Suriye ve Libya için kritik açıklamalar

Güncelleme Tarihi:

Suriye ve Libya için kritik açıklamalar
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 28, 2011 10:22

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye'deki olaylara ilişkin, “Açıkçası her şeyin çok az ve çok geç olduğu bir safhaya geldiğini görüyorum. Bizim güvenimiz kaybolmuş vaziyette, bunu söylemek isterim. Suriye halkının huzuru, mutluluğu, iyiliği bizim için çok önemli” dedi.

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül, Türk futbolunun içinde bulunduğu sıkıntılı günlerin aşılması için  ilgili “tüm sorumluları el birliği içinde hareket etmeye” çağırırken, Türkiye  Futbol Federasyonunun doğru işler yapmasını sağlamak için desteklenmesi gerektiği  görüşünü dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Gül, Anadolu Ajansı muhabiri ile yaptığı özel röportajda,  futbolda şike iddialarına ilişkin soruşturma, İstanbul'un 2020 olimpiyat  oyunlarına adaylığı ve küresel ekonomideki gelişmelere ilişkin düşüncelerini  paylaştı.

Konularla ilgili sorular ve yanıtlar şöyle:

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Futbol Federasyonu yönetimini kabul  ettiniz ve aynı gün Fenerbahçe'nin Avrupa Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesi  kararı geldi. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Futbol Federasyonu, kurullarını yapıp seçildikten sonra beni  ziyaret etmek istedi. Ben de İstanbul'da onları kabul etmek istedim. O gün  tamamen bir tesadüftür. O gün burada yaptığımız görüşmelerde, Türk futbolunun  içinde bulunduğu durumu genel ilkeleriyle konuştuk. Ben de kendilerine ilkeli,  prensipli hareket etmeleri gerektiğini, uluslararası hukuk kurallarına dikkat  edilmesi gerektiğini söyledim.

Bugün hepimizi üzen, ne kadar doğru, ne kadar yanlış bunlarla ilgili bir  şey söyleyemeyiz tabii ki ortada böyle bir karamsar hava var. Çok üzüntü  duyduğumuzu, bunun Türk futbolu için bir fırsat olması gerektiğini ve buradan  yeni bir çıkış, yeni bir doğuş yapması gerektiğini Federasyona söyledim. Sadece  genel ilkeler konuşuldu o gün. Fenerbahçe ya da herhangi bir takımımızla ilgili  bir konu kesinlikle söz konusu olmadı.

Ben de onlar gittikten sonra akşamüstü televizyondan duydum Fenerbahçe  ile ilgili kararı. Fenerbahçe, tabii ki Türkiye'nin en büyük kulübü, sıkıntılı  günler olabilir ama bunları en iyi şekilde aşacağına kesinlikle inanıyorum. Ne  olursa olsun Fenerbahçe, Türkiye'nin en büyük markasıdır ve bundan da kimsenin  tereddütü yoktur. O bakımdan bütün spor camiasının, futbolla ilgili bütün  sorumluların soğukkanlılıkla bu sıkıntılı günleri el birliği içinde aşmalarını  tavsiye ederim.

Ligler bittikten sonra bu konu gündeme geldi ve belki bir zaman  darlığı oldu ama sürecin de iyi yönetilemediği yönünde eleştiriler yapılmaya  başlandı. Sizin de böyle bir gözleminiz var mı?
 
Ben detaylara giremem. Nihayette bir futbol ve spor uzmanı  değilim. O gün bana bilgi verdiler. Kendilerine 'prensipli, ilkeli, kurallara  dikkat ederek hareket edin, nihayetinde bu sorumluluğu aldınız' dedim. Hatta, 'bu  olayların olacağını bilseydiniz hiçbiriniz aday da olmak istemezdiniz herhalde'  diye şaka yaptım.

Onların da durumları kolay değil. Herkes bir şey söyleyecektir ama şu  anda Türk futbolundan sorumlu olanlar da onlardır. Dolayısıyla onlara destek  vermemiz gerekir. Onların da bu sürede Türk futbolunu daha güçlü hale  getirmeleri, doğru karar alabilmeleri için tavsiyeler olabilir, düşünceler  olabilir, futbol uzmanları, spor uzmanları fikirlerini paylaşmaları gerekir ama  nihayetinde Türkiye'nin bağımsız bir kurumudur. Hep beraber, el birliği içinde  onların doğru işler yapmalarını sağlamak için desteklememiz gerekir.
       
