Tarihi zindan depo oldu

Güncelleme Tarihi:

Tarihi zindan depo oldu
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 19, 2000 00:00

Haberin Devamı

Eminönü'ndeki Cafer Baba Zindanı, Osmanlı tarihinde en önemli cezaevi reformlarından birinin hazırlanmasına neden olmuştu. Cafer Baba Türbesi Kültür Bakanlığı tarafından restore edilip hizmete açılırken, üst katındaki tarihi zindan kuyumcu deposu olarak kullanılıyor

EMİNÖNÜ'ndeki Üsküdar ve Kadıköy dolmuş motorları iskelesinin yanında bulunan Babacafer Zindanı, tarihçiler tarafından Osmanlı İmparatorluğu'da suç kavramı ve cezaevi tarihinin en önemli tanıklarından biri olarak değerlendiriliyor.

Zindan Han'ın hemen bitişiğinde yer alan bu yapıda binlerce suçlu idam edilmiş, ayaklarına taş bağlanıp denize atılmış, hayat kadınları hapsedilmiş. Yapının alt katında ise Baba Seyid Cafer'in türbesi bulunuyor.

Türbe pırıl pırıl

İki yüzyıl boyunca sadece kadın mahkumlara evsahipliği yapan zindana 'imamevi' denirmiş. Bugün de kadın cezaevleri halk arasında bu isimle anılıyor. Baba Cafer Zindanı’nın görevli zindancıları ve çavuşbaşı ağalarının (cezaevi müdürü) suiistimalleriyle ünlenen karanlık bir geçmişi var. Bu nedenle, Osmanlı tarihinde ilk cezaevi reformunun yapıldığı yer olarak anılıyor. Bundan 10 yıl öncesine kadar içinde mumların titreştiği kirli ve karanlık bir dehliz görünümündeki Baba Cafer Türbesi ve Zindanı, Kültür Bakanlığı tarafından çok titiz bir restorasyondan geçirildi.

Bakımsız ve karanlık türbe avizelerle aydınlatıldı. Eski toprak zemin ahşapla kaplandı. Bugün yerlere serili tertemiz halılar üstünde Baba Cafer'in ziyaretçileri ibadet ediyor.

Kapısı zincirli

Türbeye rahatça girilebiliyor ama üstündeki zindana giren kapı iptal edildiğinden bu bölümü gezmek mümkün değil. Zindan Han’daki geçiş ise kullanılamıyor. Han, Vakıflar tarafından, bir kuyumcuya kiralanmış. Zindana girmek istediğimizde, kapıdaki görevli bizi yaklaşık bir saat kadar kapıda bekletti. Sonra zindan kapısının anahtarının bulunamadığı söylenerek, girişimiz engellendi. Çevredeki esnaf, zindan kısmının şirket tarafından depo olarak kullanıldığını söylüyor.

Mimar Hakan Kıran, bu eserin kapalı tutulmasının tarihin bir noktasının karanlıkta kalması anlamına geldiğini söyledi. ‘‘ Bu zindan, bir cezaevi müzesi ya da hukuk ve adalet eserleri kütüphanesi olması gerekir’’ diyen Kıran, yapının İstanbul Barosu'na devredilmesinin daha doğru olduğunu belirtti.

Adı, zindanda ölen Baba Cafer’den miras

Geçmişi 16. yüzyılın başlarına kadar uzanan bu cezaevine adını veren Baba Cafer'in İmam Hüseyin'in soyundan geldiği rivayet ediliyor. Rivayete göre, Bizans döneminde Samatya'da bir mahalle oluşturan Müslüman Araplar ile yerli Rumlar arasında bir çatışma çıkmış. Bu çatışma sonrasında onlarca Müslüman öldürülmüş, cesetler günlerce sokaklarda kalmış. Asıl adı Seyid Cafer olan Baba Cafer, Halife'nin elçisi olarak İstanbul'a gelmiş ve İmparatordan bu kıyımın durdurulması ve cesetlerin gömülmesine izin verilmesini istemiş. Ama bu isteğini sert bir şekilde dillendirdiği için zindana atılarak zehirlenip öldürülmüş.

