takip ettiğim, cesaretine ve gücüne hayran olduğum Marina Abramovic’in Bonn Kunsthalle’deki sergi açılışına gitmiş, İstanbul’a gelmesini hayal etmiştim. Akbank’ın ana sponsorluğunda Sakıp Sabancı Müzesi ve Akbank Sanat’ta düzenlenen sergileriyle hayalim geçen yıl gerçekleşti. Kendisiyle diyalog kurma imkânım oldu. Hayatının ne kadar zorluklar içinde geçtiğini, cesaret ve azminin onu bugün dünyanın en önemli performans sanatçılarından biri yaptığını görmek bence tüm kadınlara ilham ve cesaret vermeli…

* İlk mesleğim olan bilgisayar mühendisliği 30 yıl önce ağırlıklı olarak erkeklere özgü olarak nitelendiriliyordu ve Almanya’da ofiste tek kadın bendim. O dönemki düşüncemi hâlâ koruyorum: Mesleklerde kadın-erkek farkının olmadığını düşünüyorum. Her şeye önce insan gözüyle bakma taraftarıyım. Kadın ya da erkek olmasından bağımsız olarak, isteyen herkes her iş alanında çok başarılı olabilir. Bunda yeterince istek sahibi olmak ve disiplinle emek sarf etmek benim açımdan daha çok öne çıkan kriterler. Bir yandan kadınların belki biraz daha detayları analiz etmek ve aynı anda birçok konuyu birbiriyle ilişkilendirmekte doğal yetenekleri olduğunu da gözlemliyoruz. Organizasyonlarda bu bir avantaj sağlayabilir ama yine de bunu çok kesin bir yargı olarak ortaya koymak doğru olmaz. Akbank Sanat olarak özellikle gençlere, genç yeteneklere fırsat vermeye çalışıyoruz. Sanatın birçok farklı alanında kendilerini sunabilecekleri platform yaratıyoruz. Kadınlar da doğal olarak bunun bir parçası.

MÜJDE UNUSTASI
ARKAS KÜLTÜR VE SANAT DİREKTÖRÜ

Kültür-sanata yön veren 10 kadın


* Çocukluktaki anılarımızın yetişkin hayatımızda büyük rol oynadığını düşünüyorum. Benim de sanata olan ilgim kendimi bildim bileli var. Küçükken resim yapmayı çok severdim, annemin sanat kitaplarını inceler, hayaller kurardım. Ailece epey müze gezerdik. Yaşım ilerledikçe belleğimdeki eserler hakkında okumaya başladım. Sadece resim değil; porselen, gümüş, seramik gibi her türlü sanatsal objeyi inceler, damgalarından hangi ülkede, hangi atölyede üretildiklerini bulmaya çalışırdım. Tarih okuduğum üniversite yıllarımda müzecilik konusunda ilerlemeye karar verdim. Yüksek lisans tezim de Osmanlı müzeciliği üzerineydi. O yıllarda Türkiye’de özel müzeler yok denecek kadar azdı. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, sanatın farklı alanlarıyla birinci elden temas edebileceğim, eserleri yakından inceleme fırsatı bulabileceğimi düşündüğüm için müzayede sektöründe deneyim elde etmenin faydalı olacağını düşündüm ve profesyonel hayatıma Antik A.Ş.’de başladım. Bu deneyimin bana mesleki anlamda çok katkısı olduğunu söylemeliyim. Çok farklı alan ve dönemlerden binlerce eseri yakından inceleme şansını buldum. Evlendikten sonra İzmir’e taşınmam hayatımın önemli dönüm noktalarındandır. İzmir’e kazandırdığı sanat merkezleri ve gerek çeşitlilik gerekse dönemsel olarak Türkiye’deki özel koleksiyonlardan farklı çizgideki kurumsal koleksiyonuyla öne çıkan Arkas Holding’le yollarımızın kesişmesi bu sayede oldu. Sayın Lucien Arkas’ın sanata olan ilgisi ve vizyonuyla dokuz yılı aşkın zamandır, ilk günkü heyecanla sanat alanındaki kariyerime devam ediyorum.

*
Mary Cassatt, sanatı ve duruşuyla çok sevdiğim bir ressam. İlk kadın empresyonistlerden. Sanata olan tutkusunun peşinde, ailesinin karşı çıkmasına rağmen sanat eğitimi almak üzere Amerika’dan Avrupa’ya gidiyor. Kadınların sanatçı olarak ciddiye alınmadığı bir dönemde, Paris’te empresyonistlerle sergi açmayı başarmış, öncü, yeni teknikler denemeyi seven, ‘kadın sanatçı’ söylemini de şiddetle eşleştiren bir ressam. Pek çok hemcinsine de ilham kaynağı olmuş. Empresyonistleri ABD’deki koleksiyoner yakın çevresine tanıtan ve bu sayede günümüzün büyük müzelerinin koleksiyonlarının oluşumunda büyük rol oynamış bir sanatçı. Mary Cassat ile sohbet edebilmeyi, kendisinden sanat konusunda verdiği mücadeleyi dinlemeyi çok isterdim.

* Doğamız gereği biz kadınların her türlü mesleği daha detaylı, etraflıca ele alma yaklaşımımız var. Bu iş hayatında da kesinlikle kendisini gösteriyor. Detayların önemine inanan bir kişi olarak kadınların bakış açısının bir projeye olumlu katkı yaptığına inanıyorum. Bir toplumun gelişmesinde kadınların rolü tartışmasız çok önemli. Cinsiyet eşitliğinin olmadığı bir toplumda gelişmeden söz edemeyiz. Eşitlik derken, temel hak ve hürriyetlerin yanı sıra hayatta kendilerini gerçekleştirebilme imkânının da eşit olmasından bahsediyorum. Bu sebeple her alanda olduğu gibi sanat alanında da kadınların izleyici ve üretici olarak eşit şekilde temsil edilebilmesi gerekiyor. Sanat izleyicisi olarak; Arkas Sanat Merkezi, Arkas Sanat Urla ve Arkas Deniz Tarihi Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz sergi ve etkinliklere dayanarak kadın izleyicilerin sayıca daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Öte yandan geçmişe göre bugün gerek sergilenen eserler, gerekse sanat yönetimi, sanat koleksiyonculuğu ve sanatsal organizasyonlar konusunda kadınların görünürlüğü artmış olmakla birlikte halen eşit bir temsil olduğunu söyleyemeyiz. Bu konuda hâlâ kat edilmesi gereken uzun bir yol var.

 

False