"TÜRKİYE, ARTIK OLİMPİYATA HAZIR”
         
İstanbul'un 2020 olimpiyatlarına adaylığı, Sayın Başbakan  tarafından açıklandı. Siz de bu tür organizasyonlara çok önem veriyorsunuz. Yoğun  bir lobi dönemi bekliyor bizi. Sizin özel bir takviminiz olacak mı?

Bunlar çok büyük organizasyonlar. Türkiye, bu büyük  organizasyonları hep başarıyla yapabilecek durumdadır. Bunu da ispatlamıştır.  Birçok buna benzer, sadece sporla ilgili değil başka alanlarda da büyük  organizasyonları hep gerçekleştirmiştir. Bir olimpiyat, İstanbul'a yakışır. Doğu  ile batıyı buluşturan ülke Türkiye. İstanbul, imparatorlukların gelip geçtiği  dünyanın en tarihi şehirlerinden birisidir. Belki daha önce gerçekleştirmemiz  gerekirdi ama ekonomik durumumuz buna çok uygun değildi. Onun için mümkün olmadı.  Ümit ediyorum ki bu sefer gerçekleşir.

Türkiye, zaten uzun bir dönemdir zihnen buna kendini hazırlamıştı. Bundan  2 yıl önce Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'a gelmişti. Ben de  Cumhurbaşkanı olarak onlara yemek vermiştim. Orada da artık Türkiye'nin büyük  organizasyonlara hazır olduğunu söylemiştik. Türkiye, karar alacak olan olimpiyat  komitesinin üyelerini hep çağırarak, bu hazırlığı yapıyordu. Nihayet hesap, kitap  yapıldı ve Sayın Başbakan bu açıklamayı yaptı.

Şimdi bunun gereğini yapmak gerekir. Bunu biz duyurduktan sonra, talip  olduktan sonra bunu almak için hep beraber el birliği içinde hep beraber ülke  olarak... Sadece bunu spor camiasına bırakmamak gerekir. Siyasetçiler, kültür  adamları, bilim adamları herkes, büyük şirketler el birliği içinde uğraşması ve  bunu gerçekleştirmesi gerekir ve inanıyorum ki bu da gerçekleşecek.

EKONOMİK KRİZ ÖNLEMLERİ         

Küresel ekonomik kriz birçok ülkeyi derinden etkiliyor. Dünya  lideri konumundaki ABD'nin kredi notu düşürüldü. Avrupa ülkelerinin resesyona  girmesi öngörülüyor. Bu durumların Türkiye'ye ne gibi etkisi olabilir, bir  öngörünüz var mı? Türkiye, bu şartlarda istikrarlı büyümesini sürdürebilir mi?

Türkiye, uzun süredir 'İçeriden ve dışarıdan gelecek ekonomik  şoklara karşı kendimizi hazırlıyoruz' söylemini tekrarladı. Şöyle bir geçmişe  bakarsanız, hepimiz bu cümleyi çok tekrarladık ve bu yönde de içeride çok  tedbirler alındı ve neticede Türkiye, içeriden ve dışarıdan gelecek şoklara karşı  çok daha hazırlıklı hale geldi.

2001 yılında içeriden gelen şok, Türkiye'yi yıktı çünkü hazırlıklı  değildik. 2008 yılında dışarıdan gelen şok, Türkiye'yi sarstı ama o şoktan en  kısa süre içinde çıkan ülke Türkiye oldu. Şimdi ümit ediyorum ki dışarıdan gelen  bu şoka karşı da Türkiye kendisini en iyi şekilde koruyacaktır. Ekonomi  yönetiminin epeyce tecrübesi var. Ekonomiyle ilgili tüm birimler arasında çok iyi  bir koordinasyon var. Bunu da yakından takip ediyorum. Güvenim o açıdan tamdır.

