GeriGündem NÜKLEER SANTRALLER VE GÜNÜMÜZÜN GERÇEĞİ Agora adını verdiğiniz bu keyifli mekanı ziyaret ettiğimde, uzun süredir kafama takılan ve fikirlerimi eş dost
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

NÜKLEER SANTRALLER VE GÜNÜMÜZÜN GERÇEĞİ Agora adını verdiğiniz bu keyifli mekanı ziyaret ettiğimde, uzun süredir kafama takılan ve fikirlerimi eş dost

NÜKLEER SANTRALLER VE GÜNÜMÜZÜN GERÇEĞİ Agora adını verdiğiniz bu keyifli mekanı ziyaret ettiğimde, uzun süredir kafama takılan ve fikirlerimi eş dost çevresi dışında dile getirme şansı bulamadığım, hatta bir şansım olsa da kendi çevremin dışına çıkabilsem diye düşündüğüm bir konun polemik köşesinde gündemde olduğunu gördüm…Nükleer santrallerle ilgili olarak yaşanan tepkilerin, insanoğlunun genel yapısındaki sabit bakış açılı yaklaşımın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Gezegenlerarası yolculukların planladığı günümüzde dünyamızı, gökyüzünün dünyanın üzerindeki bir kapak ve yıldızların da bu kapak üzerindeki deliklerden sızan ışıklar olarak düşünüldüğü dönemlerden kalma astroloji ve fal safsatalarına inanan insanlarla paylaşıyoruz ne yazık ki. İnsanoğlunun teknoloji evrimindeki en büyük engelin, yine kendi içerisindeki araştıma ve mantık yürütme yönünden zayıf insanlar olduğu düşünülünce bu tartışmaların sebebi de ortaya çıkıyor zaten. Geçmişi ve insanoğlunun gelişimini incelediğimiz zaman bilimsel gelişmelerin sayısız faydalarının yanında bazı sakıncalarının da olduğunu kabul etmemek imkansız. Ama insanın gelişim sürecinde yeni geliştirilen teknolojilerin yarar veya zarar terazisindeki dengelerinin zaman ve denemeler ile ortaya çıkması da kaçınılmaz. İnsan zekasının seçici olması gereken nokta bunların içinde işine yarayacakları seçip diğerlerini elemesi olmalı. Kendisine zarar verebilen bir tür olmamıza rağmen bu doğal seçimleri çok da yanlış yapmadığımız ortada. Geldiğimiz noktanın en basit kanıtı olarak benim şu anda klavyeden bir yazı yazıp Hürrriyet'in bir parçası olabilmeyi düşünmem bile gösterilebilir. Fosil kökenli yakıtların tüketime göre miktar olarak bir sonunun olduğu ve biz bu sona ulaşana dek onların kontrol altına alınması mümkün olmayan çevresel atıklarıyla bizim sonumuzu getirebileceği bilnen bir gerçek. Nereden bilindiğinin sorulması saçma olur, çünkü insanların salt itiraz etmek yerine biraz araştırarak ve okuyarak ulaşabilecekleri bilgiler bunlar. Hidroelektrik santraller ise ne yazık ki insan nüfusu düşünüldüğünde gerekli ihtiyacı karşılayabilmek için yetersizler. Öcü gibi korkulan nükleer enerjiye gelince, kontrollü kullanıldığında en temiz ve verimli enerji üretim şekli olduğu, kimsenin itiraz edemeyeceği bir gerçek. Zaten itirazların ana sebebi bu "kontrol" konusu. Riskin olduğu noktada önlemlerin gerekliliği de artar. Fakat tedbirler konusunda kendimize güvenemediğimiz için gelişmelerin dışında kalmaya çalışmak olaylara at gözlüğü ile bakmaktan başka bir şey değildir. Otomobillerin ilk icat edildiği dönemlerde saatte 140 km ile gitmek inanılmaz ve ölümcül bir şeydi fikir olarak. Hala ölümcül, ama kaç kullanıcı bunu düşünüyor acaba. Düşünmüyor çünkü yıllarca süren gelişimlere güveniyor. "Benim arabamda ABS, hava yastığı, deformasyon bölgeleri var ve ölüm riskim az" diye düşünüyor. İşin ilginci trafik yüzünden hala binlerce kişi hayatını veya sevdiklerini kaybediyor. Hem de nükleer kazalarda zarar görenlerle kıyaslanamayacak kadar yüksek oranlarla. Bugün körü körüne itirazlarını sürdüren felsefe hakim olsaydı otomobil örneğinde, biz hala at üzerinde veya yürüyerek yolculuk yapıp "Ne kadar güzel hiç trafik kazası ve trafik sorunumuz yok" diyerek mutlu olurduk. Olaya bu şekilde bakarak Afrika'daki ilkel kabilelerin "en mutlular" olduğunu söylemek de mümkün tabii…Nükleer Enerjinin elde ediliş prosesi bilimsel araştırma ve çalışmaların bir ürünüdür. Bilimin yararlılığını ve mühendisçe bakış açısını kabul etmesi için insanların bilim adamı veya mühendis olması da gerekmez. Bir dağın başında yaşamakla, içinde bulunduğu hayat ve teknoloji standardında yaşadığı dünyayı karşılaştıran herkes gerekli kıyaslamayı yapabilir. Olaylara ve bu tartışmalara insanın ferdi değeri gibi toplumsal duygusallık boyutuyla bakanların, biraz da bu konuda yazılmış kendi fikirlerini destekleyen ve karşı çıkan bilimsel geçerliliği olan yayınlardan bilgi edinmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunu yaparlarsa, bilimsel platformda bile bu olaya karşı çıkanların salt karşı çıkmak için bir mücadele verip kendilerine kanıtlar yarattıklarını, destekleyenlerin ise mevcut gerçekleri kanıt olarak kullandıklarını göreceklerdir.Konu üzerine yazılacak birçok istatistik ve bilimsel gerçek var ama şu şöyle demiş bu böyle yazmış demek için bile buradaki alan yetersiz. Sadece kendi düşünce sistemimi ve fikirlerimi paylaşmak için bu yazıyı yazdım. Böyle bir şansın bizlere tanınmış olmasından dolayı bütün ilgililere teşekkür eder iyi çalışmalar dilerim…Engin Mehmet YALÇINKAYA emy@veezy.com - 12 Nisan 2000, Çarşamba

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False