Ombudsmanlığı başkadılığa benzeten hukukçu

Güncelleme Tarihi:

Ombudsmanlığı başkadılığa benzeten hukukçu
Oluşturulma Tarihi: Aralık 02, 2012 00:00

Hrant Dink’in mahkumiyet kararında imzası bulunan Mehmet Nihat Ömeroğlu’nun ombudsmanlığı çok tartışılıyor. Peki kimdir bu yükselen bürokrat?

Haberin Devamı

39 yıl yargıçlık yapmış bir insan, neden CV’sine içki ve sigara içmediğini yazma gereği duyar ki? Mehmet Nihat Ömeroğlu, ombudsmanlığa aday olurken Meclis’e verdiği özgeçmişinde buna ihtiyaç duymuş. Yazmış CV’sine “Alkol: Yok, Sigara: Yok.”

Bu kadar da değil CV’sinde, kimliğine dair verdiği ipuçları. “Ülkemizi ileri demokrasi ve aydınlığa çıkarma mücadelesi diye niteleyeceğim demokratikleşme, açılım ve hukuk devletini inşa etme süreci”ne gazetelere yazılar yazıp, televizyonlara demeçler vererek nasıl katkıda bulunduğunu da anlatmış.  Liberal Düşünce Derneği ve Abant Platformu toplantılarına katıldığını vurgulamış. (Ahmet Kıvanç, Habertürk, 29 Kasım 2012)

Ömeroğlu da biliyordu herhalde böylesine bir özgeçmişle CHP’den oy alamayacağını. Alkolden sigaraya, ileri demokrasiden Abant toplantılarına kadar yazdığı her satırda iktidar partisine şirin görünmeyi hedeflediği çok açık. Nitekim sadece AKP’li milletvekillerinin oylarıyla seçildi; Türkiye’nin ilk “Kamu Başdenetçisi” oldu.

Ama Avrupa Birliği ile uyum sağlama adına kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu’nun amacı devleti denetlemek, vatandaş ile devlet arasında arabuluculuk yapmak. Bu da tarafsızlığı gerektiren bir pozisyon.

Ömeroğlu, böyle bir CV yazmakla kalmadı; seçim sonrasında yeni görevini yorumlarken de bu kez iktidar çevrelerinin Osmanlı hayranlığına seslendi:

 “(Ombudsmanlığın) temelini, Osmanlı’da Kadi’l Kudat denilen müessese oluşturuyor. İsveç Kralı XII. Şarl, Osmanlı’ya sığındığı 4,5 yıllık dönemde, idare sistemini inceledi ve ülkesine döndüğünde ombudsman atadı.”(AA, 28 Kasım 2012)

Zorlama ve bir o kadar da çarpık bir benzeştirme çabası var ortada. “Kadi-l Kudat”ı, Türkçeye “Başkadı” ya da “Kadılar kadısı” olarak çevirebiliriz. Osmanlı’da kadılar,  kaynağını İslam hukukundan alan bir yargı görevi yürütüyordu. Kökeni Selçuklu’ya uzanan “Kadılar Kadısı” devlet aygıtının bir unsuru. Ombudsman ise ne devlet adına hareket eder ne de yargı işlevi vardır.

Bursa ekibi

Ne garip, ombudsmanlığın kaynağını “kadılık”ta gören Ömeroğlu bir hukuk adamı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1971 yılında mezun olduktan sonra memleketi Antakya’da başlamış hakimliğe. Lice, Azdavay, Ulukışla, Enez, Pınarhisar, Gaziantep derken uzun süre görev yaptığı Bursa’ya gelmiş.

Eski bakanlardan işadamı Cavit Çağlar’ın dolandırıcılık yaptığı gerekçesiyle yargılandığı davaya bakan mahkemenin başkanıydı Ömeroğlu. Çağlar hakkında beraat kararı verildi o mahkemede.

Bursa, Ömeroğlu’nun kimliğinde iz bırakan bir kent oldu. Ankara’ya gidip bakanlıkta, sonra da Yargıtay’da görev aldığı yıllarda boyunca hep “Bursa ekibi” nden bir isim olarak anıldı koridorlarda.  Malum, yargıda gruplaşmalar, ekipler her tarihte vardı, yine eksik değil.

Cemil Çiçek’in, Adalet Bakanı olmasının hemen ardından gelmişti Ankara’ya.

Hukuk ve Ceza İşleri Genel Müdürü olarak görev yapıyordu. Çiçek ona çok güveniyordu. Başbakan Erdoğan’a da yakındı. Çiçek, Müsteşarlığa getirmek istedi onu ama nedense dönemin Cumhurbaşkanı Sezer onaylamadı kararnamesini.

Hrant Dink kararı

2005 yılında Yargıtay üyeliğine seçildi.  5. Ceza Dairesi’nde görev yaptığı altı yıl içinde sayısız dosyaya baktı. Ama bir kararı var ki, Türkiye hukuk tarihinde özel bir yere sahip. Gazeteci Hrant Dink, bir yazısında Türk Ceza Yasasının 301.maddesindeki “Türklüğü aşağılama” suçunu işlediği gerekçesiyle mahkum edilmişti.

Yargıtay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, bu cezanın bozulmasını istedi. Eminağaoğlu’nun bu itirazını reddetti Ceza Genel Kurulu. Ret kararında imzası olan 23 Yargıtay üyesi arasındaydı Ömeroğlu. Mahkumiyetin onanması için “canla başla çalışmıştı.”