İnanıyorum ki Türkiye, bunu da en az zayiatla atlatacaktır. 'Bizleri  ilgilendirmeyecek' dememiz mümkün değildir. Unutmayın ki dünyada bir banka  batıyor, o banka sadece battığı ülkeyi ilgilendirmiyor, bütün dünyayı  ilgilendiriyor. 2008'de Lehman Brothers battığında sadece ABD'yi değil bütün  dünyayı etkiledi. Şimdi de böyle. Herhangi bir ülkedeki enflasyon, faiz oranı,  herhangi bir ülkedeki beklenti, hemen herkesi etkiliyor. O bakımdan gerçekçi  olmamız lazım. Bir taraftan tedbirlerimizi almamız lazım -ki bu tedbirlerin en  iyi şekilde alındığını görüyorum- diğer taraftan da rahat olmak gerekir. Devamlı  bir telaş, kaygı içinde olmamak gerekir. Normal hayatı devam ettirirken  tedbirlerin alındığını görmek, insanı mutlu ediyor. Ben, Türkiye'nin şimdiye  kadar aldığı tedbirlerden dolayı bu sefer de rahat bir şekilde krizden çıkacağına  inanıyorum.

Uluslararası işbirliği çağrıları, artık ekonomik kriz için de  geçerli. Dünya liderlerinden bu konuda bir beklentiniz var mı?

Hükümetimiz bu konuda aslında çok aktif. Türkiye'nin tecrübeleri,  G-20'de paylaşılıyor. Herkes birbirini takip ediyor. 2008 krizinden Türkiye'nin  nasıl kısa sürede çıktığını tüm dünya gördü. Tüm dünyanın bankaları sarsılırken,  Türk bankacılık sisteminin ne kadar sağlam olduğunu bütün dünya gördü. Yine son  olay karşısında da Merkez Bankası ve diğer ekonomik birimler arasındaki  koordinasyonu gördü. Eminim ki bu katkılarımızı ekonomiden sorumlu olan  yetkililerimiz en iyi şekilde paylaşacaklardır.
 
YENİ ANAYASA

Haberin Devamı

24. Yasama  Dönemi'nin en önemli gündem maddelerinden birisi olacak yeni anayasanın  kapsamıyla ilgili büyük bir mutabakat bulunduğundan emin olduğunu ifade eden  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “bu süreçte olabilecek usul hataları ya da  eksikliklerinin yeni anayasa yapılmasını engelleyeceği endişesi” taşıyor.

Cumhurbaşkanlığının İstanbul Tarabya'daki Huber Köşkü'nde Anadolu Ajansı  muhabiri ile özel röportaj yapan Gül, yeni anayasa çalışmaları ve terörle  mücadeleye ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu, 30 Ağustos Zafer  Bayramı'nda kutlamaları kendisinin kabul edecek olmasının nasıl geliştiğini  anlattı.

1 Ekim'de Meclisin yasama yılı açılışı var. Her yasama yılı  açılışına gidiyorsunuz.

Benim önemli konuşmalarım Meclis açılışında yaptığım  konuşmalardır. Bütün cumhurbaşkanlarının, devlet başkanlarının çok hazırlık  yaptığı, yılda birkaç önemli konuşması olur. Benim de en hazırlıklı konuşmalarım  Meclisin açılışında yaptığım konuşmalardır. Bu sefer de hazırlığımızı şimdiden  yapıyoruz.

Yeni yasama yılında Meclisin önündeki en önemli konu yeni anayasa  olacaktır, bu konuya muhakkak değineceksinizdir. Yeni anayasa nasıl yapılmalı?  Daha önce de çalışmalar yapılmak istendi ama olmadı.

Ben doğrusu büyük bir fırsatın olduğuna inanıyorum. Daha önceki  Mecliste de bu fırsat vardı çünkü Meclisin temsil kabiliyeti büyüktü, şimdiki  Meclisin de temsil kabiliyeti büyük. Vatandaşlarımız, önemli siyasi akımların  hepsini Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiler. Tabii şimdi karşı karşıya  kaldığımız yemin konuları var.

Bu Meclis, geçen Meclisin de tecrübesinden yararlanarak, yeni bir anayasa  yapabilir. Bu, büyük bir onurdur doğrusu. Uzun yıllardan sonra belki birinci  Anayasamızdan sonra ilk defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi serbest  iradesiyle anayasa yapmış olacak, gerçekleştirebilirse. Onun için herkesin büyük  bir sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi gerekir.

Ben yeni bir anayasa yapma imkanının var olduğu kanaatindeyim. Şundan  dolayı; bu anayasanın nasıl bir anayasa olacağı konusunda çok büyük bir mutabakat  görüyorum. Bütün siyasi parti liderleriyle görüşüyorum, siyasi partileri takip  ediyorum, konuşmalarını, söylemlerini görüyorum. Böyle bir anayasada nelerin  olması gerektiğiyle ilgili büyük bir mutabakatın olduğundan tereddütüm yok. Eğer  yeni bir anayasa yapılamazsa 'metodoloji ve usul hatalarından veya  noksanlıklarından olabilir' diye düşünüyorum. Onun için buna çok dikkat etmek  gerekir. Bazen usul, esasın önüne geçer, 'böyle bir titizlikle hareket edilirse  bu gerçekleşir' diye düşünüyorum.

