Evin içli öyküleri

Güncelleme Tarihi:

Evin içli öyküleri
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 14, 2023 09:39

Şenay Eroğlu Aksoy’un ‘Sardunyaların Kışı’nda (Everest) uğuldayan bir sesi var öykülerin. İç uğultusundan ev uğultusuna, ruh uğultusundan sokak uğultusuna, sessizliğin uğultusundan gürültününkine, acıdan şiddete, zonklayan bir baş ağrısı gibi...

Haberin Devamı

Bir öyküsünde de değiniyor öykülerinin ne’liğine, ev öyküleri ya da eviçi öyküleri, buna benzer bir şey söylüyor. Söylemese de olurdu, ‘Evlerin Yüreği’yle başlamış bir öykücü o. Sonra evlerden ırak olmayan ‘Gece Çığırtkanları’na uğramış, şimdi de ‘Sardunyaların Kışı’nda (Everest).

Evin içli öyküleri

Şenay Eroğlu Aksoy’un yeni kitabında 16 öykü var, hepsinin anlatıcısı ayrı, fakat kitabı bitirdiğimde erken büyümek zorunda kalmış ve bunun bilgeliğine varmış bir kız çocuğu, belki o da 16 yaşında, anlatıyor hepsini diye düşündüm. Bu bir yandan hem anlatılanların hem de anlatma biçiminin sıkılığına ve yoğunluğuna ilişkin bir duygu hem de Aksoy’un öykücülüğünün farklılığını belirten bir saptama.
Uğuldayan bir sesi var öykülerin. İç uğultusundan ev uğultusuna, ruh uğultusundan sokak uğultusuna, sessizliğin uğultusundan gürültününkine, acıdan şiddete, zonklayan bir baş ağrısı gibi, öykülere efekt olmaktan çok, öykücünün de söküp atamadığı, yerleşmiş bir uğultu.
Romancıların bazen itiraf ettiği gibi, kahraman, yazarın denetiminden çıkar ve yazarın da beklemediği gelişmeler olur. Aksoy’un öykülerindeki sürekli uğultu da haklı bir diretmeyle hakkı olan yeri alıyor öykülerde. Aynı zamanda da keder yükünü artırıyor. İnsanın boğazına düğümlenen öyküler. Kıyısına dek getirip bırakıyor. Gözyaşını da, isyanı da, kahretmeyi de.
Kısacık cümlelerle upuzun eviçleri. Öykünün doğum yeri değil midir eviçleri hem? Sonra balkona çıkılır, sokağa bakılır, oradan mahalleye derken öyküler bir delta oluşturur. Modern şiirin yapısal bütünlüğüne işaret edilirken, şiirin mimarisinden söz edilir, Aksoy da öykülerini benzer bir mimariyle oluşturmuş gibi, nasıl bir eviçiyle, dışıyla, çevresiyle, boşluğuyla kuruluyorsa, öykülerinin kuruluşu da öyle. ‘Hayat Bilgisi’ de böyle bir şey değil mi?
İç öyküler. Eviçi, eviçli, insanıniçi, içli. Romandan çok şiir ve öykünün ortak mekânı ev. İkisinin de birbirlerinden alacakları şeyler olduğunu, bu bazen ders de olabilir, ‘Sardunyaların Kışı’nda gördüm. ‘Birbirimize iyi geldik’ cümlesinin yerini bulduğu ve çok anlamlı olduğu bir buluşma.
Yalnızca okurların değil, yazmak isteyenlerin, yeni başlayanların, yeni yazarların da örnek olarak okuması gereken bir toplam ‘Sardunyaların Kışı’, okurken bunu da hissettim. Yapayalnızlığı yapyalın anlatmanın gücünü taşıyor her öykü.

/////

Haberin Devamı

Ufak tefekler
Adı dışında çok beğendim kitabı, ‘Minimal Şeyler’ (İkaros Y.) Ebru Kış’ın ‘küçürek öykü’leri. Muhterem halkımızın “Ufal da cebime gir!” deyişine benzer, ‘Küçül de gözüme gir!’ diye övebileceğimiz bir düzeyde seyrediyor kısa kısa, çok kısa, küçürek öykücülüğümüz. Bunlar da benden olsun, hem Ebru Kış’a hem diğer küçürek yazıcılarına, ‘ufak tefek’, ‘karamürsel sepeti’, ‘küçücük’, ‘ufaktan’, ‘ufacık’, ‘boyuna bosuna bakmadan’, ‘minnacık’, daha da olabilir yani!

Evin içli öyküleri

Zaman zaman yazmaya çalışırım ben de. Yazmak da güzel ama okuması daha keyifli, çünkü ufacık tefecik olmalarına aldırmadan, bazen Gülten Akın’ın “Bir roman kadar uzun bu tümce” dizesiyle söylediği yoğunluğa, uzunluğa, içeriğe ulaşıyorlar. Tabii şaşırtıcı oluşlarını, yazınsal zekânın sergilediği hünerleri, ilginçliklerini ve kısacık söylemenin lezzetini de o avuç içi kadar yere sığdırmaları da ayrıca takdire şayan. Acaba ‘avuç içi’ öyküler de denilebilir mi?
Ebru Kış ‘Minimal Şeyler’de arabaşlıklar, yoksa arahoşluklar mı demeliyim, kullanmış, klasik öykü anlayışının Serim, Düğüm, Çözüm üçlüsü bunlar.
Varoluştan, mitolojiden, felsefeden, şiirden beslenen ve onlara göndermeler yapan sevimli küçürekleri var Kış’ın, öte yandan uzun ve derin acıları da ‘imayla geçmeyi’ bilmiş. Yer yer şiirin sezdirme görevini üstlenmiş. Çok çarpıcı küçürekler de var, mısra-i berceste gibi cümlelerle biten de. Ya da düşünsel ve kültürel boyutuyla öne çıkanlar kadar bir halk hikâyesi gibi söylenmiş olanlar da var. Bazılarıysa adeta tasavvuftan meseller gibi, öyle durup düşünceye salıyor insanı. İçerdiği çeşitlilikle de ilgi çekici ufaklıklar!
“Ali’nin sesini duymak gibi güzeldi” cümlesiyle bitiyor bir öykü. Bu cümledeki doğallık gibi söyleyişi de güzel, dolu dolu öyküler ‘Minimal Şeyler’.

BAKMADAN GEÇME!