Kadın bacak bacak üstüne atabilir mi?

Güncelleme Tarihi:

Kadın bacak bacak üstüne atabilir mi
Oluşturulma Tarihi: Aralık 30, 1999 00:00

Haberin Devamı

Gazeteci-Yazar Faik Bulut, ‘‘İttihat ve Terakki'de Milliyetçilik Din ve Kadın Tartışmaları’’ adlı iki ciltlik kitap yazdı. Biz kitaptan sadece ‘‘Kadın’’ tartışmalarını aktaracağız. Bulut, onlarca kaynaktan derleyerek hazırladığı kitabında, Meşrutiyet ve Tanzimat basınında, Meclis-i Mebusan'da; kadınların okula gidip gitmemesi, kadın-erkek eşitliği, kadınların erkeklerle birarada bulunması, kadının dışarıda çalışması, karma eğitim, kadın hakları, tesettür, örtünme, türban, çok kadınla evlilik, görücü usulü evlenme gibi konuların nasıl ele alındığını nasıl tartışıldığını, aradan yüz yıl geçmesine karşılık -ne yazık ki-bugünle ne kadar benzerlik gösterdiğini anlatıyor...

Tanzimat aydını, genellikle işsizlikten canı sıkılan şehir kadınının sorunlarını ele aldı, onu işe yarar hale getirmenin yollarını aradı. Yapılacak ıslahatta, kadının eğitiminin ön plana alınmasını istedi. Namık Kemal, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamid, Sami Paşazade, Fatma Aliye gibi kalem erbabı, ‘‘Kadınlara sosyal haklar verilmesinin İslamiyete aykırı olduğu’’ yolundaki iddiaları, yine İslami kaynaklara dayanarak çürütmeye çalıştılar. Abdülhak Hamid, Tarık adlı eserinde ‘‘Bir milletin kadınları, ilerleme derecesinin ölçüsüdür’’ dedi. Bu söz, Meşrutiyet dönemi kadın dergilerinde özdeyiş haline geldi.

Osmanlı'da kadınların nasıl ve hangi kurallar içinde giyinmeleri gerektiği, padişah fermanlarıyla belirlendi. Tanzimat Dönemine girildiğinde fermanlar da tartışılmaya başladı. Örneğin 1726 tarihli padişah fermanında bakan neler yazıyordu:

‘‘İstanbul hanımlarının Şeriat ve hükümdar kanuna aykırı elbise giydikleri, bazı yaramaz avratların halkı saptırmak için gavur avratlarını taklit etmek suretiyle açılıp saçılarak sokakta dolaştıkları; bu durumu gören namuslu ve hayalı kadınların da gavur taklitçilerine özendikleri tespit olunmakla, mezkur nesneler külliyen yasaklanmıştır.’’

Edebi eserlere konu edilen kadınlara ilişkin fikirler, çok geçmeden gazete ve dergilere yansımaya başladı. 1868'de çıkan ‘‘Terakki’’, kadın hakları ve seçimden söz eden ilk gazete. Terakki'de, kızlar için okul açılması, kadın-erkek eşitliği ve tek kadınla evliliğin üstünlüğüne ilişkin yazılar yayımlandı. Tanzimattan itibaren kadınlar öğretmenlik yaparak devletten resmen maaş alıyorlardı. Yeni olan, Kadın Haklarını Savunma Derneği üyesi Bedra Hanım'ın Telefon Şirketi'nde, 1913-14 yılları arasında büyük tartışmalara yol açarak ilk kadın görevli olarak işe başlamasıydı. Ardından Nimet Hanım da Maliye Bakanlığı'nda çalışan ilk kadın oldu. Birinci Dünya Savaşı başladığında, erkeklerden boşalan yerlere kadınlar alındı. Tepkiler yumuşatılsın diye, dairelerde haremlik-selamlık yöntemi uygulandı. Erkek ve kadın memurlar arasında getir götür işlerini odacılar yaptı. Mesai bitiminde önce erkekler binayı terkediyor, kadınlar daha sonra çıkabiliyordu.

Meşrutiyet'in ilklerinden biri de tiyatro sahnesine çıkmak oldu. 10 Kasım 1918'de Behire Memduha, Beyza, Refika, Afife adlı genç kızlar, Güzel Sanatlar okuluna gittiler. Jale lakabını alan Afife Hanım, 1920'de Kadıköy Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Ancak İçişleri Bakanlığı bu olay üzerine Türk kökenli kadınların sahneye çıkmasını yasakladı. Buna rağmen birçok kadın, Afife Jale'yi izleyerek sahneye çıkmaya devam etti.

Meşrutiyet devrinde yayımlanan Kadın dergisinde, Ayşe İsmet adlı yazar, İzmir'de tiyatroya giden kadınların maruz kaldığı saldırıyı yazıyor: ‘‘Binlerce erkek toplanarak, Müslüman kadınlarını zor ve şiddet yoluyla tiyatroya gitmekten men eylemiştir. Buna rağmen zabıta kuvvetleriyle hükümet memurları, bu bağnaz ve yobaz harekete seyirci kalmışlardır(...) Meclis-i Mebusan'da lehimize söz söyleyebilecek bir milletvekilinin bile çıkmayışına doğrusu hayret ediyoruz.’’