Şunu unutmayalım ki; anayasa metinleri, en büyük bağlayıcı metinlerdir,  herkesi bağlayan metindir. Kolay kolay anayasa yapılmaz. Bir kez yapılır,  yıllarca gider ancak konjonktür değişecek, ülke değişecek, dünya değişecek ondan  sonra yeni bir anayasa yapma imkanı ortaya çıkacak. Onun için herkesin  düşüncelerinin alınması, herkesin anayasası olduğuna önem verilmesi ve herkesin  iyi kötü orada bir katkısının olması çok önemli. Ümit ediyorum ki bu sefer bunlar  gerçekleşir.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek de çalışmalara aktif olarak katıldı.  Hükümetten önce davranıp partilerle görüş alışverişinde bulunuyor.

Bu doğru bir usul. Her partinin tabii ki anayasa taslağı olabilir.  Nasıl bir anayasa olacaksa onunla ilgili çalışması olabilir. İktidar partisi  olarak hükümetin, muhalefet partilerinin, bu konuyla ilgili aktif çalışan sivil  toplum örgütlerinin çok güzel görüşleri var. Bütün bunların değerlendirilmesi ve  dikkate alınarak, herkesin çabasıyla ortaya bir metin çıkması çok önemli. O  bakımdan Sayın Meclis Başkanı'nın bu başlangıcını gayet değerli buluyorum.
       
"DÜNYA HIZLI, ELASTİK OLMAK GEREKİYOR”
         
Türkiye, geçmişe göre çok farklı noktaya geldi, ekonomik anlamda  rakamlar ortada, siyasi anlamda etkinliği de gözle görülür hale gelmeye başladı.  Önümüzde mevcut bir Anayasa var, bu Anayasa'nın Türkiye'nin mevcut niteliklerini  karşıladığını düşünüyor musunuz?

Anayasa tabii ki zaman zaman değiştirildi, çok büyük  değişikliklere uğradı. Bugünkü Anayasa, ilk yazıldığı şekliyle değil. Çok  değişiklikler olduğu için de sistematiğini kaybetti. Bizim anayasamız, biraz  teferruatlı bir anayasa, çok detaylar var. Halbuki bugünkü dünya, o kadar hızlı  bir dünya ki hızlı bir dünyada biraz elastik olmak gerekiyor. Hızlı bir dünyada,  genel prensipler, ilkeler olmalı, teferruatlar uygulayıcılara bırakılmalı. Bundan  dolayı bazı sıkıntılarla karşı karşıya kalınmıştı geçmişte. Şimdi de eminim ki  kalınıyordur.

Ekonomik konularda da çok bağlayıcı birçok kurallar var. O açıdan  anayasanın bugünkü dünyaya değil, geleceğe hitap edecek şekilde yazılması, temel  ilkelerin ortaya konulması ve teferruatların biraz uygulamaya bırakılmasının  doğru olduğu kanaatindeyim. Uygulama dediğimiz şey de yine herkesin kuralsız bir  şekilde uygulaması değil, kanunlardır. Yani anayasa, temel ilkeyi koyacak,  kanunlar ve daha sonra gelen ikinci, üçüncü derecede yasal düzenlemeler,  kuralları oluşturacaktır ama anayasada bir darboğaz oluşursa o zaman onu hiç  aşamazsınız. O bakımdan bütün bunların, geleceğin dünyasına bakarak yeniden  düzenlenmesinin vakti çoktan geldi, geçiyor.
       
TERÖRLE MÜCADELE
         
Son dönemde terör örgütünün eylemleri ve saldırıları maalesef  artmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında,  teröre karşı kararlılık vurgusu yapıldı ve ardından operasyonların hızlandığını  görüyoruz. Sınır ötesine hava harekatı söz konusu oldu. Türkiye'ye hem içeriden  hem dışarıdan destek geldi. Bu konuda sizin görüşleriniz nelerdir?

