Laila'yı koruyan tarihçi

Güncelleme Tarihi:

Lailayı koruyan tarihçi
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 05, 2001 01:44

Etiler'den taksiye bindiğimde ‘‘Laila'ya’’ dedim. Gözüm dikiz aynasına takıldığında taksicinin beni tartan ve mahkum eden bakışlarına maruz kaldım. ‘‘Bugün oraya bomba koymuşlar’’ dedi. Ben ‘‘Oranın güvenlik müdürüyle konuşmaya gidiyorum öyle olsa iptal ederdi’’ diye itiraz ettiğimde, kendinden emin, ‘‘yok yok bomba koymuşlar’’ diye ısrar etti.

Güvenlik müdürü Çetin Tarlacı'ya bunu sorduğumda ‘‘Ne yapacaklarını, ne diyeceklerini şaşırdılar. Milletin burdan ayağını kesmek için herşeyi yapıyorlar’’ dedi. Ama Çetin Tarlacı'yla röportaj yapma nedenim, son günlerde taksi şoförlerini bile etkisi altına alacak kadar artan Laila paranoyası değildi.

Çetin Tarlacı bu meşhur eğlence mekanının güvenlik müdürüydü, ama onu diğerlerinden ayırt eden başka bir özelliği daha vardı. Geçen pazar Hürriyet yazarı Murat Bardakçı, ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'yı ‘‘Laila Devri’’ni yazması için Laila'ya götürdüğünde, kapıda onları ‘‘hocam’’ diye karşılayan bir genç görmüşlerdi. İşte bu genç Laila'nın Güvenlik Müdürü Çetin Tarlacı'ydı. Ortaylı'ya ‘‘hocam’’ demesinin nedeni de bir tarih öğrencisi olmasıydı.

Bir yandan Laila'nın koruma ordusunu idare eden bir yandan da tarih eğitimi yapan bu ilginç insanı tanımak istedik. Askerliğini bitirinceye kadar ilkokul mezunu olan bir gencin, beş yıl içinde üniversite mezunu master öğrencisi oluşunun hikayesi çıktı karşımıza.

Sabun gibi bir adam. Elinize alsanız hooop başka bir yere zıplayacak gibi. 30 yaşında, cin gibi bakıyor, saniyeye iki kelime sığdırıyor. Kafası da çenesi gibi çok hızlı çalışıyor. Muzip, hırslı ve azimli.

Çetin Tarlacı, askere gidene kadar (1991) ilkokul mezunuydu. Beşiktaş'ta ‘‘Çarşı Grubu’’ diye bilinen gençlerin arasında haylazlık yapıyordu. Terörün en çok can yaktığı yıllarda gönüllü asker olmak için başvurduğunda ‘‘bu çocuk hiç uslanmaz’’ demişlerdi. Foça Komando Okulu'na Siirt Pervari'ye ve Elazığ'a gitmiş, özel harekatta askerliğini yapmıştı. Ona ne olduysa askerde olmuş, okumayı bir takıntı haline getirmişti. İnsanın aklına ilk gelen, askerde çok sıkıntı çektiğiydi, ama çok memnundu yaptığı askerlikten. Herkese ‘‘imkanım olsa da bütün komando okullarına gitsem’’ diyordu.

13 yaşından beri kendi parasını kendi kazanıyordu. Çaycılık da yapmıştı, hırdavatçılık da. Askerden sonra birileri ona sihirli bir değnek değdirdi ve önce ortaokulu, sonra da liseyi dışardan bitirdi. Bütün ders kitaplarını okuyup özetlerini bir deftere yazıyor ve o defterden ders çalışıyordu. Üç ay hiç sokağa çıkmamış, üç yıllık liseyi bir yılda dışardan bitirmeyi başarmıştı.

Freni patlamış araba gibi kendi kendini durduramıyor ve üniversiteyi de okumak istiyordu. 1995'te üniversite kursuna gitti. Diğer kurs öğrencileri bütün kurs boyunca 1500 soru çözerken, o günde 1500 soru çözüyordu. Buna rağmen ‘‘çok eksiğim var, çok’’ diye söyleniyordu:

‘‘Türkçe dersine girdiğimde hocam bana Türkçe'de kaç ses olduğunu sordu. Neden bahsettiğini anlamadım. Çok ses var dedim. Bana çok güldüler. Alfabede kaç harf olduğunu 1996'ya kadar bilmiyordum. Ama şimdi herkesle yarışabilecek durumdayım. Çok emek verdim. Diğer faaliyetlerimin hepsi bitti. Herşeyim okul oldu.’’

1996 yılında üniversite sınavına girdiğinde tek tercih yapmıştı. Hukuk Fakültesi. Ama istediği olmadı ve sekiz puanlık bir eksik nedeniyle Hukuk'a giremedi. Herhalde pes edecek değildi. Ertesi yıl bir kez daha sınava girdi. Artık 25 yaşına gelmişti. O yüzden işini şansa bırakmadı ve üç tercih yaptı. Sıralamada Hukuk yine birinciydi, ikinci gazetecilik üçüncü de tarih. ‘‘İlkokul mezunuyken bile tarihim iyiydi. Merakım nerden kaynaklanıyor bilmiyorum. Annem okuma yazma bilmez, babam ilkokul üçten terk. Ailede üniversiteli olan tek kişi benim.’’

