Bir adaya ağıt...

Güncelleme Tarihi:

Bir adaya ağıt...
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 15, 2022 11:35

“Ölü gözünden yaş akmaz” derler. Anadolu Rumlarının bu sözünü dünya edebiyatına yeniden kazandıran isim Yunan yazar Dido Sotiriyu’ydu. Gazeteci Serdar Korucu da ‘Şimdi Kim Kaldı İmroz’da?’ kitabında bu sözle ilerliyor. İmroz’un, bugünkü ismiyle Gökçeada’nın kadim halkı Rumların izinden, adanın iyi ve kötü günlerinin izini sürüyor.

Haberin Devamı

Hafızayla ilgili çalışmaların önde gelen isimlerinden Maurice Halbwachs, “Bir hatıra var olmaya devam ettikçe onu yazılı olarak sabitlemeye, hatta herhangi bir biçimde sabitlemeye gerek duymaz... Hatıraları kurtarmanın tek yolu onları sürekli bir anlatıda yazı ile sabitlemektir. Sözler ve düşünceler ölürken yazı kalır” der. Gazeteci Serdar Korucu, yaptıklarını ‘sözlü tarih’ olarak nitelemese de tarihe bu anlatıların kaydını düşmeye devam ediyor. İstanbul, Gökçeada, Selanik ve Atina’da, Türkçe, Yunanca-Rumca, İngilizce ve Fransızca yapılan, aralarında İstanbul Rum Patriği Bartholomeos’un da yer aldığı 28 İmrozlunun röportajı ile birlikte... Bir önceki çalışmaları, Aras Yayıncılık’tan çıkan ‘Sancak Düştü’ ve ‘Ahalinin Gidişi’ kitaplarında, Türkiye’nin bir başka sınır ve kırmızı çizgi alanı olan Hatay ya da geçmişteki ismiyle İskenderun Sancağı’na odaklanan Korucu, şimdi benzer bir şekilde Gökçeada, namı diğer İmroz’u mercek altına alıyor. Bunu yaparken ‘Sancak Düştü’ kitabında nasıl ki İskenderun Sancağı’nın Hatay ismiyle 1930’ların başından 1939’da Türkiye’ye katılım sürecine kadar geçen sürede Ermenilerin yaşadıklarını gazeteler üzerinden sürmüşse, İmroz için de bunu yapıyor. Aynı şekilde ‘Ahalinin Gidişi’nde İskenderun Sancağı’nın değişiminde Ermenilerin yaşadıklarını nasıl derleyip toplamışsa bu kitapta da benzeri bulunabiliyor. Yani yöntemsel olarak ‘Ahalinin Gidişi’ ve ‘Sancak Düştü’nün karışımını kullanıyor son kitabında. Bu metotla gazete taramaları daha sınırlı kalmış olsa da anlatılara karşılık gelen manşetlerin, köşe yazılarının seçilmesi anlatı akıcılığını beslemiş.

Bir adaya ağıt...
Serdar Korucu
Bu noktada biraz da İmroz-Gökçeada’nın geçmişinden bahsetmek gerek. Asıl adı İmroz olan ada, yüzyıllarca aynı şekilde anılmış. Ahalisi Rum olan, hatta kendilerini Yunanlardan da önceye, bölgenin yerel halkına dayandıran İmrozlular geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ama asla bağnaz olmayan bir topluluk. Fakir ama mutlu insanların yaşadığı bu ada, savaş dönemlerini ehveni şer atlatır. Osmanlı’nın elinden çıkar, Yunanistan’ın eline geçer, İtilaf güçleri tarafından üs olarak kullanılır ama sonrasında Çanakkale Boğazı’nın güvenliği için Türkiye’ye bırakılır. Böylece bu ada, Dido Sotiriyu’nun aktardığı anlatılardaki gibi savaşın sert cephesini de yaşamaz, hâlâ izleri Ege’nin iki yakasında canlı olan mübadele felaketini de...
Adanın kaderiyse 60’lı yıllarda tersyüz olur. Hıristiyan nüfusa sağlanmış olan haklar birer birer geri alınır bu süreçte. Mesela Lozan Antlaşması ile kurala bağlanmış olan Rumca eğitim sona erdirilir. Üstüne adalıların geçim kaynağı olan araziler istimlak edilir. Ve İmrozluların korkulu rüyası olacak açık cezaevi kurularak ağır ceza almış mahkûmlar buraya getirilir. Adalıların ne can güvenliği kalır ne ticari güçleri ne de çocukları için gelecek. Hepsi dünyanın dört bir yanına savrulmak zorunda kalır. Çünkü Yunanistan’a gitmek isteseler de Atina kendilerine kapıyı kapatmıştır. Vize vermez. 1970’lerde bir başka darbe daha vurulur, adanın adı bile değiştirilerek Gökçeada yapılır. Rumsuzlaştırma had safhaya ulaşır bu dönemde...
İşte Korucu bu tarihi ve o adada yaşayanların, yaşananların anlatısını derliyor. Bugün turizm merkezi olarak anılan Gökçeada’nın, İmroz’un bir ağıtı çıkıyor sonunda. Böylece İstanbul Rum Patriği Bartholomeos’un da kitaptaki röportajında dediği ve başlığa taşınan söz tüm kitap boyunca okuyucunun kulağında çınlıyor: ‘Şimdi Kim Kaldı İmroz’da?’

ŞİMDİ KİM KALDI İMROZ’DA?
Bir adaya ağıt...

MUTLULAR ADASINDAN
YASAK BÖLGEYE: GÖKÇEADA
Serdar Korucu
İstos Yayınları, 2022
304 sayfa.

BAKMADAN GEÇME!