Katil mi, sanatçı mı, siyasi figür mü?

Güncelleme Tarihi:

Katil mi, sanatçı mı, siyasi figür mü
Oluşturulma Tarihi: Ocak 30, 2000 00:00

Haberin Devamı

Yılmaz Güney'in hayatının film olması haberinden bu yana basın tartışıyor....

Her şey, geçen hafta Hürriyet'in Pazar ekinde çıkan bir röportaj üzerine Fatih Altaylı'nın yazdığı bir Yılmaz Güney yazısıyla başladı. Yılmaz Güney'i, hiçbir siyasi kimliği olmayan ve‘‘kadın döven katil bir adam’’ diye tanımlayan Altaylı'nın yazısını Serdar Turgut'un ertesi günkü yazısı izledi. Ona göre de Güney bir lumpendi, o kadar. Ardından basında Güney yanlısı ve Güney karşıtı yazılar birbirini izledi. Bu yazılardan bölümlerle birlikte, İnci Aral, Fatoş Güney, Nihat Behram ve Doğan Hızlan'dan aldığımız görüşleri aktarıyoruz.

Doğan Hızlan

Sinemacı Yılmaz Güney

Yılmaz Güney, sanata edebiyatla başladı. Sinemayla sürdürdü, kitap yazmayı da ihmal etmedi.

Tartışmada anlayamadığım, onun yazdıklarından, filmlerinden çok, özel yaşamının gündeme getiriliyor olması.

Filmlerinin Türk sinemasındaki yeri nedir, bu soruların cevabını kimse vermek istemiyor. Tartışmaların temel çıkış noktalarını yalnış buluyorum.

NE YAZDILAR?

Kadın döven katil

Güney'in hayatı film olacakmış. (...) Yılmaz Güney kadın döven, entelektüel yönü zayıf, maço bir adam aslında. İlk eşi Nebahat Çehre'yi dayaktan geçiren, Çehre'nin kaçıp kurtulduğu adam. Hapisten kaçıp yurtdışına gitmesinin ise fikirle mikirle alakası yok. Adam katil. Bayağı katil. İçki masasında Yumurtalık Hakimi'ni vurmuş. Siyasi yön falan yok olayda. Adi bir katil. Sonra hapisten kaçıp yurtdışında tutunmak için kendine siyasi bir hava yaratmış. Senaryoyu yazan İnci Aral, röportajda bu cinayetten söz etmiyor. Üzerinden ‘‘Yumurtalık Olayı!’’ diye geçiyor. Yumurtalık olayı denen mesele, Yılmaz Güney'in basit bir katil olduğunu ortaya çıkaracağı için atlanıyor.

Fatih Altaylı (25 Ocak 2000, Hürriyet)

DÜNYA KARARINI VERMİŞ

Güney lumpen miydi? Marksist terminolojiyi hatmetmiş değilim, ama sanırım evet. Kökenleri, eğitimi ve yaşam serüveni onu kaçınılmaz olarak lumpen yapmıştı. Bu bir suç mu? Güney katil miydi? Orada değildim, ama büyük bir olasılıkla evet. Ama bu cinayet zaten onun lumpenliğinin ve kamudaki imajının kaçınılmaz sonucuydu.

(...) Peki biz toplum olarak, Güney'i hangi kimliğiyle hatırlamalıyız? ‘‘Lumpen katil’’ olarak mı? Yoksa o birbirinden güzel filmlerin, bunca yıl sonra hálá insanın gözünden yaş getiren senaryoların yaratıcısı olarak mı? Dünya bu konuda kararını çoktan vermiş. Larousse'dan Halliwell Filmgoer's Companion'a tüm ansiklopedik kaynaklarda yer alan hemen tek Türk sinemacısı o. Filmleri Film Guide'lara girmiş tek sanatçımız. Peki Nazım üzerine artık oluşmuşa benzeyen ‘‘consensus’’, Güney'den niye esirgeniyor?

Atilla Dorsay (27 Ocak 2000, Sabah)

O sadece bir lumpendi

Dün Fatih Altaylı çok güzel yazdı, Yılmaz Güney'in bireysel yaşamındaki yanlışlarının memleketimizdeki sol düşüncede itibar görmesi ve onun teoride anlatılan ‘‘sosyalist birey’’in neredeyse gerçek yaşamdaki saf hali şeklinde sunulmasıydı.

(...) Güney sadece bir lumpendi. Yaşam ideolojisi de yaratsa yaratsa ancak lumpen sosyalistler yaratabilirdi, zaten öyle de oldu. Sol düşüncede bir zamanlar (ben de dahilim buna) ARKADAŞ filmi, bence film tarihinde insani ilişkiler hakkında en acımasız, en tehlikeli ve en yanlış mesajları veren filmdi. Emeğiyle para kazanan orta sınıf insanlarına karşı kin yaratan, silaha tapan, kişilere uzaktan haince bakan insanları Türkiye'nin geleceğinin sahipleri olarak sunan bu film, normal bir ülkede bence sosyalizmin yüz karası olurdu.

Serdar Turgut (26 Ocak 2000, Hürriyet)

HEPTEN YOK SAYAMAYIZ

Fatih Altaylı, yazısının bazı bölümlerine katılmamama rağmen, bir tabuyu yıkarak, önemli bir işlevi başlatmış oluyor.

Evet, insanları ve kurumları kutsallaştırmayı pek seven geleneğimizi sorgulamanın tam zamanı! Ancak bazı düzeltmeler yapmak gerekiyor. Kutsallaştırmanın karşıtı yerme, ele alınan insanların katma-değerlerini hepten yok saymak olmamalı. Ayrıca, kutsallaştırma geleneğini de sadece Türk soluna ait bir bağnazlık olarak görmek resmin sadece bir yönüne işaret etmektir.

Yılmaz Güney bir cinayet sanığı! Donanımı da oldukça şüpheli bir kişi. (...) Ancak Turgut'un bugün beğenmediği ‘‘Arkadaş’’ adlı filmi, sinemalara yansıdığı dönem itibarıyla, bence önemli bir mesaj taşıyordu. Orta sınıfı rahatsız eden bu film o tarihte, bu sınıfın aymazlığından dem vuruyordu. Bugün yine orta sınıfa marka özlemi, gösteriş merakı gibi nedenlerle içerlemiyor muyuz?

Cüneyt Ülsever (27 Ocak 2000, Hürriyet)

GÜNEY PKK YANLISIDIR

Yılmaz Güney belki yetenekli ama eğitimsiz, tipik bir ‘‘lumpen sinemacıydı’’. (...) Yılmaz Güney de kadın döven, adam öldüren, kumarhane işleten, tipik bir maçoydu, Beyoğlu'nun yan sokaklarının bir unsuru... ‘‘Siyasi baskılardan’’ falan değil hapishaneden kaçıp Fransa'ya gitmişti, suçu da politik falan değil, düpedüz adam öldürmekti, cinayet işlemekti yani. Yılmaz PKK yanlısıydı. Apo ne kadar devrimciyse, Yılmaz da o kadar devrimcidir.

Engin Ardıç (27 Ocak 2000, Star)

EŞİ FATOŞ GÜNEY

100 yıla yakın cezası vardı

Yılmaz Güney adı son günlerde başlatılan haksız ve çirkin bir kampanyayla kirletilmeye çalışılıyor. Bir eleştiri üslubu ve sınırlarından uzak biçimde Yılmaz Güney'in kişiliği üzerine yapılan hakaretler olarak gelişen kampanyaya inanıyoruz ki başta okuyucuları, seyircileri, sanatçı dostları ve en önemlisi onun eserleri yanıt verecektir.

Ölümünden onyedi yıl sonra Yılmaz Güney'in belli bir dönemi ve özel hayatının bazı ayrıntılarının öne çıkarılmasının ve ‘‘lumpen katil’’ gibi nitelemeler yapılmasının, yazılarının, filmlerinin hatta fotoğraflarının bile uzun yıllar yasaklı kalmasından dolayı onu tanımayan genç kuşaklara 12 Eylül generallerinin mantığı ve dili doğrultusunda bir imaj empoze etmeyi amaçladığı ortadadır.

Yılmaz Güney yurtdışına yalnızca Yumurtalık Olayı nedeniyle kaçmış değildi. Düşünceleri yüzünden 100 yıla yakın ceza almıştı. O bir düşünce suçlusudur.

Bugün yapılan eleştiriler, soğuk savaş döneminin McCarthy'ci anlayışından kalma ilkel ve art niyetli açıklamalardır. Basın ahlak ilkelerine ve etiğine aykırıdır. Altaylı, Ardıç, Turgut hakkında şahsım adına avukatım hukuki işlem başlatacaktır.

FİLMİN SENARİSTİ İNCİ ARAL

Altaylı’yı yanlış tanımışım

Yılmaz Güney her şeyden önce iyi bir yazar, iyi bir öykücü, 1970 yılında Orhan Kemal ödülü almış bir yazar. Bütün yaptıklarına ve yazdıklarına bakınca onun kesinlikle bir entelektüel olduğunu görüyorum. Fatih Altaylı'nın yazısını, üslubunu ona hiç yakıştıramadım. Ben onu yanlış tanımışım. Yılmaz Güney hakkında ‘‘eli kanlı katil’’ şeklinde bir tanım kullanmasını kınıyorum.

ESKİ ARKADAŞI NİHAT BEHRAM

Hem ona hem halkına haksızlık

Yılmaz Güney, halkın değerli bir evladıdır. Onun zulüm düzenine karşı hıncı, halkın kıvılcımıdır. Altın yeteneği insanlığın zenginliğidir.

Bence hem ona, hem onun canıyla bağlı olduğu halkına yapılan en büyük haksızlık ve yanlışlık, efsaneleştirilmesi olmuştur. Bu, onun yanlışlarını da görmezden gelme, giderek savunma sonucunu doğurmuştur. Mitosculuk-efsanecilik, bilim öncesi çağın tutumudur.

Bence yanlışlık, kendi değerlerimize, yanlışlarının altını çizerek sahip çıkmadığımız noktada başlıyor. Şimdi üstünde tartışılan ‘‘hakim öldürme olayı’’ zamanında soğukkanlı değerlendirilmiş olsaydı, bugün hortlamazdı. Yanlış bakış, karşı kutba taşımıştır. Olay sıcağı sıcağına eleştirilmiş olsaydı, hem Yılmaz Güney kárlı çıkacaktı hem devrimci düşünce. Yılmaz Güney'e yaklaşımdaki yanlışlığın iki kutbu var: Biri, toptan yok sayma, saldırı, kara çalmadır. Diğer kutbu, efsaneciliktir. Bu da, gerçeğe karşı körlüğü besliyor. Yılmaz Güney'i mitos elbisesinden çıkarırsanız, yanlışları ve doğrularıyla fakat insan güzelliğiyle ortaya çıkar.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!