BELKİ EZİK HİSSETTİM

Bütün bunlar için niye bu kadar hırs yaptığını o da bilmiyor. Sadece içinde yaşadığı ortamı anlatıyor: ‘‘İlişkide olduğum herkes okumuş kişilerdi. Bir spor salonunda hocalık yapıyordum. Oraya gelenlerin hepsi üniversite mezunuydu. Belki de bütün bunların sebebi insanların beni ilkokul mezunu olduğum için hor görmeleri ya da o insanların yanında kendimi ezik hissetmemdi.’’

Sonunda Çetin Tarlacı Hukuk Fakültesi'ni değilse bile, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü kazanmıştı. Hem de o bölüme giren bin kişi arasında onuncuydu. Üniversiteden hiç teklemeden yüz üzerinden 86 puanla mezun olması onun azmini açıkça gösteriyor.

İNGİLİZCE SIRADA

Çetin Tarlacı bir hiperaktif olduğu için, durması mümkün değil. Sırada master var. Günde üç saat uyuyarak yüksek lisans eğitimini tamamlamaya çalışıyor.

Bütün bunları biyonik adam yapar, siz nasıl başarıyorsunuz diye sorduğunuzda, ‘‘Laila'da insanlar eğlenirken ben içerde ders çalışıyorum. Sabah 4.30'da yatıp sabah 7.30 kalkıyorum. Dersler sabah 8.30'da başlayıp akşam altı da bitiyor. Okuldan sonra tekrar Laila. Bir şey başarmak istiyorsanız bedelini ödemeniz lazım’’ diyor.

Enerjisi bitecek gibi değil, master'dan sonra doktora yapacak, bir de ölmeden önce mutlaka İngilizce öğrenecek: ‘‘Bu kadar emek verdiğim bir şeyi boşa harcayamam. Öğrendiklerimi başkalarına da aktarmam lazım. 1996'dan beri kazandığım bütün paramı okul için harcıyorum. Yılda dört ay çalışmak yetmiyor. Ailemden de hiç maddi destek almıyorum. Bu sene öğretmenliğe başlamayı düşünüyorum. En azından benim için bu bir tecrübe olur.’’

Derslerden dolayı kitap okuyamadığından şikayetçi. İlk kitabını 24 yaşında okumuş ve kendi tabiriyle ‘‘o kitap hayatını kaydırmış.’’ Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası'nın otuzaltı kere sadeleştirilmişiymiş bu kitap. Ama yine de anlamamış. İşte şimdi gerekli birikimi edindikten sonra bir kez daha okuyacağını söylüyor.

LAILA’DA 500 KİŞİNİN YAŞADIĞI HAYAT 70 MİLYONA MAL EDİLİR Mİ?

Laila'yı hedef yapmak çok saçma. 130 milyon lira kazanan biri 10 milyonluk sinemaya gidemiyorsa bütün sinemalar mı kapatılsın? Burda 500 kişinin yaşadığı hayat 70 milyonluk Türkiye'ye nasıl mal edilir? Benim ailem emekli maaşıyla geçiniyor. Ben de buradan ekmek paramı kazanıyorum. 2 bin 500 kişi buradan ekmek yiyor. Burada hayat felsefem değişti. Eskiden fiziksel gücümle bazı olayları önleyebileceğimi düşünürdüm. Şimdiyse beynimle durduramayacağım bir olayı fiziksel gücümle de durduramayacağımı anladım. Karşımdakini ikna edemiyorsam o beden fiziksel olarak da üstündür.

RUHUMDA CENGAVERLİK VAR

Çetin Tarlacı'nın tarihte yaşamak istediği iki dönem var, Hz. Ömer ve Yavuz Sultan Selim dönemleri:‘‘Ruhumda cengaverlik olduğu için belki de bu dönemlerde yaşamak isterdim’’ Osmanlı'nın kuruluş yeri Söğüt'e yedi kez gitmiş ve Ertuğrul Gazi ve karısı Mál Hatun'un türbelerini gezmiş. Topkapı Sarayı'ysa zaten evi gibi. Planını kafasında ezberden çizebiliyor.

İLBER ORTAYLI DEDİKODUSU

Çetin Tarlacı, Laila'nın kapısında karşılaştığı Prof. Dr. İlber Ortaylı için, ‘‘Onunla beraber aynı evde yaşayayım, attığı çöplerdeki kağıtları okusam, Türkiye'nin en iyi tarihçisi olurum’’ diyor. ‘‘İlber Bey'le tanışmak benim idealimdi. Kitap fuarında onu gördüm konuşmak istedim ama kendimi anlatmak için uygun bir yer değildi. Yanına gidip, ‘ben sizi çok seviyorum' demek de olmazdı. Başka bir seferinde de Taksim'de yürürken gördüm onu. Orası da uygun değildi. İlla bir yerde olacak diyordum. Kısmet benim çalıştığım yerde onu misafir etmekmiş. Murat Bardakçı'nın yazısı çıktıktan sonra buraya gelen herkes parmağıyla beni işaret etti, ben de şaşırdım bu işe.’’



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!