Türkiye, topyekun standartlarını yükseltiyor; hukuk  standartlarını, demokratik standartlarını, siyasi standartlarını yükseltiyor.  Bütün bunları yaparken bugünkü dünyaya, bugünkü demokratik anlayışımıza ters  gelen hangi yapımız varsa bunları hep değiştiriyor. Bütün bunlardan maalesef  rahatsız olanlar oldu. Ben bir zamanlar 'iyi şeyler oluyor, olacak' dediğimde çok  rahatsız olanlar oldu ve adeta bu ülkede iyi şeylerin olmasını arzu etmeyenler  ortaya çıktı. Bunlar zaten vardı.

Son gelişmeler, maalesef çok üzücü. Terör örgütünün saldırılarını tolere  etmek, bunları görmezlikten gelmek asla mümkün değildir. Herhangi bir ülkede bir  otorite noksanlığına göz yummak asla mümkün değildir. Bu, zaten devlet olmanın  gereğidir. Terör örgütü, Türkiye'de bir zafiyet olduğu zannına herhalde ulaştı ki  bu tip saldırılarını yapıyor. Devletin gücünün, herkesin gücünden daha güçlü  olduğunu içeride ve dışarıda herkesin bilmesi gerekir, dolayısıyla son  operasyonlarımız hep bu yöndedir.

Ümit ederiz ki; içeride ve dışarıda herkes, kendine bundan bir hisse  çıkartır. Sadece terör örgütünün değil, onlara destek verenler, onlarla işbirliği  içerisinde olanlar, yapması gereken sorumlulukları yerine getirmeyen ülkelerin de  kendilerine hisse çıkarması gerekir. Türkiye, asla silahlı bir gücün karşısında  pes etmez.

Şunu da söylemek isterim: Terör örgütüyle bölgedeki vatandaşlarımızı  daima ayırmışızdır. Bölgedeki vatandaşlarımızın daha çok ihtimama, korunmaya  ihtiyacı var çünkü bir taraftan terör örgütünün tehdidi altında kalıyorlar. Gece  gündüz herkesin başına bir güvenlik gücü koyamazsınız. Onların halini iyi anlamak  gerekir. Onun için bütün bölgelerimizde, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının  tamamında devletimizin otoritesi, gücü ve hakimiyeti, bütün vatandaşlarımız  tarafından görülmeli. Bu, hepimizin ortak anlayışıdır. Bundan herhangi bir  şekilde farklı düşünen de söz konusu değildir.

Kesinlikle yanlış anlaşılmasın, bu vatandaşlarımızın güvenliğinin  sağlanması açısındandır. Yoksa Türkiye toprakları üzerinde devletin gücünün  içinde başka bir gücün illegal bir şekilde dolaşması, herhangi bir şekilde  yapılanmasına asla müsaade edilemez.
       
"DEMOKRATİK HAK VE HUKUK, KÜRT MESELESİYLE SINIRLI TUTULMAMALI”

Haberin Devamı

Terör örgütünün bölge halkından izole edilmesinin önemini sık sık  dile getirirsiniz. Bir taraftan demokratik açılım süreci devam ediyor. Terörle  mücadelede yeni dönemdeki faal durum bu süreci etkiler mi, etkilememesi için  neler yapılmalı?

Hayır, bakın ben tekrar şunu söylüyorum: Demokrasi, terör örgütünü  izole eder. Tabii ki birçok şeyin aynı anda paralel yapılması gerekir. Terörle  mücadele, büyük bir konu tabii. Bir taraftan devletin gücünün en güçlü güç  olduğunu herkese hissettirmek, göstermek, otoritesini göstermek; diğer yandan  buna paralel olarak halkı kucaklamak, varsa eksikler, düzeltilmesi gereken  şeyler, bunları düzeltmek... Bütün bunlar, hepimizin görevidir.

Şunu da kimsenin unutmaması gerekir; 'demokratik hak ve hukuk' dediğimiz  şey, sadece bir konuyla ilgili değildir. Türkiye'nin dört bir tarafıyla, bütün  vatandaşlarımızla, herkesin hakkının, hukukunun genişletilmesi, herkesin 'şu  yanlıştır' dediği konunun düzeltilmesi şeklinde bakmamız lazım. Düşünün ki  elimizde bir fener var, bununla her yeri aydınlatıyoruz. Bunu sadece bir konuyla,  sadece Kürt meselesiyle, Güneydoğu meselesiyle, terör meselesiyle sınırlı  tutmamak gerekir. Türkiye'nin başka konuları da vardır. Türkiye'deki diğer  konular, şeffaflık, basınla ilgili konular, din özgürlüğüyle ilgili konulardır,  sivil asker meseleleriyle ilgili konular vardır, ekonomisiyle ilgili konular  vardır, yolsuzlukla mücadeleyle ilgili konular vardır. Dolayısıyla 'standartların  yükseltilmesi' derken sadece bir konuyu aklımıza getirmememiz gerekir. Bütün bu  konuları aklımıza getirmemiz gerekir.

