Ne güzel anlatmışsın Bensiyon Bey

Ne güzel anlatmışsın Bensiyon Bey

Türk Yahudi Toplumu Onursal Başkanı Bensiyon Pinto, 86 yaşında hayata veda etti. Pinto geride birbirinden renkli hatıralarla dolu, huzur ve kardeşliğe adanmış bir ömür bıraktı. Pinto, hatıralarının bir kısmını “Anlatmasam Olmazdı” adlı kitabında anlatmıştı. Çocukluğunun İstanbul’u, Galatasaray sevgisi ve acı tatlı daha niceleri...

Haberin Devamı

Bensiyon Pinto, Türkiye’deki Yahudi cemaatinin iki dönem başkanlığını yapmış, 2004 yılından itibaren de “Onursal Başkan” sıfatını alarak çalışmalarına devam etmişti. Toplumun her kesimiyle renkli ilişkileri olan Pinto, 86 yaşında hayatını kaybetti. Pinto, “Anlatmasam Olmazdı, Geniş Toplumda Yahudi Olmak” adlı kitabında çocukluğundan cemaat başkanlığına ve sonrasına giden süreçteki hatıralarına yer vermişti.

‘AYIRT EDİLEMEYEN BAYRAMLAR’

Galata Kulesi civarında geçen çocukluğundaki mahalle ortamını şöyle tasvir ediyor: “Dini bir azınlık olduğumuzu pek anlamazdık. Herkes tanıdıktı. Dar bir çevrede hem dindaşlarımızla yaşamak hem de geniş toplumla (Müslüman Türkler) ve diğer dini azınlıklarla kardeş gibi yaşamaktan olsa gerek kimliğimiz üzerine çok düşünmezdik. Kimse de bize düşündürmezdi. Herkes o kadar iç içeydi ki hangi bayram Morislerin, hangisi Yorgoların hangisi Mustafaların bilmezdik, ayırt etmezdik. Bayram, adı gibi bayramdı işte. Bazı bayramlar boyalı yumurtalarla, bazı bayramlar içi şekerli mendillerle, bazı bayramlar da hamursuzla geçerdi. Hepsinden nasibimizi alırdık. Hep beraber yaşamaya o kadar alışmıştık ki birbirimiz olmadan yaşayabileceğimiz bir mahalle düşünemezdik. Şimdi ise herkes farklı bir ad duyar duymaz hemen karşısındakinin dinini soruyor.”

Haberin Devamı

‘TÜRKÜZ, SICAKKANLIYIZ’

Pinto, okul için İsrail’e gittiği dönemde memleket hasretini Türk Yahudileriyle konuşarak dindirmek ister: “En çok Güney Amerikalılardan arkadaş edindim. Biz Türkler sıcak bir milletiz. Kendimiz gibi insanlarla karşılaştığımızda mutlu oluruz. Bütün İsrail Yahudi idi ama benim derdim bir Türk’e rastlamak, onunla İstanbul’dan, Boğaz’dan ve yemeklerden konuşmaktı. Anladım ki bir Türk’ün vatanını sevmesiyle bir başkasının vatanını sevmesi arasında dağlar kadar fark varmış.”

‘KISKANÇ TÜRK ERKEĞİ’

İsrail dönüşünde evlenme vakti de gelmiştir. Ailesi ‘Tam sana göre bir kız var’ diyerek müstakbel eşi Eti ile bir tanışma ayarlar. Pinto ile Eti’nin ilk yemeğe çıkmaları olaylı geçer: “O gece Eti’nin üstünde uzun, kırmızı dekolte bir elbise vardı. Bundan hoşlanmamıştım. İsrail’de tecrübe ettiğim ve savunduğum serbest bir sosyal hayat ile Türk erkeği olmamın verdiği sahiplenme duygusu arasında gidip geliyordum. Evlendikten sonra Eti bir daha öyle bir kıyafet giymedi. Türk erkeği yanım ağır basmış demek ki...”

Haberin Devamı

‘BENİM BAŞBAKANIM...’

İsrail Başbakanı Ehud Olmert Türkiye’ye geldiğinde onuruna bir yemek verilir. Türk heyetinden biri Pinto’ya “Senin başbakanın sözünde durur mu?” diye sorar. Pinto bu olaya dair şunları yazar: “Ben Türk isem benim başbakanım Türkiye’nin başbakanıdır. Bu adamların Yahudi olması onları benim devlet adamım yapmaz; dindaşım yapar. Kimse Türklüğümden bir şey alamaz. Milliyetçiyim. Kendine ‘Türk’ diyen herkesi sarıp sarmalayan bir Atatürk milliyetçiliğidir bu.”

GALATASARAY TUTKUSU

Pinto’nun çocukluğundaki hayali ünlü bir futbolcu olmaktır. Galatasaray tutkunudur. Elektrikçide çırak olduğu dönem cesaretini toplar ve harekete geçer: “Durmadan top oynuyordum. Hayalim Galatasaray’da futbolcu olmaktı. Çalıştığım handa Galatasaray yöneticilerinden Suat Bey’in de işyeri vardı. Cesaretimi toplayıp yanına gittim. ‘Ben çok iyi top oynuyorum, beni Galatasaray’ın genç takımına alır mısınız?” diye sordum.”

Ne güzel anlatmışsın Bensiyon Bey


Haberin Devamı

Suat Bey bir şans vermek ister. Sahaya çıkarırlar, Bensiyon’un özellikle sol ayağı çok iyidir. Genç takıma alınır. Bir zaman sonra tatsız bir tartışmanın ardından ayrılana kadar çok başarılı bir oyuncu olarak hep takdir görür. 

‘TURKİ, TURKİ!’

Bensiyon’un futbol tutkusu İsrail’de de devam eder: “Becerilerim, sol ayağımın nasıl iyi olduğu zamanla anlaşıldı. Kızlar maçlarımı kaçırmıyordu. Bu da gururumu okşuyordu. Yanımda getirdiğim Galatasaray eşofmanımla, ayakkabılarımla herkesin gönlünü fethetmiştim. Birinci sınıf bir futbolcuydum. Topu alıyor, bir çalım atıyor ve olanca gücümle asılıyordum sol ayağıma! Gol atınca seyirciler ‘Turki, Turki!’ diye bağırıyorlardı. Omuzlarına alıp tur attırıyorlardı.”