Fetihten sonra Baba Cafer'in mezarı bulunmuş, burada bir türbe inşa edilmiş ve türbenin üstüne de üç katlı bir zindan yapılmış. Eskiden, İstanbul'da çocuğu olmayan kadınlar ellerine bir deste mum alarak bu türbeye gelir, türbedara dua okutur, tespih çektirirmiş. Çocuğuna giydireceği ilk çamaşırı da bir bohça içinde türbeye bırakan kadınlar, evlat sahibi olduktan sonra da her sene buraya gelip dualar edermiş. Bir türlü söz dinlemeyen haşarı çocuklar da bu türbeye getirilir, yaramazlıklarından vaz geçmesi için Baba Cafer'in kabrine yüz sürdürülürmüş. Kemik hastalığına uğrayanlar, üç-dört yaşına gelip yürümeyi beceremeyen çocuklar da buraya getirilirmiş. Bu gelenek günümüzde de sürdürülüyor, çaresiz dertlere yakalananlar dertlerine deva bulmak için Baba Cafer'in türbesinin eşiğini aşındırıyor.

Yolsuzluk reform getirmişti

İmama rüşvet

Zina ve fuhuş, eski zaman İstanbul'unda, veba ve kolera gibi salgın hastalıkların başlıca sebebi olarak görüldüğünden sıkı bir takibe uğruyordu. Tarihi kayıtlarda, sokakta, kırlarda, mahalle aralarında ve hatta cami avlularında bile fuhuş yapıldığı, yakalananların Baba Cafer Zindanı'na atıldığı yazılıyor. Zindana imamevi denilmesinin nedenine gelince.

İmamlarının bir görevi de fuhuş yapan kadınları zabıtaya ihbar etmekti. Hapsedilen kadınlar zindandan tövbe ettiklerinde kurtuluyorlardı. Tövbe ancak ihbarcı imamın ve mahalleden saygıdeğer birinin kefaleti sonucu tahliye getiriyordu. Özgürlüğüne kavuşan kadın, mahalle imamının sıkı gözetimi altında yaşamını sürdürdü. 18. yy’da kadıya hitaben yazılan fermanda, bazı imamların kefalet karşılığında para aldığının tesbit edildiği belirtiliyor. Bunun engellenmesi, suçu kanıtlanan imam ve şahitlerin sürgüne gönderilmesi emrediliyor.

Gardiyana servet

Osmanlı’da cezaevindeki mahkumun gideri devlet hazinesinden karşılanmazdı. Mahkumlar pencereden, ‘‘Ey hayır sahipleri biz burada açız!... Merhametinize sığınıyoruz!...’’ diye seslenir, yardımseverler Baba Cafer'in türbesine yardımlarını verirdi. Bu paralarla mahkumlara, ekmek ve çorba dağıtılır, geceleri de birer mum verilirdi.

Fakat zabıt katipleri ile idareciler, mahkumlara çorba pişirmemeye sadece günde iki akçelik kuru ekmek dağıtıp, paranın üstünü de aralarında paylaşıyordu. Bağışlanan kurbanların etleri çalınıyor, mahkum dilekçeleri için yüksek ücret talep ediliyordu. Yatak parası veremeyenler taş üstünde yatırılıyordu. Gece subaşıların yakaladığı suçluların parası varsa kaydı tutulmuyor, hatta serbest bırakılıyordu.

1763 Reformu neleri değiştirdi?

Baba Cafer Zindanı'ndaki yolsuzluklara son vermek için 1763'te reform yapıldı ve şu önlemler alındı:

Baba Cafer Zindanı'na güvenilir ve namuslu bir zindan subaşısı tayin edilecektir.

Zindana konulan mahkumdan her ne surette olursa olsun para alınmayacaktır.

Affedilen mahkumdan, harç namıyla 18 para, dilekçe akçesi namıyla da iki para alınacaktır.

Gayri müslimlerin verdikleri rüşvetin önüne geçilecektir.

Mahkumlara her gün muntazam olarak ekmek ve çorba verilecek, cuma günleri de pilav çıkarılacaktır. Baba Cafer Türbesi'ne bağışlanan yardımların dağılımını bir mütevelli heyeti yapacak, zindan subaşısı da gözlemci olarak bu harcamaları denetleyecektir.

İaşe, odun, kömür ve kandil masrafları çıktıktan sonra kalan paralar keselere konup mütevelli ve nazır tarafından mühürlenecektir.

İstanbul kadıları her dört ayda bir zindan hesaplarını tetkik edecektir. Fazla para ile, borç yüzünden hapsedilen ama borçlarını ödeyemeyecek kadar yoksul olanların borçları ödenecek ve bu gibiler tahliye edilecektir.

Yoksul mahkumların dilekçeleri ücretsiz olarak yazılacaktır. Hilafında hareket eden katipler şiddetle cezalandırılacaktır.

Her gün zindana atılan ve çıkarılan mahkumlar, evvela çavuşbaşı ağaya teslim edilip tespitleri yapılacak, ancak onun onayıyla gerekli işlem yapılacaktır.

Bu nizamın aynen tatbikinden zindan subaşısı şiddetle mesul tutulacaktır.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!