Tarihin bahçesinde açıkhava sineması

Güncelleme Tarihi:

Tarihin bahçesinde açıkhava sineması
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 06, 2002 23:25

Sepetçiler Kasrı, Topkapı Sarayı'nın Sarayburnu'ndaki iki kıyı köşkünden biri. Diğeri Yalı Köşkü'ymüş ama artık, yani çok zamandır yok. Sarayın bahçesinde ve kıyılarda yeralan çeşitli kasır, köşk ve sahilsaraylar arasında bugüne gelebilen tek yapı, Sepetçiler Kasrı.

1500'lü yılların sonlarında hayata merhaba dedi, depremlerin ve yangınların şehri İstanbul'da pek çok vartayı atlatmakla kalmadı, 1980 öncesi terkedilmişliği ya da kötü kullanımı, ardından restorasyon sırasındaki şikayetleri ve yolsuzluk soruşturmalarını da geçerek bugüne gelmeyi başardı. Nihayet, çevresindeki çöplerden, içindeki evsiz şarapçılardan, pislik içindeki restoran mutfaklarından, görkemli kubbeli odalarının terkedildiği bakımsızlıktan kurtulmuş durumda. Şimdi, 400 yılı aşkın yaşına rağmen dimdik ve nispeten eski haline yakın güzellikte, yine bir yanıyla Haliç'e, bir yanıyla da Marmara'ya yaslanmanın keyfini sürerek Eski İstanbul'u anlatıyor yeni şehirlilere. Şimdiki ev sahipleri sultanlar ve gözdeleri yerine başta Celal ve İzzet Çapa (solda) olmak üzere, şehrin en gözde yiyecek, içecek, eğlence mekanlarının işletmecileri; ulaşım araçları saltanat kayıkları yerine lüks otomobiller; mutfağı Osmanlı yerine dünya mutfakları ama olsun, atmosfer Osmanlı'ya ait. Dolayısıyla insana İstanbul'da olduğunu daha çok hissettiriyor.

Mihrabı tabii ki yerinde ama yaşı öyle geçkin ki, temellerinde Bizans surları bulunuyor. İmparator II. Teodusios zamanında yapılan surların üzerine inşa edilmeye Sultan III. Murad döneminde (1591) başlanmış; kırmızı mermerleri Darıca ve Rusçuk'tan, çinileri İznik'ten, çivileri ve demir aksamı Samakov ve Selanik'ten getirilerek. Yerinde daha önce gemilere işaret veren küçük bir köşk bulunurmuş. Kapı kemeri üzerindeki kitabede, Sultan İbrahim döneminde, 1643 yılında yeniden inşa edildiği yazılı. 1739'da, yani I. Mahmud tahttayken, geniş kapsamlı bir onarımdan geçmiş ve 19. yüzyılın ortalarına kadar değişmeden kalmış.

I. İbrahim, nam-ı diğer Deli İbrahim, Topkapı Sarayı'nın havuzundaki balıkları altınla beslemesiyle olduğu kadar, sepet örmeye olan merakıyla da tanınıyor. Dolayısıyla kasrın arkasında konuşlanmış hasırcı ve sepetçileri himaye ediyor. Kasr adını bu esnaftan alıyor. Ama bir rivayete göre de Edirne Sarayı'nda yükseltilmiş binalara ‘‘sepetçi’’ ya da ‘‘sultani’’ dendiği için adı oradan geliyor. Aynı zamanda saraya ait kayıklar da kasrın sayısı beşi altıyı bulan kayıkhanelerinde korunuyor. Sultanlar buradan denize açılıyor, limandaki gemileri, donanmanın sefere çıkışı ya da dönüşünü buradan seyrediyorlar.

İHTİŞAM GÜNLERİNDEN DERİN YALNIZLIĞA

Alt yapısı tamamen tonozlarla örtülü olan ve kubbeli mimarisiyle Osmanlı'yı günümüze taşıyan kasrın, 1739'daki onarımı sırasında tutulan masraf defterleri, yapıyı şöyle anlatıyor: ‘‘bir maksure, kubbeli ya da kebir oda, deryaya nazır sofa, orta sofa, bahçeye nazır sofa, taşrada deryaya nazır taht-ı hümayun, abdest odası, ayaklı taht-ı hümayun, ağa odası, hela...’’ Dekorasyonu ise sedefkari pencere kapakları, kapılarda al çuhadan perdeler, gölge yapmak için sakız dokumasından zar perdeler ve al çuhadan sedir örtüleri, sırma işlenmiş kadifeden yastıklar... Bu ihtişam hayattan bezmeye, herhalde cumhuriyetin ilanından sonra askeri ecza deposu yapılmasıyla başlıyor. Yıllarca bakımsız kalması, için için yok olmasına neden oluyor. 1955'te sahil yolu açılırken ise yıkılma tehlikesi geçiriyor. Sonrası iyice yalnızlık; işsiz, güçsüz, evsiz ayyaşların yalnızlığına ortaklık. 1970'lerin sonunda başlayan ‘‘ilgi’’ ve restorasyon çabaları da yılan hikayesine dönüyor. Güya eli yüzü düzeltiliyor, hatta içinde ‘‘turistik’’ bir restoran açılıyor ama tonozların üzerini fayansla kaplamak gibi, tarihi dokuyu mahveden kimi ‘‘düzenlemeler’’, kasrı hayatından iyice bezdiriyor belli ki.

