GeriKitap Sanat ‘Hikâye ve ruh anlatmanın kutsallığı değişmiyor...’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Hikâye ve ruh anlatmanın kutsallığı değişmiyor...’

‘Hikâye ve ruh anlatmanın kutsallığı değişmiyor...’
Can Evrenol
Abone Olgoogle-news

Korku filmleri ‘Baskın’ ve ‘Housewife’ ile tanıdığımız Can Evrenol’un bir felaket sonrası fantastik anlatı olan son filmi ‘Peri: Ağzı Olmayan Kız’ bugün vizyonda... Evrenol, ‘yeterli salon bulunamadığı’ için gösterimi geciken, sosyal medya destekleriyle gündeme gelip salon bulan filmin yolculuğunu ‘mağduriyetten doğan coşku’ olarak tanımlıyor.

'Baskın', 'Housewife' filmlerinden tanıdığımız Can Evrenol’un son filmi 'Peri: Ağzı Olmayan Kız' bugün (7 Şubat 2020) vizyona giriyor. Filmin vizyon tarihi 17 Ocak olarak belirlenmişken, ‘salon yetmezliği’ sebebiyle 20 günlük bir erteleme yaşamıştı. Birçok izleyici ve sinemasever, hem Evrenol’un paylaşımlarından, hem de çok sayıda oyuncu, yönetmen, sinemacı, izleyicinin paylaşımları ve destekleriyle süreçten haberdar olup, merak eder bir noktaya evrildi. Bu ertelenmeyi ve filmin gösterim için yeterli salon bulamaması sürecini “PR bütçesiyle yapılamayacak bir tanıtım” olarak değerlendiren Evrenol’la, filmi ve akabinde yaşanılanlar üzerinden bağımsız sinemanın durumunu konuştuk.
Evrenol, kendine has tarzıyla çektiği, 20 ülkede sinemada gösterilen, 80’den fazla uluslararası festivalde gösterimi yapılan 'Baskın' ve 'Housewife’tan sonra, ‘korku’ sınırlarının dışına taşarak fantastik bir çocuk hikâyesini izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor bu günlerde. Hikâyenin ve karakterlerin bir filmi çekmek istemesindeki temel unsur olduğunu ifade eden Evrenol’un bu filmle olan macerası, Cem Özüduru’nun Perihan adlı kısa hikâyesindeki ağzı olmayan kız fikrine hayranlığıyla başlıyor. Özüduru hikâyesini çizgi romanlaştırırken, Evrenol ise Kutay Ucun bile beraber filmin senaryosunu yazıp, çekmek için harekete geçiyor.Bir felaket sonrası fantastik bir çocuk anlatısı olan filmin başrollerinde çocuk oyuncular
Elif Sevinç, Denizhan Akbaba, Özgür Civelek ve Kaan Alpdayı’yı izleyeceğiz.

‘Hikâye ve ruh anlatmanın kutsallığı değişmiyor...’


Bir yandan sinema, diğer yandan dizi, reklam, klip çekimlerine, yakın zaman dilimlerinde devam eden yönetmen, çektiği türler arası farklılıklardan “Bazen mod yaratmak önde oluyor, bazen bir espri bir ahenk kovalıyorsunuz, bazen de drama tabii ki. Bazıları yüz metre koşusu, bazıları maraton.” şeklinde bahsediyor fakat “Günün sonunda hepsi ayrı formatlar olsa da hepsi görsel ve işitsel bir hikâye anlatmaktan geçiyor.” diyerek hepsinden aynı derecede keyif aldığının altını çiziyor.