MGK bildirisine de yansıdı, Sayın Başbakan da açıkladı. Terörle  mücadelede bundan sonra yeni stratejilerle hareket edilecek. Bunlar hakkında  paylaşabileceğiniz şeyler var mıdır? 'Yeni strateji' derken neler beklemeliyiz?

Doğrusu terörle mücadele sürekli bir konudur. Dolayısıyla sürekli  kendinizi yenileyebilirsiniz. Yeni uygulamalar, yeni metotlar, yeni programlar  devreye koyabilirsiniz. 'Nerede başarılıyız, nerede başarısızız', tecrübeleri  değerlendirerek yeni imkanları devreye koyabilirsiniz. Bu çerçevede hem  hükümetin, hem silahlı kuvvetlerimizin, emniyet teşkilatımızın, kamu güvenliğiyle  sorumlu müsteşarlığın, İçişleri Bakanlığının yeni çalışmaları var. Bunlar  kastedilmiştir. Bunlardan bazıları devreye girmektedir, bazıları biraz daha zaman  alıcı düzenlemeler yapılacaktır.
       
30 AĞUSTOS KUTLAMALARINI GÜL KABUL EDECEK

30 Ağustos'ta hem Ramazan Bayramı'nın birinci gününü hem Zafer  Bayramı'nı kutlayacağız. Bu yıl yine karşımıza çıkan yeni bir uygulama olacak ve  30 Ağustos kabulünü siz yapacaksınız. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Bu, açıkçası Genelkurmay Başkanımız'ın teklifidir. Düşünce  onlardan geldi. Geçen Askeri Şura'da da, Milli Güvenlik Kurulu'nda da yeni  uygulamaları herkes takip etti. Silahlı Kuvvetlerimiz de komutanlarımız da bundan  çok memnundur. Bunlar hep olması gereken şeyler. Her şeyin bir zamanı var demek  ki. Dolayısıyla bu 30 Ağustos'ta da başkomutan olarak bütün kutlamaları ben kabul  edeceğim. Genelkurmay Başkanımız, Başbakanımız Milli Güvenlik Kurulundan önce  yaptığımız bir konuşmada Genelkurmay Başkanı'nın getirdiği bir düşünceydi. Biz de  çok doğru bulduk. Uygulama bundan sonra böyle olacaktır.

Biliyorsunuz terörle mücadelede biraz acılı günler geçirdik. Şehitlerimiz  var, gazilerimiz var. Şehitlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet, ailelerine  başsağlığı diliyorum. Gazilerimize acil şifalar, sağlık, sıhhat, afiyet  diliyorum. Dolayısıyla bu 30 Ağustos'ta resepsiyon yapılmaması fikri Genelkurmay  Başkanımızın fikridir. Biz de bu düşünceyi çok takdirle karşıladık. Bu sefer  böyle olacak.

SURİYE

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül, Suriye'de yaşanan olayların son bulması için Şam yönetimine “Artık  bizden günah gitti” dercesine açık ve dürüst mesaj ilettiklerini belirterek,  “Açıkçası her şeyin çok az ve çok geç olduğu bir safhaya geldiğini görüyorum.  Bizim güvenimiz kaybolmuş vaziyette” dedi.

Gül, İstanbul Tarabya'daki Huber Köşkü'nde Anadolu Ajansına verdiği özel  röportajda, Türk dış politikasında son dönemde önemli yer tutan Suriye ve  Libya'daki gelişmeleri değerlendirdi.

Konu ile ilgili yöneltilen soru ve yanıtlar şöyle:

Geçen hafta Libya ve Suriye'de de önemli gelişmeler oldu. Suriye  Devlet Başkanı Beşşar Esad'a “çekil” çağrıları artmaya başladı, Libya'da  Muammer Kaddafi yönetimi düştü. Bu konularla ilgili değerlendirmeleriniz  nelerdir?

Doğrusu son yıllarda en çok siyasi yatırımımızı Suriye'ye yaptık,  bu açık bir şey. Çünkü 'Suriye'nin dönüşümüne yardımcı olabilir miyiz, katkı  sağlayabilir miyiz' diye gayet iyi niyetli olarak bunu yaptık. Yoksa sınırlarımız  bellidir. Suriye, bizim komşumuzdur. Onların güçlü, mutlu olması için yaptık ve  şuna biz inandık; artık bugünkü dünyada otoriter yönetimlere, tek parti  iktidarlarına, kapalı rejimlere yer yoktur. Bunlar, ya zorla değişeceklerdir  yahut devletleri yönetenler, inisiyatif alarak yöneteceklerdir.

Biz Türkiye olarak, bu konuda çok çalıştık. Sayın bakanlar, Sayın  Başbakan, ben, kamuoyunun bildiği veya bilmediği çok katkılar sağladık.  Düşüncelerimizi çok açık bir şekilde paylaştık ve en sonunda Dışişleri Bakanımız  Suriye'ye gittiğinde, mesajlarımızı, 'artık günah bizden gitti' dercesine gayet  açık ve dürüst bir şekilde bir kez daha paylaştık. Şunu herkesin bilmesi gerekir  ki; biz, tabii ki Suriye halkının yanındayız, halkların yanındayız. Esas olan  halktır.
       
GÜNLÜK İSTİHBARAT RAPORU
         
Esad'ın, “Biz tabii ki tavsiyeleri dinleriz ama yapacağımızı  biliriz” babında bir değerlendirmesi oldu. Diyalog kanallarının açık olduğu  izlenimi de alıyoruz. Kendisiyle ya da yönetimle hala bir temas var mı?

Biz tabii ki takip ediyoruz, günlük takip ediyoruz. Dün (perşembe  günü) 17 kişi öldü. Bana günlük istihbarat raporları geliyor. Suriye ile ilgili  sayfalarca hangi ilde ne oluyor, hangi kazada ne oluyor, nerede ne nümayiş  (gösteri) oluyor, nerede nasıl güvenlik güçleri insanların üzerine ateş açıyor,  kaç kişi ölüyor, kaç kişi yaralanıyor, çok detaylı istihbarat raporları geliyor.  Olaylar başladığından beri takip ediyoruz çünkü komşumuzda oluyor.

Biz, gerçekten çok üzüntü duyuyoruz. Olayların 'bitti' denildiği yerde  işte 17 kişi yine ölmüş vaziyette. Bugün kaç kişi olacak? Açıkçası her şeyin çok  az ve çok geç olduğu bir safhaya geldiğini görüyorum. Bizim güvenimiz kaybolmuş  vaziyette. Bunu söylemek isterim: Suriye halkının huzuru, mutluluğu, iyiliği  bizim için çok önemli.
         
LİBYA
         

Libya ile ilgili de aynı şeyleri söyleyebilirim. Libya'da olup bitenleri  de demin söylediğim şekilde takip ediyoruz. Libya'daki rejimin devam etmesi  mümkün değildi zaten. Akdeniz'e 2 bin kilometre kıyısı olan, dünyanın en zengin  petrolüne sahip olan nüfusu küçük bir ülke, iyi bir yönetim altında dünyanın en  müreffeh ülkesi olurdu ama otoriter bir kişinin, tek başına uzun yıllar  yönetiminde, Libya'nın bu kadar uzun süre devam etmesi zaten akıl almaz bir  şeydi. Nasıl bu kadar uzun süre devam etti, bunu anlamak mümkün değildi.  Dolayısıyla onun da sonu gelmiştir.

Ümit ederiz ki; yeni Libya kurulurken herhangi bir iç çekişme,  enerjilerini boşa harcama durumu söz konusu olmasın. Onun için Türkiye, çok aktif  bir şekilde öncülük yapmak istiyor biliyorsunuz. Ulusal Geçiş Konseyi'nin Başkanı  Türkiye'yi ziyaret etti. Ben kabul ettim, Başbakan kabul etti, Dışişleri  Bakanımız birkaç gün önce Bingazi'de idi. Libyalı kardeşlerimize en büyük  yardımları yapıyoruz, onlara ülkelerini siyasi ve maddi açıdan yeniden imar  etmeleri için her türlü yardımı yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.
    

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!