İSLAMCILARIN TAVRI

Tarih boyunca birçok uygarlığın kadının özgürlüğü ve saltanatı sebebiyle çöktüğünü ileri süren İslamcıların öncülerinden Prens Sait Halim Paşa şöyle yazdı:

‘‘Sosyal çöküşümüzün en tehlikeli neticelerinden birini, bazı kadınların hak iddiaları teşkil ediyor. Günümüzde kimi kadınlar örtünmeyi terk etmek, daimi olarak erkeklerle birarada bulunmak, hürriyet ve serbestlik elde ederek Batı kadınları gibi yaşamak istiyorlar.’’

Son Şeyhülislam Mustafa Sabri, kadınların idari işlerde istihdam edilmesine kesin bir dille itiraz etti. Musa Kazım Efendi, kadınların çarşafsız ve yanlarında bir erkek olmadan sokağa çıkmalarının yasaklanmasını savundu.

Yasaklama talebi öyle bir noktaya geldi ki, Şeyhülislamlık ve İstanbul Muhafızlığı harekete geçerek aile reislerini uyardı ve ‘‘İslam adabına ve milli terbiyeye aykırı hareket eden kadınlar hakkında şiddetli kanuni takibat yapılacağını’’ duyurdu.

ŞERİAT HUKUKU

Türkçü teorisyenlerin çabalarıyla 1917'de resmileşen Aile Hukuku Kararnamesi, İslamcıların sert muhalefetine ve ithamlarına hedef oldu. Onlara göre Kararname, ‘‘Kamu menfaatine aykırı olduğu gibi Şeriat hukuku alanını daraltıcı’’ nitelikteydi. Kararname çok kadınla evlilik, evlenme ve boşanma konusunda İslam hukukundan farklı yasa maddeleri içerdiğinden, İslamcıların saldırıları gittikçe arttı. Onlara göre çok kadınla evlilik insanlığa, medeniyete ve Anayasa'ya aykırı değildi. Hatta iki önemli nedenden çok gerekliydi:

‘‘Cinsel ihtiyaç ve namusu koruma. Ayrıca nüfus çoğalması ve çeşitliliği seven insanların nefislerinin tatmini de bu sayede olur’’!

Şeyhülislam Mustafa Kazım Efendi'nin konuyla ilgili hükmü de şöyle: ‘‘Keşke çok kadını idare edecek kudrette erkekler olsa da mal üretme tarlası birçok kadın, evlerde hareketsiz kalıp kocamasalar.’’

KADIN VE ÇARŞAF

H. Mahmut, 1914 Martı'nda yazdığı ‘‘Asırlarca Evvel Tamamen Halledilmiş Bir Mesele’’ adlı kitabında çarşaf giymeyen kadınları, ‘‘Çingene meşrepli ve leş’’ olarak niteliyor.

1919'da Ahmet Şirani, ‘‘Kadınlığın Hayat-ı İçtimaiyesine İndirilen Darbeler’’ yazısında ‘‘Birtakım edibe, şaire, hatibe Hesna ve Meliha Hanımlar, gecelerde Türk Ocağı'nda hitabet kürsülerine çıkarılarak, kadınların hürriyet ve eşitliklerinin geri alınması gereğine dair konferanslar verdiriliyor. Hatibe hanımlar türlü türlü cilveler ve işvelerle 'burada olduğu gibi sokaklardan geçerken de çarşaf denilen kefenleri yırtıp atacağız' dedikçe hoş ve mest olmuşçasına bir vaziyette dinlemekte bulunan Merkezi Umumi üyesi, kabine erkanı, Mebusan ikinci reisi bıyıklarını bura bura alkışlıyorlar.’’

Şirani, tesettür aleyhinde İstanbul ve taşrada propaganda yapıldığını, kadınları kötü yola ve sapkınlığa sokmaya ve kandırmaya yardım eden maddi ve manevi bütün araçları kullandığını söylüyor.

‘‘Dünya kadınlar dünyası, hürriyet, kadın hürriyeti oluverdi. (...) Bir hürriyet ki terbiyeyi, nezaketi, iffeti, hürmeti kadınlardan tamamen kaldırdı. Vapurlarda, sokaklarda, tramvaylarda bacak bacak üstüne atıp oturmak, şarkı söylemek, sigara dumanlatmak, dumanları erkeklerin yüzlerine üflemek,, tramvaylara inip binerken kendi taraflarını bırakıp erkeklerin oturduğu tarafa hücum etmek...’’

Eğitimin fazlası zarar

İttihat ve Terakki'de Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, kadın hakları ve çok kadınla evlenmeye ilişkin ‘‘Dini-İçtimai Makaleleri’’nde şunları yazmış:

Kadın Hakları: Tesettür, kadına hiçbir meşru hakkını kaybettirmez. Kadın da erkek gibi malını istediği kadar tasarruf eder. Namus dairesinde gezmeye gider, eğlenir. Kendi aralarında oluşturdukları dernek ve toplantılarda konferans verebilir, dinleyebilir. İlk, orta ve lise derecesinde eğitim görebilir. Fazlasına ev işleri ve analık görevleri elverişli değildir.

Çok Kadınla Evlenme: Çok kadınla evliliğin faydaları, nüfusu çoğaltmaktan başlar. Kadınları hasta olan erkekleri, fuhuş yoluna sapmaktan korur. Evde kocayan kızları, dul kadınları erkeksizlikten kurtarır.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!