İnsanın kendiyle imtihanı

Güncelleme Tarihi:

İnsanın kendiyle imtihanı
Oluşturulma Tarihi: Şubat 20, 2020 15:47

2018 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Olga Tokarczuk’un ‘Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’si bir suç hikâyesi. Polonya kırsalındaki kasvetli ve izole bir köyde art arda erkekler öldürülüyor; polis bu ölümlerin peşine düşüyor. Fakat sayfalar ilerledikçe kuvvetli bir aşk hikâyesi giriyor devreye.

Haberin Devamı

Pek çok kimse Olga Tokarczuk ismini geçen yılın ‘olaylı’ diyebileceğimiz Nobel Edebiyat Ödülü günlerinden hatırlıyorsa da, aslında çok daha uzun süredir edebiyatın gündeminde kendisi. 1989’dan bu yana kaleminden çıkanları okurla buluşturan Polonyalı yazar, Nobel dışında da -Uluslararası Man Booker gibi- nitelikli edebiyat ödüllerine değer görüldü ve kitapları pek çok dile çevrildi. Üç kitabıyla Türkçeyle de buluştu ayrıca: ‘Gündüzün Evi, Gecenin Evi’, ‘Koşucular’ ve ‘Aç Gözünü Artık Yaşamıyorsun’. Tokarczuk’un Türkçedeki serüveni ise okur karşısına henüz çıkmış bir kitapla daha devam ediyor; ‘Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’ ile...
Kendi dilinde ilk kez 2009’da yayımlanan ‘Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’, Tokarczuk’un kendi siyaseti, yaşam felsefesi, eğitimi ve inançlarıyla iç içe geçmiş, farklı uçlar gibi görünen fakat günün sonunda birbirini tamamlayan meseleler çerçevesinde örülen bir roman. Doğaya hayranlığını her söyleşisinde dile getiren, feminist bir aktivist olarak kendini tanımlayan, aynı zamanda bir psikolog olarak insana bakışında yeni kapılar aralayan Tokarczuk; Türkçede yeni yayımlanan bu romanında, yaşamındaki tüm bu uçları bağlayıp üzerine de masalsı bir atmosfer ekleyerek insanın dünyadaki yeri üzerine düşünmesini istiyor.
Tokarczuk’un yaşamındaki -hemen yukarıda anlatmaya çalıştığım- çoksesliliğinin metne yansımasına paralel olarak, romanın belirli bir izlek ve tür bağlamında ele alınamayışını da eklemek gerek...
Tokarczuk’un romanına genel çerçevede baktığımızda bir suç macerasının içinde buluruz kendimizi. Polonya kırsalındaki kasvetli ve izole bir köyde art arda erkekler öldürülüyor; polis bu ölümlerin peşine düşüyor. Tokarczuk’un hikâyesi de böylelikle hızını alıyor. Fakat bu suç hikâyesinin içine romanın sayfaları ilerledikçe gelişecek bir aşk hikâyesi ekleniyor. Roman bu yönüyle kuvvetli bir aşk hikâyesi aynı zamanda. Romanın başkarakteri Janina’nın yıldız haritaları aracılığıyla yaşamları okuduğunu göz önüne alırsak ‘Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’ bir mistik metne dönüşüyor birden. Yazarın siyasi görüşünün gerçek anlamıyla hikâyeye sirayet ettiğini düşündüğümüzde ise elimizdeki, politik bir metin aynı zamanda.
‘Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’ için tam olarak bu nedenle tarif edilemez ve özgün bir roman diyebiliriz. Pek çok türü bünyesine alıp kendine ait yeni bir tür yaratıyor adeta Tokarczuk bu romanıyla.
Tüm akışı ise bakışlarından izlediğimiz Janina sağlıyor romanda.
Zorlu kış günlerini astroloji çalışarak, yıldız haritalarını inceleyerek, William Blake’in şiirlerini tercüme ederek geçirir Janina. Kimilerine göre Janina tam bir ‘kaçık’tır. İnsanlar yerine hayvanlarla vakit geçirmeyi tercih eder örnekse. Ya da bir münzevi gibi ilişkisiz, sıfıra yakın temasla yaşamaktadır. Fakat bu hareketsizliğin, ilişkisizliğin altında okuruna insanın bu yaşamdaki ve doğadaki yerini sorgulatacak denli derinlikli bir karakter olarak çizilmiş Tokarczuk tarafından Janina. Dahası, delilik ve dâhilik, adalet ve masumiyet gibi kavramlar da çıkıp geliyor onunla birlikte.
Bu kavramlardan birinin bile ustalıkla işlendiğinde dolu dolu bir romanla karşı karşıya olacağımızı hesap ettiğimizde, Tokarczuk’un ustalığı daha iyi anlaşılabiliyor; çünkü yazar, kurduğu melez yapıda ele aldığı tüm meselelerin, kendi dünyasından verdiği cevaplarla içini çok sağlam dolduruyor.

SÜR PULLUĞUNU 

İnsanın kendiyle imtihanı

ÖLÜLERİN KEMİKLERİ ÜZERİNDE
Olga Tokarczuk
Çeviren: Neşe Taluy Yüce
Timaş Yayınları, 2020
300 sayfa, 34 TL.

BAKMADAN GEÇME!