Ergin ile Akif: Şiirin arkadaşlığı

Ergin ile Akif: Şiirin arkadaşlığı

Ergin (Günce) ile Akif’ten (Kurtuluş) konuşuyoruz, Akif’in şiiri Ergin’e göre daha fiyakalıdır. Süsüne kaçılmamıştır, tasarlanmış bir özensizliği yoktur ama ‘mesleki jargon’un inceliklerine hem Türkçe hem Osmanlıca vâkıf olmaktan belki de, bazı fiyakaları hukuktan kapmıştır! “Yavrum Ergin”se bir matematik hocasıdır, şiiri 9 canlıdır! Hapishaneden zulasına avluya çıkardığı güneşli sözcükler kalmıştır.

Haberin Devamı

“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında/ Bir teneffüs daha yaşasaydı/ Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür.” Ece Ayhan ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’nda arkadaşlarından söz eder, hepimizin arkadaşlarından. Tarihin, tabiatın, şiirin, devrimin, parkların ve hatta arkadaşlığın arkadaşlarından. O arkadaşlar da tutar birbirlerini yasak bir bildiri gibi iletmenin hazzıyla, kimseye değil şiire verirler. ‘Sular Ne Güzelse’ demişti ya Erdal Öz, arkadaşlığın elinde şiir olmak da ne hoştur, üstelik devlet dersinin hep zorunlu olduğu her zamanda.
Ece’nin şiiri, Edip Cansever’in “derken karanfil elden ele” dizesiyle, üzerinde arkadaşlığın puluyla ölümden ölüme de gider, şairden şaire de geçer. Bu şiiri yazdıktan 4 yıl sonra 25 yaşında ölüme yollanan öğrenci ve şair ya da henüz şiirin öğrencisi olan Arkadaş Zekai Özger’e de gider. Yan yana tutun Ece’nin şiiriyle Arkadaş’ın şiirini, “şiirden şiire gider yol gizli gizli” dersiniz.
Sezai Karakoç’un “Kırık bir Verlaine var bu çocukta” dediği şair, “Biz eskiden yeni çocuklardık, şimdi eski çocuklarız” diyen Ergin Günçe’dir. Fikrim, hatta sanırım Ergin Günçe’yi bunca çok sevmeme bir neden de şudur: Şiiri öyle çok sevmektedir ki, onu çağında ve sonrasında başka şairlere arkadaşlık önerisi olarak da iletir. Adları kadar şiirleri de büyük şairlerle aynı dönemi paylaşır. Her zaman her yerde olduğu üzre bazıları sahadadır, bazıları kenardadır, bazıları ise kapıda. Ergin Günçe hocalık, mapusluk, şanssızlık gibi nedenlerle merkezin hem dışında hem uzağında ama şiirin yaşamın ve gülümsemenin en yakınındadır.

Ergin ile Akif: Şiirin arkadaşlığı
İlk kitabı ‘Gencölmek’ (1964) ‘başlayan’ değil, ‘süren’ bir şiirdir. Şiir onda süren başka şeylerle birliktedir, diyalektik demeye bile gerek yok. İkinci kitabı ‘Türkiye Kadar Bir Çiçek’le (1986) de şiiri hem sürer hem de yeni başlar. İki kitap ve geleceğe ‘süren’ bir şiir.
Ergin Günçe: Evden çağrılınca topunu alıp gitmeyen, topunu arkadaşlarına bırakıp giden çocuk. Dönerse oynar, dönmezse arkadaşları var. O top yıllar sonra Sezai Bey’in dizesinde biraz da onu bulduğum bir çocuğun, Akif Kurtuluş’un ayağına geliyor. 1980’e doğru Ergin Günçe şiirindeki gibi ‘yaşayan’ çocuklardan biridir Akif, şiiri önce göğsüne yükseltir, sonra da içli bir alaysama ile tutar yüzünü güldürür.
Şiir kendinden büyüklerle arkadaşlık etme sanatıdır biraz da. Eh, benim de bir şiir tanımım olsun âlemde! O büyüklerin hepsinin de jestleri, farklı numaraları vardır. Ergin ile Akif’ten konuşuyoruz, Akif’in şiiri Ergin’e göre daha fiyakalıdır. Süsüne kaçılmamıştır, tasarlanmış bir özensizliği yoktur ama ‘mesleki jargon’un inceliklerine hem Türkçe hem Osmanlıca vâkıf olmaktan belki de, bazı fiyakaları hukuktan kapmıştır! “Yavrum Ergin”se bir matematik hocasıdır, şiiri 9 canlıdır! Hapishaneden zulasına avluya çıkardığı güneşli sözcükler kalmıştır.
Ergin ile Akif: Şiirin arkadaşlığı
Şiiri 'Türkiye Kadar Bir Çiçek’ (Kırmızı Kedi, 2021) oluyor Ergin Hoca’nın. Açılıyor, yaygınlaşıyor, görülüyor, ‘Gencölmek’ deyişini boşa çıkarıyor, ‘Gencolmak’ fiiline dönüşüyor, hem de ne dönüşme, pas atıyor, pas yerini buluyor, peşinde koşuluyor, hoca şık bir çalım atıp takım arkadaşlarına bakıyor, Osman Konuk, Ah Muhsin Ünlü, aralarından Akif Kurtuluş’u görüyor en uygun, topu ona yolluyor...
Top şimdi Akif’in ayağında. Öğrenciler hocaları yaşatır. İyi öğrencilerse hocaları gibi oynamazlar, yazmazlar. O havayı yaşatırlar. Tanışmadılar ne yazık ki! İkisini de tanıyan ve çok seven biri olarak, sanki otursalar bir masaya paslaşarak şiir yazarlarmış gibi geliyor şimdi bana.
Ergin Hoca’nın şiir yılları 68’lerdir, güneşin tepede olduğu yıllar, ışık bolluğundan gözlerin kamaştığı yıllar. Akif’se 80’in hemen öncesinde yazar, Ahmet Erhan’ın ‘Alacakaranlıktaki Ülke’sinde yani. Daha içe karanlık zamanlarda. Günçe’de sözcükler şiirde kalıcı değiliz, istersek alır başımızı gideriz maviliğinde, serbestliğinde ve güleçliğinde iken, Kurtuluş’ta biraz öfkeli ve dalgın durmalarına karşın, çapkın ve fiyakalı olduklarını da saklamazlar... değil, saklarlar! Dönemin kodlarını bilenlere, içinde yaşayanlara açık ama sonraki okumalarda ‘gizli’ gelen katmanlarsa, onun Ergin’den, Ece’den süren arkadaşlıklarından süzülmüş ‘takım ruhu’dur. ‘Herkes Gitmiş Hepsi Bir Arada’dır! (Kırmızı Kedi, 2021)