GeriGündem Sesim kışkırtıcı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sesim kışkırtıcı

Metin Kaçan ‘‘Ağır Roman’’ı yazdığı sıralarda, ‘‘havaya girebilmek’’ için dönüp dönüp 70'lerin müziklerini dinlemiş. En çok dinlediği şarkılardan biri de Cem Karaca'nın söylediği ‘‘Resimdeki Gözyaşları’’ imiş. Bildiğiniz gibi bu şarkı filmin soundtrack'inde, Atilla Özdemiroğlu'nun yeni düzenlemesiyle yer aldı. Cem Karaca 30 yıl önce bu şarkıyı söylerken neler hissediyordu? Şimdi neler hissediyor: ‘‘Resimdeki Gözyaşları, 1968 senesinin bir şarkısı. O zamanlarda yorum, sözlerin arkasındaki gizli anlamı anlamak, pekiştirmeye çalışmak gibi kaygılarım yoktu. Güzel okumak ve şarkının dinamiğini vermekti tek düşündüğüm. İçtenlikle belirtmem gerekirse şarkıyı söylerken çok zorlandım. Hem duygu hem de teknik olarak. Çünkü parça orijinal tonundan 2,5 ses daha yukarıda düzenlenmiş.’’ Fotoğraf çekimi sırasında Cem Karaca numaralı gözlüğünü çıkarıp güneş

gözlüklerini taktı ve başına kasketini geçirdi. Bununbir imaj olup olmadığını sorduğumda komik bir cevap verdi: ‘‘Herkes tanınmamak için güneş gözlüğü takar, ben tanınmamak için güneş gözlüğümü çıkartıyorum.’’

Hürriyet arşivindeki fotoğraflarını karıştırırken anladım. Cem Karaca, parlaklığını kaybetmiş bir yıldız olabilir, ama bu onun yıldız olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kişisel albümündeki fotoğraflar, Hürriyet arşivinin yanında solda sıfır kalıyor. 70'li yıllarda gazeteciler, attığı her adımı takip etmekle kalmamışlar, küvette oğlunu yıkarken, hasta yatağında yatarken, evlenirken, boşanırken... her halini görüntülemişler. On yıl boyunca kesintisiz süren ilgiye tanık olmasanız bile, o karelerden izleyebiliyorsunuz.

Bugün, mesela bir Tarkan'a nasip olan ilgi, 1979 yılında Karaca'nın yurtdışına gitmesiyle kesintiye uğradı. 1986'da döndüğünde ise ne Türkiye eski Türkiye ne de müzik eski müzikti. Tabii o da eski Cem Karaca değildi: ‘‘Kendimi bezgin, bıkkın ve umarsız hissettiğim zamanlar oldu. Vatandaşlık hakkım elimden alındı, babam öldü, Türkiye'ye gelemedim. Hiç birşey üretmek istemedim. Sonra kellemi çıkarıp masanın üzerine koydum ve Türk insanının kader kavramına sığınarak metafizik bir güçle o yılgınlığı attım üzerimden. Eskiden metafizikle hiç alakası olmayan bir insandım, ama ancak öyle yırtabildim.’’

EVDEKİ İKİ YASAK

Cem Karaca 1945 yılında doğdu. Doğmadan önce altı ay kadar tiyatro oyuncusu annesi Toto Karaca'nın karnında sahneye çıktı. Babası Mehmet Karaca da oyuncuydu. Aile'nin ünlü tiyatrocu Muammer Karaca ile akrabalıkları yoktu, ama çok sıcak bir dostlukları vardı. Azeri baba, ermeni anneye iki şeyi yasakladı: Evde Hıristiyanlık propogandası yapılmayacak ve Cem'e Ermenice öğretilmeyecek. Asıl adı İrma olan, sahne adı olarak Toto'yu kullanan Toto Karaca, bu yasaklara harfiyen uydu. Hatta Mehmet Bey öldükten sonra, Cem Karaca, annesinden ona Ermenice öğretmesini istediğinde ‘‘babanın hatırasına saygısızlık olur’’ diyerek bu isteği reddetti.

Babasının, bir başka isteği Cem'in okuyup hariciyeci olmasıdır. Ama onun aklı müziktedir. Robert Kolej'de ve Kültür Koleji'nde ortaokulu bitirir ve okul defterini kapatır. 16 yaşında profesyonel müzik yaşamı başlar. Çeşitli barlarda, restoranlarda çalışır. Bu arada ilk eşi Semra Hanım'la tanışır. Dönemin koşullarına göre cesur bir adım atarlar birlikte yaşamaya başlarlar. Cem Karaca'nın müzikal anlamdaki esas çıkışı 1967 yılında Hürriyet Gazetesi'nin düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasıyla olur. Cem Karaca ve Apaşlar olarak katıldıkları yarışmada ‘‘Emrah’’ adlı parça ile ikincilik alırlar. 1979'da Almanya'ya gidene kadar durmadan yükselir Cem Karaca: ‘‘Kendimizi kabul ettirdik. Mesela o zamanlarda Anadolu'nun Muş'una, Adıyaman'ına gidip sokaklarda uzun saçla dolaşmak cesaret işiydi. Yadırganırdı. Galiba biz de biraz haz duyardık bundan.’’ Konserlerindeki ilgiyi, coşkuyu karizmasına bağlıyor biraz da: ‘‘Ayağımı sahneye bastım mı sağlam basardım. Bir de sesimin tonunda isyan vardı galiba. İnsanlar duydukları zaman coşarlardı.’’

12 Eylül öncesinde kapısına yaptırdığı ikinci bir demir kapıyı yeterli bulmamış olacak ki, hakkında açılan davaları geride bırakıp gidiveriyor: ‘‘Ben artık Türkiye'de şarkılarımı istediğim gibi söyleyemiyordum. Mutlaka bir takım sloganlar bağırmam gerekiyordu. Benzer bir rahatsızlığı Almanya'da da duyduğum için Türkiye'ye dönmek istedim. Mesela yabancıların haklarını kısıtlayan bir yasa çıkıyordu, hoop bana konser teklifi geliyordu. Kendimi Mezarcı Mahmut gibi hissetmeye başlamıştım.’’

SARARMIŞ DUVARLAR

Cem Karaca Bakırköy sahilde, çocukluğundan beri yaşadığı Karaca Apartmanı'nda oturuyor. Gençlik aşkı, ilk karısı Semra Hanım'la 1993 yılında tekrar evlenmiş. Evdeki eşyalar eski, duvardaki kağıtlar sararmış, baş köşede çalışmayan kocaman bir teyp duruyor. Annesinin anısına duvar kağıtlarını değiştirmeyeceğini söylüyor. Evde,bugünü hatırlatan bir tek bilgisayar var. Biz gittiğimizde bilgisayarda bir savaş oyunu oynuyordu. Makineyi kapatırken aslında militer bir insan olmadığını hatırlattı.

Nostaljiden hiç hazzetmediğini söylüyor, hakikaten de geçmişi dudakları titreyerek, özlemle anlatmıyor. Ama, sanki bugüne ve yarına dair de çok coşkulu değil. Bir sene önce Sony ile bir plak anlaşması yapmışlar. Şimdi Uğur Dikmen'le onun hazırlığı içindeler. Albümün çıkış tarihi belli değil. İlk başta tamamen yeni şarkılardan hazırlamayı düşünmüşler, ama Resimdeki Gözyaşları'nın gördüğü ilgi üzerine eski parçalara da yer vermeyi kararlaştırmışlar. Ailede albüm yapmak isteyen biri daha var. İkinci eşinden olan 23 yaşındaki oğlu Emrah pop müzik albümü hazırlıyor: ‘‘Ama benim omzuma basarak birşeyler yapmayı reddediyor. Ben ona karışmak istemiyorum, ama bazen de kendimi tutamıyorum.’’

Cem Karaca iki yaşındayken annesine sarılıp gülerek poz vermiş. Almanya'da çekilen diğer fotoğrafta; insanlar aynı, duruşlar aynı, duygular farklı. 23 Nisanlarda şiirleri hep ona okuturlarmış. 4. sınıfta Taksim Meydanı'nda kendinden son derece emin bir biçimde şiir okurken babası halkın arasında onu dinliyormuş: ‘‘Babam zangır zangır titremiş heyecandan.’’ 1955.

Cem Karaca dört kere evlendi. Fotoğraftaki Feride Balkan ikinci eşiydi.

1972 yılında Cem Karaca Kardaşlar ekibinden ayrılıp Moğollarla çalışmaya başladı. Karaca ve Kardaşlar ayrılmadan önce.

Hürriyet'in 1967 yılında düzenlediği Altın Mikrofon Yarışması Cem Karaca'nın müzik yaşamında dönüm noktası oldu. Emrah adlı parça, Cem Karaca ve Apaşlar'a ikincilik getirdi. Karaca sahnede oldukça efendi bir görüntü çiziyor.

Çoğunlukla bıyıklı yaşadı. Ancak Almanya'da bin anlamda sürgünde yaşadığı yıllarda onlardan çok sıkıldı ve kesti.1980, Köln (üstte). Üstünde işçi tulumu, cebinde üstüpüyle sahneye çıkıp kitleleri coşturdu. Söylediği şarkılar kadar, sesindeki tonun da isyankar olduğunu düşünüyor.

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False