Mahkumiyetin onanması, “Hrant Dink’in öldürülmesine giden bir kilometre taşı” oldu. (Oral Çalışlar, Radikal, 29 Kasım 2012) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yargıtay’ın bu tavrını “düşünce özgürlüğünün ihlali” olarak değerlendirecekti yıllar sonra verdiği kararda. “Yargıtay kararı, Hrant Dink’in aşırı milliyetçilerin hedefi haline gelmesine neden oldu” tespiti yapacaktı AİHM. Böylece onama kararının aynı zamanda bir vicdan sorunu olduğunun da altını çiziyordu aslında.

Hizbullah uyarısı

Yargıtay üyeliği sırasından gazetelerde çıkan bazı yazıları ilginçti Ömeroğlu’nun. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanınmasını desteklediği bir yazısında bu yolun AİHM’deki davaları azaltacağını ve Türkiye’nin imajını düzelteceğini savunuyordu. Ama “yasaların anayasaya aykırılıktan iptali için başvuru hakkı tanınmasının Anayasa Mahkemesi fetişizmine yol açacağı” kanısındaydı.

Yargıtay’da bekleyen Hizbullah davasıyla ilgili bir yazısında, uzun tutukluluk süresini sınırlayan yeni düzenlemenin yürürlüğe gireceği uyarısında bulunmuş, bazı sanıkların tahliye olabileceklerine dikkat çekmişti. Bu yazı Yargıtay’da dikkate alınmayınca yazıdan beş ay sonra bazı Hizbullah sanıkları serbest kaldı.

Ömeroğlu, HSYK’nın eski  yönetiminin iktidar ile çatışmasında Adalet Bakanlığı tarafını tuttu. HSYK’nın, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner soruşturmasına bakan Erzurum savcılarının özel yetkilerini kaldırmasına isyan etti;  “Bu, eski köhneleşmiş devlet zihniyetinin ideolojik tavrı sonucunda çıkan bir karar” dedi.

Yargıtay gibi siyasete uzak olması gereken bir yerde görev yapmasına rağmen bu tür açıklamalar yapması, hükümet ile ilişkilerinin hep canlı kalmasını sağladı. Oğlunun nikah tanığı Başbakan Erdoğan’dı. Kadıköy’deki nikahı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş kıydı. Oğlu Burak Ömeroğlu, 25 Ekim 2010’deki nikah sırasında THY Lojistik Müdürüydü. Çabuk yükselecek, bir süre sonra THY’nin Doğu Avrupa ve Rusya Kargo Bölge Müdürü olarak atanacaktı.

2011’de seçimler yaklaşırken M.Nihat Ömeroğlu’nun adı seçim dönemi bakanlığı için geçti. Bursa yerel basını, Ömeroğlu’nun Adalet Bakanı olacağını, bakan olmazsa da AKP’den Bursa milletvekili adayı olacağını yazdı. Gerçekten böyle bir ihtimal var mıydı, yoksa perde arkasında başka şeyler mi yaşandı bilinmiyor; görünen ikisi ihtimalin de gerçekleşmediği.

Seçim öncesi uyarılar

Belki de bu yıl nisan ayında yaş haddinden emekli olduğu günden beri kendini ombudsmanlık için hazırlıyor;  12 Eylül referandumu ile getirilen bu kurum ile ilgili araştırmalar yapıyordu. “Başkadı” ile kıyaslamasına bakılırsa  ombudsmanlık üzerinde kafa yormuş. 

Peki Hrant Dink kararının ombudsmanlığa gölge düşüreceğini düşündü mü acaba? Sanmıyorum. Sadece Ömeroğlu değil, AKP de Dink kararında bir sorun görmüyor olsa gerek. Çünkü avukat Turgut Kazan, oylama öncesinde “Dink cinayetine zemin hazırlayan Yargıtay kararının mimarlarından Ömeroğlu’nu baş denetçi seçmeyin” çağrısı yapmıştı. (Ali Dağlar, Hürriyet, 28 Kasım 2012) CHP’li Sezgin Tanrıkulu da Meclis’te uyarmıştı AKP’lileri. “Kamu vicdanında büyük bir travma yaratmış bir sürece negatif katkısı olan bir adayın, Kamu Denetçisi olması üzerinde düşünmemiz gereken bir olaydır.”

Düşünmediler. Bu uyarılara rağmen seçtiler Ömeroğlu’nu. Önemsemediler Dink’in mahkumiyet kararında payı olmasını. Asıl vahim olan da bu.

AKP için önemli olan Ömeroğlu’nun hükümete yakınlığı olsa gerek. O yakınlığın kimi göstergelerini CHP’li Umut Oran, soru önergesinde sıraladı. Başbakan Erdoğan’ın, Ömeroğlu’nun oğluna nikah tanıklığından başladı; Ömeroğlu’nun THY’nin Washington seferine katılmasından, oğlunun THY’de hızla yükselmesine ve hükümet ile ilişkilerine kadar birçok soru sordu. Ama sanırım Ömeroğlu gibi bir kişinin nasıl tarafsız “Ombdusmanlık” yapacağı, vatandaşların onun vicdanına nasıl güveneceği sorusuna yanıt arıyordu.

Merak etmekte haksız da sayılmaz.

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!