GÜNDÜZ UYUYAN GÜZEL GECELERİ SEVİYOR

1990'da Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, İstanbul İl Müdürlüğü'nün taşındığı bina, bu haliyle ayakta kalmaya devam ediyor ama bu kez de milyarlarca lira harcanarak kurulduğu söylenen Uluslararası Basın Merkezi, olmayan telefonları, faksları, kullanılması yasak bilgisayarları, açılmayan laboratuvarları, çalınan çanak antenleriyle dillere düşüyor. Ardından binayı Hazine'den devralarak restore eden Eminönü Hizmet Vakfı'nın çalışmalarıyla ilgili tartışmalar ve soruşturmalar, son anda dönülen yıkım kararları geliyor ki bunlar bu yazının konusu değil. Binada şu anda Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün İstanbul İl Müdürlüğü ile Eminönü Hizmet Vakfı faaliyet gösteriyor ama Basın Yayın yetkililerinden, Uluslararası Basın Merkezi'ne ne olduğuna dair bilgi almak mümkün olmuyor. Tıpkı restorasyonu için milyon dolarlar harcayan Eminönü Hizmet Vakfı'nda kasrın asıl halini gösteren gravürlerden bir kopya bile bulunmaması gibi...

Ama eski görkemine kavuşmuş görünen Sepetçiler Kasrı en azından artık yaşıyor. Mekanda büyük büyük düğünler, iş toplantıları, kokteyller yapılıyor. Daha çok valiliğin, ordunun resmi toplantıları ve davetleri. Ancak 1999'da kapayıp yenilerini açtığı gece kulüpleri nedeniyle adı ‘‘Artema Celal’’e çıkan Celal Çapa'nın Hammam'ıyla kasr, yeni bir kimliğe bürünüyor. Hele bu yıl Hammam'a eklenen yeni mekanlar, bu 400 yıllık kasrın, İstanbul'un eğlence hayatında, Eski Şehir'den ciddi ciddi kafa tutmasına neden oluyor. Tabii Etiler, Ortaköy gibi trendy yerler dururken Sirkeci'nin seçilmesi, başlangıçta gülüşmelere neden olmuş. Şu anda Hammam'ın işletmeciliğini yürüten kardeş İzzet Çapa ise gülmüyor, ağlıyormuş. Çünkü ‘‘zorunlu hizmet’’le Sirkeci'ye bizzat gelmesi gerekmiş. Ama bir yıla kalmadan ağabeyinin kararının doğru olduğuna karar verdiğini anlatıyor. Çünkü onlar klasikle yeni trendleri birleştirerek ‘‘sürü’’den ayrılıyorlar. Ona göre başarının yolu bu; sürüden ayrılmak ve her daim değişmek, trend yaratmak! Sırtını Topkapı Sarayı'na ve İstanbul'un tarihine dayayan, Haliç'le kolkola, önüne vapur yanaşan, içinden (sahiden) tren geçen, bu açık mekan da bunun için biçilmiş padişah kaftanı yani.

HAMMAM'DA LUNAPARK KONSER VE BİT PAZARI

Bu yıl değişense, Hammam'daki yeni mekanlar: Sepetçiler Kasrı artık Melek Boz'un balık restoranına, Çapalar'ın İtalyan yemekleri yapan People'ı ve Douche (Duş) Club'ına, Metin Şen ve Bayram Tutumlu'nun İspanyol restoranı Olee Tapas'ına, Mehmet Tuna ve Selma Şeşbeş'in Şamdan'ına, Zerman Ateşliğil'in füzyon mutfağı sunan Kikka'sına ve Dardanel'in fastfood suhsi restoranı Sushida'ya ev sahipliği yapıyor. Akşamüstü saatlerinden sabaha karşı 04.00'e kadar yapacak çok şey bulabileceğiniz mekanın bir özelliği de önünden kalkan taksilerin, geceleri de gündüz tarifesiyle çalışması. Haa bir de çarşamba akşamları 22.00'de, henüz vizyona girmemiş filmlerin galaları var (Önümüzdeki çarşamba Kevin Costner'in Dragon Fly'ı), açık hava sinemasında, şezlonglar, minderler üzerinde film keyfi.

Bundan 80 yıl önceye kadar saz alemlerine, büyük yemek ziyafetlerine, sultanların bayram kabullerinden sonra kabul ettikleri sanat ve hüner sahiplerinin gösterilerine sık sık sahne olan kasrda şimdi padişahlar yok ama 1000-1500 kişilik mekan günümüzün sanat ve hüner sahiplerinin gösterilerine sahne olmaya devam ediyor: Mesela, 11 Temmuz'da Hammam müşterileri ekstra bir ücret ödemeksizin Sezen Aksu konseri izleyebilecek. 23 Temmuz'da ise Anastasia konseri var. 30 Temmuz'u ‘‘lunapark gecesi’’ ilan eden Hammam'cılar, Dolmabahçe Çiftlik Parkı'ndaki lunaparkı söküp Sepetçiler Kasrı'na monte edecek. Her pazar brunch zaten var, ama 7 Ağustos'takinde Ortaköy bit pazarı taşınacak mekana. Gördüğünüz gibi, Sepetçiler'de her şey hep değişiyor, Eski İstanbul manzarası ise baki.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!