Bağımsız sinemanın uzun zamandır süregelen ve dönemsel olarak vardığı durumla, bir yandan film ekipleri kendi PR’ları için sosyal medya üstünden çabalıyor, bir yandan çok sayıda ekipli gösterimler düzenleniyor. Mevcut hâl 2000’li yılların ortasından itibaren daha çok görünür olan bağımsız tiyatroların seyrine benziyor bir miktar da olsa. Varılan noktada, iki sanat dalı da benzer kaderleri paylaşıyor. Maddi imkansızlıklar içinde, salonların sayıca azlığı hatta zaman zaman yokluğuyla, kendi zor imkânları dahilinde, bağımsız, desteksiz tiyatro yapmaya çalışan ekipler “tiyatronun altın çağını” pek yakınlarında hissedemezken, ‘altın çağı’nı yaşadığını pek de söyleyemeyeceğimiz sinemada da yine en çok etkilenenler bağımsız sinemacılar oluyor. “Bağımsız sinemanın hali, ülkedeki tekelleşme, korsan ve eğitimden dolayı içler acısı. Ancak durum Türkiye dışında da benzer maalesef. Genel olarak dünyada sinemanın yeri değişiyor. Mecralar elle tutulamıyor. Büyük bir değişim sürecinin ortasındayız. Bu devirde hele ki Türkiye’de sinema yaparak para kazanmaya çalışmak delilikten başka bir şey değil. Ama bir yandan da sinema yapmanın, hikâye ve ruh anlatmanın kutsallığı değişmiyor.” diye anlatıyor Evrenol. Böyle hem kişisel hem de sektörel zor süreçler, birlikte davranmanın ve kitleselliğin pozitif etkisini deneyimleyebildiğimiz an’lara dönüşebiliyor. Evrenol’un bir takipçisinin önerisi ve sonrasında gelişen organik destekler ve çeşitli renkli paylaşımlarla 7 Şubat’ta “Peri, Ağzı Olmayan Kız” daha bilinir, daha çok sayıda daha çok insana ulaşır bir şekilde vizyona girerek, -Evrenol’un kendi söylemiyle- “mağduriyetten doğan coşkusunu” yaşamaya hazırlanıyor.

‘Hikâye ve ruh anlatmanın kutsallığı değişmiyor...’

ARTIK SINIRSIZ ÖZGÜR KISA FİLM VAR
Sinemanın 'çöküş'ünü bir yandan “kısa filmin sessiz zaferi” olarak tanımlayan Evrenol, “2020’de herkes kendi bir marka ve herkes kendi bir Instagram hesabı, veya YouTube kanalı. Bu yüzden birebir iletişim ve insani ilişkiler daha ön plana çıkacak gibi. Bu hem iyi hem kötü. Dünyada orta bütçeli sinema filmlerinin soyunun tükenmesinin sebebi de bu. Ama artık sınırsız sayıda kısa içerik var. YouTube’ta, Instagram’da, TikTok’ta... Bunların her biri kendi içinde çok özgür kısa filmler.” şeklinde anlatıyor içinde bulunduğumuz süreci. Bu gidişatın varacağı yer hakkındaki tahminlerini de, mevcut dönemi bir geçiş süreci olarak gördüğünü ve henüz taşların yerine oturmadığının altını çizerek yapıyor: “Ben en çok ‘Netflix vs Cannes’ problemine bakıyorum. Önümüzdeki senelerde bakalım taraflar nasıl birbirine uyum sağlayacak... Benim tahminin DVD dönemindeki bazı markalar gibi - mesela Criterion, mesela Tartan, mesela Tiglon - daha niş zevklere hitap eden kaliteli dijital platformlar olacak. Netflix ve Youtube gibi devler; 90’ların Star, Show, ATV’si yerine geçecek.”
Her sektörde olduğu gibi sinemada da sektörün devlerini arkana almadan iş yapmanın zorluğundan bahseden Evrenol’un, dünyada da değişen sinema anlayışının, Türkiye’deki ekstra kurak ve umutsuz durumuna yorumu şöyle: “Sinema salonlarındaki çöp (junk) içeriğin tekeli, güleriz ağlanacak halimize çizgisinde.

 

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle