GeriKitap Sanat Endonezya’nın yüzyıllık yalnızlığı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Endonezya’nın yüzyıllık yalnızlığı

Endonezya’nın yüzyıllık yalnızlığı
Abone Olgoogle-news

Eka Kurniawan romancılık kariyerinin ilk romanı olan ‘Güzellik Bir Yaradır’da ülkesinin 20. yüzyılında yaşadığı felaketleri hayali bir kent özelinde büyülü bir gerçekçilik içinde ele alıyor. Roman kişilerinin tarihin akışı içinde oradan oraya savrulduğu, fantastik öğelerin tarihsel gerçeklere kaynaştığı çok sayıda masalsı hikâye barındıran ‘Güzellik Bir Yaradır’ ile hem Endonezya edebiyatını hem de geleceği parlak bir yazarı tanıma fırsatı buluyoruz.

Endonezyalı yazar Eka Kurniawan 1975 yılında Batı Java Tasikmalaya’da doğdu. Yogyakarta’da Gadjah Mada Üniversitesi’nde felsefe eğitimi alan Kurniawan ülkesinde inceleme yazıları, hikâyeleri, romanları ve film senaryoları ile tanınıyor. Edebiyat hayatına öykülerini topladığı ‘Corat-coret di Toilet’ (2000) ile başlamıştı. İkinci kitabı, ilk romanı ‘Güzellik Bir Yaradır’ (2002) oldu ve roman öncelikle ülkesinde büyük etki yarattı. Romancılığını ‘Lelaki Harimau’ (Man Tiger-2004), ‘Seperti Dendam, Rindu Harus Dibayar Tuntas’ (Vengeance Is Mine, All Others Pay Ca$h-2014) ve ‘O’ (2016) ile sürdüren Kurniawan çevrildiği dillerde de ilgi gördü. ‘Güzellik Bir Yaradır’ New York Times’ın 100 önemli kitabının listesinde yer alırken ‘Man Tiger’ romanı ile 2016 yılında Uluslararası Man Booker Ödülü’ne aday gösterilen ilk Endonezyalı yazar oldu. Eka Kurniawan, bugüne kadar Nobel Edebiyat Ödülü kazanamayan yegâne bölge olan Güneydoğu Asya’nın ödüle en yakın yazarı olarak gösteriliyor.

DEWI AYU VE KIZLARI
Romanın ilk cümleleriyle fantastik bir dünyaya adım atıyoruz:
“Mart ayında bir hafta sonu, bir ikindi vakti, Dewi Ayu, ölümünden yirmi bir yıl sonra mezarından kalktı. Bir frangipani ağacının gölgesinde uyuklayan genç çoban çığlık atarak uyandı ve korkudan altına işedi. Çobanın dört koyunu, ortalarına bir kaplan atılmışçasına taşların ve mezar tahtalarının arasından dört bir yana kaçıştı. Her şey eski bir mezarlıkta, diz boyu otlarla kaplı isimsiz bir mezardan gelen seslerle başlamıştı. Mezar isimsizdi ama orada Dewi Ayu’nun yattığını herkes bilirdi. Elli iki yaşında bu dünyadan göçmüş, yirmi bir yıl ölü kaldıktan sonra yeniden dirilmişti. O günden sonra hiç kimse Dewi Ayu’nun gerçek yaşının nasıl hesaplanacağını bilemedi.”
O kadar çok hikâye, her hikâye ile o kadar çok -ileri, geri- zaman sıçraması var ki romanın tarih çizelgesini hesaplamak gerçekten de kolay değil. Ancak Dewi Ayu mezarından çıkıp geldiğinde 1990’lı yıllarda olduğumuzu söyleyebilirim. Yer: Cava’nın güney kıyılarındaki en büyük liman kapısı olan Halimunda...
Sonra en geriye, Dewi Ayu’nun doğduğu yıllara, hatta daha öncesine dönüyor anlatı. Böylelikle Deyi Ayu’nun Hollanda kökenli zengin ailesini, Dewi Ayu’nun dünyaya gelmesine yol açan bir dizi tuhaf -ve lanetli- aşk hikâyesini öğreniyoruz. Anne ve babasının Hollanda’ya kaçması nedeniyle dedesi ve büyükannesi tarafından büyütülür Dewi Ayu. Cin gibi, akıllı, sevimli kız çocuğundan güzel bir genç kıza evrildiği yıllarda patlayan savaş -İkinci Dünya Savaşı- bütün kaderini değiştirecektir. Yaşadıkları bölgenin Japonlar tarafından işgalinden sonra pek çok genç kızla birlikte Japon askerlerine hizmet etmek üzere bir geneleve yollanmıştır. Savaş bittiğinde ailesine ait evin bir gerilla ailesine verildiğini öğrenir. Başka şansı kalmamıştır, geneleve geri döner. Bundan böyle yaptığı işin hakkını verecek, şehrin en ünlü, en gözde ve en pahalı fahişesi olarak yaşayacaktır. Ancak bu yaşamın üzerinden uğursuz bir hayaletin gölgesi hiç eksik olmaz. Lanet, Dewi Ayu’nun birbirinden güzel üç kızının ve torunlarının kaderlerini de etkileyecektir...

GEÇMİŞİN HAYALETLERİ
İçinde pek çok hikâye, efsane, mit, fantastik unsur ve tarihsel olay barındıran 450 sayfalık bir romanı birkaç paragrafta özetlemek kolay değil. Dewi Ayu ve kızlarını merkezine alarak yaptığım bu kısa özette romandaki pek çok karakter ve olay yer almıyor. Oysa ‘Güzellik Bir Yaradır’ın tek bir merkezi karakteri ya da ana ekseni yok. Hikâye zenginliği sergileyen roman, farklı karakterlerle farkı yönlere akıyor. Başta karşımıza çıkan bir karakterin hikâyesinin araya giren başka bir karakterin hikâyesiyle ansızın kesilmesi, ilerleyen sayfalarda o karakterlerin yeniden sahne alması sayesinde okuyucunun merak duygusuyla ‘sinsice’ oynuyor Kurniawan. Okuyucuyu hikâye içinde tutmayı başarıyor. Aslında ‘Güzellik Bir Yaradır’ın sihri Kurniawan’ın hikâye anlatma becerisinde saklı. Öncelikle, her biri bağımsız bir hikâye gibi de okunabilecek bölümlerin açılış cümleleri çok çekici. Ardından sözlü anlatı geleneğini kullanarak ülkesinin destanlarını, masallarını bu hikâyelere bir biçimde bağlıyor. Yer verdiği çok sayıda roman kişisini de istekleri, arzuları, hırsları ile birlikte canlandırmayı ihmal etmemiş.
Dewi Ayu ve kızları da dahil olmak üzere çok çekici, renkli, karizmatik karakterlerle tanışıyoruz. Bunlar arasında komünistleri temsilen Yoldaş Kliwon’un, devleti temsilen bölge komutanı Shodancho’nun, haydutların lideri Maman Gendeng’in rolleri biraz daha öne çıkıyor. Bu karakterler arasında -Halimundu özelinde- yaşanan çatışmaların Endonezya tarihini yansıttığı çok açık. 20. yüzyılın çalkantılı coğrafyası; bağımsızlık, İkinci Dünya Savaşı ve Japon işgali, işgal sonrası Suharto iktidarı, Komünist Parti’nin halk arasında saygınlık kazanması, 1965-66’da komünistlere yönelik büyük katliam, giderek kötüleşen hayat şartları, yeni dünya/sömürü düzenine bağlanma... Kısacası Endonezya’nın bir Hollanda kolonisinden genç bir ulus-devlete dönüşmesini anlatan keskin bir gözlem ve eleştiri. Siyasi meseleleri bir kenara bıraktığımızda akılda kalan, bir toplumun içinde barındırdığı şiddet oluyor ki bunun da en acımasız hali kadınlar üzerinde yaşanıyor. Tecavüz ve tecavüz tehdidi, ensest, küçük yaşta evlendirilme, genelevlerin kurumsal yapılara dönüşmesi bir ‘laytmotif’ gibi bütün hikâyelere damgasını vurmuş.

Böyle bir romanı klasik gerçekçi bir anlatı yapısı içinde okumak zor olabilirdi. Belki de bu nedenle büyülü gerçekçiliği tercih etmiş Kurniawan. Biraz da mizah katmış ama ölçüyü kaçırmadan. Pikaresk anlatıya göz kırptığını, girişte ‘Don Kişot’tan yaptığı alıntıyla belli ediyor.
Kurniawan ‘Güzellik Bir Yaradır’ın ne tarihsel bir roman ne de Endonezya tarihi hakkında bir kitap olduğunu söylüyor. Kendi tarzı: “toplumsal sorunları yansıtmak yerine, gerçeküstücülük ve mizah yolu ile bunlara başka bir açıdan yaklaşmak”. Gerçekten farklı açılar sunuyor ‘Güzellik Bir Yaradır’. Buradan Gabriel Garcia Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ romanına bağlanabiliriz. ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ta anlattığı olayların Marquez’in çocukluğunun geçtiği kasabada gerçekleştiğini -yazarın biyografik anlatısı olan ‘Anlatmak için Yaşamak’ta- okumuştuk. Marquez de gerçek olaylardan yola çıkmış, yaşanmışlıklarla hayaller, düşler ve hurafeleri iç içe geçirmiş, hayali Mocambo kasabası ve romanın ‘gerçeküstü’ kahramanlarının hayat hikâyeleri üzerinden alternatif bir Latin Amerika tarihi anlatmıştı. ‘Güzellik Bir Yaradır’da Kurniawan hayali Halimunda kenti ve hayali kahramanlarıyla Marquez’in yolunu izliyor. Endonezya tarihinin yaşanmış acılarını kurmaca evrenine bambaşka görünümleriyle katmış. “Böyle büyük bir olaya dair tek sesli bir dil yerine, düşle gerçek arasında salınan bir dille yaklaşmak bize, bir yanı müphem-gizemli kalana, tamamen bilinemeyene, tamamen öngörülemeyene yaklaşmanın yeni imkânlarını sunuyor.”

Endonezya’nın yüzyıllık yalnızlığı
GÜZELLİK BİR YARADIR
Eka Kurniawan
Çeviren: Emre Gözgü
Domingo Yayınevi, 2017
431 sayfa, 28 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle